Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Şeyda Dal

Tarih: 2012-05-02

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumuzda, bu istek bizim kalbimizi adeta yakar. Hayalen Asr-ı Saadetin tam ortasında kendimizi bulduğumuz zamanlar bile olur. Aslında hayal bile olsa mutlu eder asr-ı saadeti bir lahza yaşamak...

Düşünsenize Resulullah’la aynı sofrada olduğunuzu… Ya da O’nunla aynı yolda yürüyüp aynı havayı ciğerlerinize doldurduğunuzu… Ya da O’nun kıldırdığı bir sabah namazından sonra ellerinizi semaya kaldırıp, mübarek ağzından çıkıp muhteşem bir raksla kulaklarınıza gelen duaya “âmin” dediğinizi… O tevhidi tebliğ ederken siz de ayağının tozu olduğunuzu düşünün…

Ama dediğimiz gibi tüm bunlar hayal. Hayal olduğu kadar O’na erişmiş olana duyduğumuz hayranlığın, onlar gibi olabilmek özleminin de ifadesidir aynı zamanda. Kim Hz. Ebu Bekir’in sadakatinden biraz olsun istemez. O öyle bir sadakatti ki hicret mağarasının kapısında bekleyen ölüm bile onun yüreğinde, Resulullah sevdasından bir zerre dahi eksiltemedi.

Ya Hz. Nesibe… Müşriklerin muhasarası ile zulmün en âlâsını yaşayan müminlerin acısıyla nâzenin gönlünde hüznü son raddesinde hisseden Resulullah’ı davet eden Taif’liler O’nu alçakça taşlamışlardı. Taşlamışlardı da O, bir bağ kenarında “Aman ya Rabbi! onları kahretme, bilmiyorlar. Sende çare tükenmez. Sen çareleri halk edensin.” Diye, o şartlarda dahi coşkun bir merhametle duasını ederken, aynı anda Hz. Nesibe’nin gönlü hicretin ilk ev sahipliğini yapmıştı. Efendimiz dua ederken Hz. Nesibe Medineli Müslümanlara ithafen “Ne duruyorsunuz? Kâinatın Efendisi üzgün, çok zor durumda.” diyerek hicretin ateşini yaktı. İşte Hz. Nesibe’nin gönlündeki Resulullah’ı davet sırrından bir miktarını, hangi mümin yüreğinde istemez.

Evet. Ashabın hangisine bakarsak bakalım; onların yerinde olabilseydik arzusunu az ya da çok, birçoğumuz hissederiz. Ama bu, hissiyat noktasında takılır kalır, çoğunlukla oradan öteye geçemez. Belki de Resulullah’la aynı devirde yaşamış olsaydık temennimiz yeterince samimi değildir.

Öyle ya, Resul her ne kadar baki âleme intikal etmiş olsa da O’nun hayat tarzı bize miras kalmıştır. Ve O’nun yaşadığı gibi yaşamak aslında O’nunla olmanın başka adıdır. İşte tam da bu nokta bizim nâkıs kaldığımız nokta. Hem O’nunla aynı devirde yaşasaydık diye iç geçirirken hem de bize bıraktığı mirasa sahip çıkmıyoruz.

Efendimiz bir hadisinde ‘Kişi sevdiği ile beraberdir ‘ diye buyurmuştur. Önce hadisin söylendiği zamana dönelim. İslam’ın korunması ve yayılması için çıkılan bir sefere ilmi az ama imanı dağlar kadar sağlam olan bir köylü de iştirak etmişti. Onun için Resulle böyle bir sefere katılmak İslam’a hizmet adına yollara düşmek saadet sebebi idi. Ne çöl ne de geçilen susuz vadiler ona yorgunluk vermiyor, bu yolculuktan asla elem duymuyordu. Sadece bu sefere katılamayanları düşünüp onlar için üzülüyordu. Kendi kendine;

-“Ne olurdu bu seferden falan ve filan akrabalarım da hissedar olsalardı. Nitekim onlar da Resulullah’ı seviyor, hürmet ve itaatta kusur etmiyor. Ne yazık ki onlar bu mesut gazada yoklar.” diye düşünürken, karar verdi. Resulullah’a soracaktı; kendileri Medine’de olduğu halde gazadan haberi olmayanların ya da meşru mazeretleri sebebiyle orduya iştirak edemeyen göğüsleri iman dolu müminlerin hali ne olacaktı?

Ve bağırdı

-Ya Muhammed, ya Muhammed!

Ses tonu ile birlikte hitabıyla da kaba saba olan bu seslenişten sahabeler rahatsız olmuşlardı ve hemen ikaz ettiler.

-Ne biçim söz bu böyle. Sen Resulullah’a bağırarak hitap etmekten çekinmiyor musun?

Fakat Efendimiz tüm şefkati, sabrı ve anlayışı ile kalbi ince, imanlı ama sadece ifadesi kaba saba olan köylüyü hoş karşıladı.

-Söyle bakalım, ne sormak istiyorsun? diye sordu.

Resulullah’ın tebessüm ve şefkatle verdiği cevap köylüyü saadetin derinliklerine daldırdı ve sordu;

-Ya Resulullah, şu anda biz sizinle bulunmaktan öylesine haz ve sevinç hissediyoruz ki bunu dille ifade etmek mümkün değil. Ne var ki, bazı yakın ve tanıdıklarımız da var ki; onlar da en azından bizim kadar sizi seviyorlar. Ne yazık ki sizi bu kadar seven insanlar şu anda burada yoklar. Acaba onlar ahirette de sizinle birlikte olamayacaklar mı?

Sual merak uyandırıcı idi. Bu sorudan bütün ashap memnun olmuş, cevabı beklemeye başlamışlardı.

Tebessüm eden Allah’ın Resulu tek cümle ile şöyle buyurdu;

-Kişi sevdiği ile beraberdir.

İşte bu hadis O’nunla aynı zamanda yaşama lütfuna eremeyen bizler için bir müjdedir aslında. Çünkü O sadece yaşadığı asra göre konuşmamıştır. Kendisinden sonraki zamanlar ve onun içindekiler O’nun muhatabıdır. Ve kişinin her ne kadar zahiren Allah’ın sevgilisi ile birlikte olamasa da maneviyatta O’nunla olabileceğinin delilidir. Tabii muhabbetimize eşlik eden bir itaat varsa… Yani sevgi kuru kuruya olmuyor. Sevenin sevdiğine tabi olması gerekiyor. Mesela bizi çok sevdiğini söyleyen evladımız bize hiç itaat etmese, onun sevgisinin bizim indimizdeki değeri ne olabilir ki? Ya da sevgisi ne kadar inandırıcıdır?..

O halde sevgi, beraberinde itaat varsa kıymet kazanıyor. Aslında sevgi doğal olarak arkasından itaati getirir. Bunu bize yine en güzel, Peygamberimizin Ashabı ispatlamıştır. İnsan severse yıllardır süre gelen alışkanlıklarından, malından, ailesinden hatta canından geçip itaat ediyor.

Evet, biz sünnetle olan alakamız kadar Efendimiz’le birlikteyiz. Hayatımızda sünnetin kapladığı yer kadar O’na olan muhabbetimiz hakiki. Gerisi aldatmaca, kandırmaca…


Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları