Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Şeyda Dal

Tarih: 2012-09-04

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu galip olan bir kişi, karşı tarafın maliki olup da kendisinin önemsediği her nimet için, içinden çıkılmaz hüsran, hınç ve öfke duygusuyla boğuşur. En kötüsü de, bu tutumunun içinde isyanın barınıyor olmasıdır. Kıskançlık, hasetle aynı anlam örgüsünde kullanılıyor olsa da, bazı olumlu yönleriyle hasetten ayrılmaktadır. Dengeli bir kıskançlıkta kişinin eşini, çocuklarını, sevdiklerini tehlikelerden, kötülüklerden koruyan bir güdü hakimdir ki, azlığı da çokluğu da iletişimlerde bozukluklara neden olmaktadır. Haset ise tamamıyla nefsanî bir maraz, olumsuz bir duygudur. Nasıl ki iffet, hayâ, adalet gibi güzel ahlaklara çok büyük önem atfedilmişse, cömertlik ve doğruluk gibi faziletler iyi bir Müslüman olmaya delil olabiliyorsa haset de bu ölçüde bir rezalet olarak değerlendirilmektedir. Özellikle de en üst seviyede yaşanıyorsa. Çünkü haset; kin, laf taşıma, gıybet gibi pek çok günaha ve hataya davetiye çıkararak kardeşlik duygularına gölge düşürmektedir. Hasedin, kardeşlik duygularını zedelediğini hatta öldürdüğünü şu hadis-i şeriften anlıyoruz: “Sakın birbirinize haset etmeyiniz, küsüşmeyiniz, birbirinizden buğzetmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz. Ey Allah’ın kulları kardeş olunuz.” Bir başka hadiste ise Resulullah Efendimiz hasedin zararına işaretle “ateşin odunu yediği gibi hasedin de iyilikleri yediğini” söylemiştir. İnsan, hasediyle yaptığı iyilikleri yer bitirirken, kendi kendisini de yer bitirir. Çünkü haset, öfke kaynaklı bir duygudur. Dikkat edilecek olursa, insanın kalbi ne zaman şefkat duygularıyla dolsa öfke ve kin duyguları, bunun akabinde de haset düşüncesi kalp evini terk eder. Hasede engel olunmadığı zamanlarda ise insan, kendi kendine kıvranıp durur. Ta ki haset ettiği şeye sahip olana kadar ya da o kıymetli şey haset edilenin elinden çıkana kadar. Zaten bu, hasedin en kötü mertebesidir ki insan haset ettiği şey kendisinde olmasa bile karşı tarafın elinden gitmesini ister. Bu ekonomik yönden rahat bir yaşam, ilim, güzellik, nesep, akıllı ve sevilen bir kişi olmak, güzel bir hitabete sahip olmak gibi dünyevi yönü öne çıkan konularda olabildiği gibi teslimiyet, muhabbet ve ahlak yönünden iyi bir konumda bulunmak gibi manevi bir konuda da olabilmektedir.

 

Haset ve öfke çift taraflı olarak birbirlerini besleyen kavramlardır. Bazen haset öfkeye sebep olabilirken, bazen de öfke ve kin duyguları hasedi körükleyebilmektedir. Şöyle ki, birbirlerine sevgi ve anlayışla yaklaşan arkadaşlar arasında bile, zaman içerisinde çekememezlik sebebiyle uzaklaşma olabiliyor. Bu soğukluğa, kişinin arkadaşının öne çıkan yönleriyle kibirlenip kendisini ezeceği endişesi neden olmaktadır. Yani karşı taraf kibirlenip onu aşağılamasa bile o ezileceği korkusuyla anlamsız bir savunma geliştirerek geri adım atmaktadır. Bazen de ilişkilerde çeşitli nedenlerle nefret duyguları insanın gözünü boyayınca, kıskançlığın tezahür etmesi kaçınılmaz bir durum halini alır. Ve haset edilen, imrenilmeyi takdir edilmeyi hak etmişken bazıları tarafından kusurları araştırılan, eleştirilen Müslüman oluyor. Oysa kültüründen, ahlakından, sosyal ilişkilerindeki dengeli davranışlarından faydalanabileceğiniz bir kardeşinizden sırf hasediniz sebebiyle uzaklaşmanız hem kendinize hem arkadaşınıza hem de dostluğunuza yaptığınız bir ayıp ve adaletsizliktir. İlmin sonu yoktur ve ahlaki terakki için de ilmin yanı sıra ahlaklı insanlarla ünsiyet kurmak gerekir. Mevlana Hz.’ne “Siz Şems gelmeden önce de zaten çok takva bir insandınız, sabahlara kadar ibadet ederdiniz. Şems’te ne buldunuz ki ondan kopamıyorsunuz.” diye sorarlar. Mevlana ise “Ben Şems’i tanıdıktan sonra sokakta aç kalan insanlarla beraber açlığı tatmayı, üşüyenlerle birlikte üşümeyi öğrendim.” demiştir. İşte bu sebeple Peygamber Efendimiz; “Haset etmek asla doğru değildir. Yalnız iki kişiye haset etmek caizdir. Allah’ın verdiği malı Hak yolunda harcayan kişi ile, Allah’ın verdiği ilmi uygulayan ve başkalarına öğreten kişi” demiştir. Buradaki hasetten kasıt gıpta etmektir.

İmam- ı Gazali’nin hasede ilişkin şu sözleri çok anlamlıdır: “Hiçbir insan yoktur ki tanıdık ve akrabalarından kendi nefsinin üstünde bir cemaati görüp de, onlarla eşit olmayı sevmemiş olsun ve böyle bir sevgi nerde ise mahzurlu olan hasede insanı sürükler. Eğer kuvvetli bir imana sahip, kalbinde takva, sarsılmaz bir şekilde yerleşmemişse, insanoğlunun korku noktası emsallerinden eksik kaldığı zaman bu korku onu dinen zemmedilen hasede sürükler. Tabiatı kardeşinden nimetinin zail olup gitmesine meyletmeye sürükler. Ta ki nimet sahibi kendisi ile aynı seviyeye inmiş olsun. Zira kendisi nimeti elde etmek suretiyle arkadaşının seviyesine terakki etmekten acizdir. Böyle bir temenni ise asla ve kat’a dinde ruhsatlı olmayan bir temennidir. Belki haramdır. İster dini maksadlar hususunda, ister dünyevi hedeflerde olsun; böyle bir imrenmenin mahzurlu olması yüzde yüzdür. Ancak Cenab-ı Hak dilerse bu gıptasını fiiliyat sahasına dökmeyen bir kimseyi affedebilir. Ve nefsinde de bunu kerih görmesi kendisine kefaret olur.”

Hasedle mücadele edip başa çıkabilmek gerçekten zordur. Bunun için Resulullah Efendimiz (sav); “İnsan üç şeyden kurtulamaz. Zan, gıybet ve tefeül (bir şeyi uğursuz saymak). Mü’min için bunlardan çıkış yolları vardır. Birisine haset ettiğin zaman zulme kaçma.” diye buyurmuştur. İnsanın bazı kişilerden üstün olan meziyetleri ya da ekonomik rahatlığı, haset edenler tarafından dayanılmaz bir hal alsa da bu onun kemalatından, ahlakından veya sahibi olduğu şeylerden bir şey eksiltmez. Haset eden de gıptayla, sevgiyle ona yaklaşmak kendisine ağır geldiği için ve hasedinin yükü altında ezilmek istemediği için kibirlenerek tepki verir. Bu bir inkâr psikolojisidir. Bu psikoloji, kişiyi Allah dostlarına bile olumsuz tutum takınmaya doğru iter. Yani nefsani hezeyanlarla “bu insan böyle bir makama gelmiş olamaz, nasıl olur da gelir” duygusuna bürünür. Mekkeli müşriklerin de kibir ve hasetleri imanlarına engel olmuştu. Onların isyanını şu ayetler anlatmaktadır:

“Yine şöyle dediler. Şu Kur’an iki memleketten (Mekke ve Taif’ten ) bir büyük (mal ve mevkice) adama indirilseydi ya !” (Zuhruf;31) Bu huy rekabet duygularının yaşandığı ortamlarda, aynı amacı güden insanlar arasında kendisini daha bariz bir şekilde gösterir. Esnaf esnafa, âlim âlime, öğrenci öğrenciye, komşu komşuya, akrabalar birbirlerine haset eder. Hatta kardeş olmak bile hasedi kamçılayıcı bir etkendir.

Haset hangi durumda karşımıza çıkarsa çıksın nefiste bir isyan duygusunun hakim olduğu aşikardır. Bu hal, kişiyi Allah’ın kulları arasındaki taksimatını beğenmemeye sürükler. Hasetteki kilit nokta budur. Oysa emr-i ilahînin hangi sebeple cereyan ettiğini kulun bilmesi, her zaman mümkün değildir. Allah bazı kullarına hem mal hem yüksek bir zeka hem de ilim gibi çok önemli nimetler vermiştir. Bu insanın imtihanı da kendisine verilen nimetler ölçüsünde olacaktır. Bazıları da ömrü boyunca fakirlik içinde yaşar, türlü türlü sıkıntılarla boğuşur ama sabırları onlar için kurtuluş olabilir.

Hasedden kurtulmak için en başta değer takdir duygusunun geliştirilmesi lazım. Kendimize, çocuklarımıza değer, anamıza babamıza, eşimize değer vermemiz, onlarla onur duymamız bizim olan ve bizden izler taşıyan her şeyi sevmemiz lazım. Çünkü insan içinde bulunduğu şartları, kabiliyetlerini, başarılarını hatta başarısızlıklarını ve en önemlisi de kendisi için imtihan olan şeyleri yeterince sevmezse aşağılık kompleksine düşer, öfke kisvesini giyer. Başkalarının sahip olduğu değerler, kompleksli bir insan için kindir, haseddir. Çünkü varlık, insanın ekmek gibi, su gibi temel ihtiyacıdır. İnsan var olamazsa, Allah’ın kendisine sunduğu nimetlerdeki güzelliklere odaklanarak şükür duygusu içinde; bir farkındalık psikolojisi içinde yaşayamazsa başkalarının varlığı onun için mutsuzluktur, kızgınlıktır. “Hasedin temelinde yatan ana varsayım şudur: Ben kendi özvarlığım içinde değerli değilim, değerli olabilmem için bazı ek ilişki, nesne, üne gereksinmem var. Bu ilişki bende yok, onda var. Onun yaşamı anlamlı benimki ise anlamsız. Bu varsayım, utanca boğularak büyüyen kişinin temel varlık öğesidir.” (Cüceloğlu, 92)

Anne baba olarak, başkalarını her fırsatta eleştirip yükseldiğini zanneden kişiler, çocuklarının da her gördüğü kişiye “hıh mıh” yaparak burun kıvırmasına sebep olmaktadırlar. Siz toplum içinde sevgiyi, anlayışı, sağduyuyu öne çıkarırsanız, tecessüs yapmazsanız, çocuklarınız da görerek öğrendiği için, kardeşlik duygusunun tadına vararak büyür. Şefkat etmeyi, arkadaşlarının sevinciyle sevinmeyi; kederiyle kederlenmeyi öğrenir. Bu, nefsimiz için zor olandır fakat hasedin insanın içini yakan bir kor olduğu, özgüveni ve kabiliyetleri sınırlayarak insanın diğer hastalıklarını kamçıladığı düşünülürse, hasedle yaşamanın bir Müslüman için ne kadar tehlikeli olduğu görülecektir. Yüksek ahlaklarıyla bizlere örnek olan Ashab-ı Kiram’ın hayatlarına baktığımızda ise onların yaşamlarının merkezine sevgiyi ve merhameti aldıklarını görürüz. Bu güçle nefisleriyle mücadele edebilmişlerdir. Kur’an-ı Kerim’de ahlaklarından övgüyle bahsedilen ensar, eşi görülmemiş bir şefkat ve cömertlik duygusuyla Muhacirlere kapılarını açmışlardır. Onlar da Müslüman olmakla şereflenmeden önce nefsanî marazlarıyla baş başa yaşıyorlardı, onların da zaafları vardı. Fakat Peygamberimizin öğretilerine, Kur’an’ın emir ve yasaklarına motive yaşantılarıyla çok yüksek makamlara eriştiler. Öğrendikleri her şeyi Kur’an’da da buyurulduğu gibi içselleştiriyorlardı. Bu sebeple sahabeyi, örnek olmaları açısından “onlar ashaptı biz böyle olamayız” diyerek, hayatımızdan soyutlayamayız.

Düzgün bir iletişim için yatırım yapmak gerekir. Sevgiyle, saygıyla, fedakârlıkla, merhametle… Sıkı dostluklar için hediyeleşmek, incelikten ve sadakatten taviz vermemek lazım. Hasedin belini bu amellerle kırabilirsiniz. Fiilleriniz rol bile olsa bir gün meleke halini alacaktır

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları