İdeal İnsan Modeli Seyyidimiz-Sedat Ertekin

İdeal İnsan Modeli Seyyidimiz-Sedat Ertekin

Tarih: 2012-03-31

Bu konuşmamda sizlere, ideal insan çerçevesinde maneviyat önderimiz olan Seyyidimiz Şenel İlhan Beyefendi ve onun bizim üzerimizde oluşturduğu tesirden bahsetmek istiyorum.

Yıl 1991, Feyz’le henüz tanışmamıştım. Tasavvufla tanışalı ise bir yılı yeni geçmişti. Birgün bulunduğumuz mekâna oradaki arkadaşlardan biri, elinde 2 adet dergi ile geldi; “Tokat’taki kardeşlerimiz dergi çıkarmışlar.” dedi. Derginin 2. ve 3. sayıları idi. O arkadaşları o an hiç tanımadığım halde, dergiyi sanki kendim çıkarmış kadar sevindim. Çok zaman geçmedi, belki bir iki ay sonra Seyyidimiz’le tanıştık. Sanki ruhum onu o an değil de uzun yıllardır tanıyordu. Sanki o an yıllardır kayıp olan parçamı bulmuş gibiydim. Tabi tanışır tanışmaz kendisini çok sevdim ve yıllarca sevgim hiç azalmadan hep artarak devam etmiştir.

Seyyidimiz’in manevi hallerinden dolayı birkaç yıl neredeyse hiç görüşemediğimiz dönemler oldu. O dönemler biz İstanbul’dayız, Seyyidimiz Tokat’ta. O kadar kendisini özlerdik ki “Keşke bizi çağırsa da yaya olarak İstanbul’dan çıkıp Tokat’a varsak...” Bize hiç zor gelmez, bizim için bahtiyarlık olurdu…Çünkü O bizim can suyumuzdu...

Başka ortamlarda sohbetin, vaazın bir an önce bitmesini istememize rağmen Seyyidimiz’in yanında durum çok farklıydı. Seyyidim sabahlara kadar sohbet eder fakat kimse bıkmaz, öyle ki sohbet günlerce sürsün istersiniz. Sabah Seyyidim’den ayrılsak akşama onu tekrar özleriz. Bir gün önce görüşmüş olsak dahi, ertesi gün onun tekrar dergiye geleceği haberi hepimizi heyecanlandırır. Sanki bir gün değil bir yıl görüşmemişiz gibi ona olan özlemimiz ve duygularımız hep canlı kalır.

Evet, Seyyidim Allah için varını yoğunu ortaya koyan bir hizmet eridir... Ne var ki tarihte Yunusların, Mevlanaların başına gelenler onun da başına geldi. Kimseden çekmediğini cahil insanlardan çekti. Fitneler, fesatlar, iftiralar ve çekememezlikler... Bunlar o kadar yoğun yaşandı ki nefs ve şeytan sanki tüm askerlerini onun üstüne salmıştı. O ise yönünü Allah’a dönmüştü ve Allah için sabretti. Eğer o yaşananları bilseniz bu sabrın Hz. Eyyüb’ün sabrından aşağı olmadığını görürsünüz.

Seyyidimiz, tüm saldırılara rağmen sapasağlam ve burçlarından bir taş parçası dahi kopmayan bir kale olmuştur. Allah’a şükür ki bizler de hep o kaleye sığınan bireyler olduk.

Seyyidim doğru düşünen, doğru yaşayan, en güzel şekilde akleden, ilim irfan sahibi bir mücahid, anne gibi şefkatli bir liderdir. O bir Allah eridir ve müthiş bir feraseti vardır. Öyle ki daha derginin ilk sayısında, yapacağı hizmetlerden dolayı başına gelecekleri önceden görmüş ve noktası virgülüne kadar dergide yazmıştır.

Seyyidim’de deha seviyesinde bir akıl, olağanüstü bir analiz yeteneği vardır. Görülmeyeni görür, anlaşılmayanı anlar, hiç kimsenin bakamadığı açılardan bakar ve bizi hep hayretler içinde bırakır. Yarabbi, bu ne biçim bir insan! Yani doğru düşünen, doğru yaşayan, düşüncelerinde ve fiillerinde maksimum adalet sahibi; yani hikmet ehli. “Havasu’l havas” olan Allah dostlarında bulunan bir özellik bu... Ben hayatımda bu açıdan Seyyidim’e bırakın benzeyen birini, yaklaşan birine dahi henüz rastlamadım…Birçok Allah dostu ve âlim de biraz olsun onu tanıyınca aynı tepkiyi vermişlerdir. Hep onda çok yüksek bir akıl olduğuna vurgu yapmışlardır.

Hatta bir defasında Seyyidim rüyada Sadat-ı Kiramı toplu halde görüyor. Başlarında İmam-ı Rabbani Hz. var ve hayranlıkla Seyyidim’i izliyorlar. “Demek Allah’ın böyle özel kulları da var.” diyerek şaşkınlıklarını ifade ediyorlar.

Ehl-i Beyt olması hasebiyle hem Rasûlullah’ın (sav) genlerini taşıyor hem de ahlaken ona çok ama çok benziyor…

Seyyidimiz’in misyonu; Ehl-i Sünnet’ten şaşmadan, evrensel boyutta İslam’ı yaşamak, yaşatmak, en doğru şekilde anlaşılmasına vesile olmak ve bu istikamette hizmet etmektir. Bunu yaparken de ilmin ve bilimin ışığında hareket eder. Onun yapısında statükoculuk asla yoktur. Sürekli değişme modunda yaşar. Etrafındakileri değiştirir ve dönüştürür…

Onu bu günlere getiren en önemli şey; Allah sevgisidir... Dolayısıyla Allah’ın (cc) istediğini isteyen, istemediğini istemeyen, iradesini Allah’a her yönüyle teslim etmiş biri. O kadar yüksek bir sevgi ki; Allah’ın istemediği, kerih gördüğü en küçük bir fiili veya günahı dahi bilerek veya kasten işlemiyor. Oysaki Allah (cc) “Siz büyük günahlardan kaçarsanız küçük günahlarınızı affederim.” diyor. Mesele affedilmek değil, Allah’ın bizi daha çok sevmesi ve ona daha yakın olmak. Her an Allah’la beraber. Hatta çocukluğunda yaşıtları oyun oynarken o hep Allah’ı düşünüyor…

Empati yeteneği çok geliştiği için herkesi kendi şartlarında değerlendirir ve sever. İnsanları eksikliklerinden dolayı silmez, hakir görmez. Allah (cc) nasıl ki kullarını tüm eksik ve günahlarına rağmen seviyorsa Seyidim de bizleri işte öylece sever. Hatta bazı yakınlarına şöyle söylemiştir: “Benim herhangi sıradan bir insanı sevdiğim kadar siz beni sevseniz, bana aşık olurdunuz…” Size abartı gelmesin ondaki insan sevgisi Ferhat’ın Şirin’i sevdiği kadar üst makamdadır.

Bazı talebeleri yanından ayrılırken -çaktırmak istemese de- çok duygulanır. O an, bir annenin evladından uzun süreliğine ayrıldığı anki duygularını Seyyidim’in yüzünden okursunuz.

Seyyidim asla adaletsizlik yapmaz ve kesinlikle önyargılı değildir. Burada Seyyidim’in ağzından şu örneği vermek istiyorum. Kendisi şöyle söylemiştir: “Eğer ben birini seviyorsam, o kişi beni vursa da ben yine de onu severim. Tabi ki beni vurmasını sevmem, yanlış içtihat olarak değerlendiririm. Fakat, o beni vurdu diye imanlı ise kafir mi oldu. Cömert ise cimri mi oldu. Cesur ise korkak mı oldu. Ahlaklı ise ahlaksız mı oldu.”

Düşüncelerinde duygularında fiillerinde ve hükümlerinde de uzun uzadıya analizler yapar ve ispat metodunu kullanır. Ağzından çıkan herşeyi mutlaka ispat edecek konumdadır. İspat edemeyeceği hiçbir şeyi asla söylemez.

Seyyidim’in kararlarında da bu ilkeler geçerlidir. Bir karar almadan önce uzun uzadıya düşünür. Durumu onlarca veya yüzlerce açıdan değerlendirir. İspat edilmesi gerekenleri ispat eder. Bunlar da yetmez, niyetini gizleyerek istihare yaptırır. Şeytanın müdahalesi olmaması için niyetini Allah’tan başka kimse bilmez. Bununla da yetinmeyip istiharenin sonucunu başka bir istihareyle teyit eder. Yani “garantici” biridir ve hiçbir ayrıntıyı atlamaz. Aldığı kararlar kesindir. Aldığı kararlardan da asla geri adım atmaz.

Seyyidim ta çocukluğundan beri dünyayı hep ilkel bulur. Fakat dünyaya da vermesi gerektiği kadar önem verir. O hep “zühd psikolojisindedir.” Yani dünyayı seveceksin fakat ahirete dünyadan daha çok önem vereceksin. Zühd dünyadan el etek çekmek değil, dünyaya gerektiği kadar önem vermektir. Dünyadaki nimetlerin kıymetini bileceksin ki onlara kıyasla cennet nimetlerini daha çok sevesin. Allah tüm nimetleri müminler için yaratmış fakat kafirlerin gasbetmesine müsaade etmiştir. Lüks haram değil, israf haramdır. Seyyidim hayatı boyunca dünyalık hiçbir şeyi amaç edinmemiştir.

Seyyidimiz’in hayatı hep fedakârlıklarla doludur. Başkalarını hep nefsine tercih etmiştir. Bu fedakârlıkları da gayet doğal bir şekilde yapar. Seyyidim’in cömertliğini de şöyle anlatabiliriz: Cömertlikte o kadar ileri gitmiştir ki bizlere; “Siz cimriliğinizle mücadele etmeniz gerekirken benim cömertliğimle mücadele etmem gerekiyor.” diye söyler.

Zahiri ilimlerde onun kadar okuyan ve araştıran birini görmedim. Fakat vehbi yoldan edindiği ilimle bunlar kıyaslanmaz bile. İlim öğrenmek önemli değil, ondan daha önemlisi öğrendiğiniz ilmin güvenilir olmasıdır. Seyyidim ilim öğrenirken de kılı kırk yarar. Okuduklarını bilimin ve aklın süzgecinden geçirir. O tam bir matematik insanıdır. Özellikle itikadi konularda ve insan psikolojisi konusunda eşine rastlamak mümkün değildir. Bu, Seyyidim’in, kendisini zorlasa bile mütevazılık yapamayacağı bir konudur. Kendi ifadesiyle “Bu konularda, bir stad dolusu şeytan olsa onlarla tartışır ve onları mat ederim.” diye söyler.

Seyyidim, kendisine özgüveni ve saygısı en yüksek düzeyde olan bir insandır. Bir şeyi hedef edinmişse dünya bir araya gelse onu vazgeçiremez. Hayalci değil vizyon sahibidir.

Verdiği söze o kadar sadıktır ki “Bırakın ben birine söz verince yapmamayı, kendi kendime verdiğim sözlerde bile cayma konusunda bacaklarım titrer.” diye söyler.

Kul hakkı konusunda da aşırı denecek kadar hassastır. Birine kazara bir haksızlık yapacak olsam, “Helal ettirmek için bir ömür boyu peşinde gezerim.” diye söyler.

Hangi ortama girse, istese de istemese de hemen fark edilir. Tam bir vakar abidesidir. Ayrıca tüm gücüne, kuvvetine ve yeteneklerine rağmen kiminle arkadaşlığı ve diyaloğu olsa o kişi Seyyidim’den emindir. Nezaketinden hiçbir zaman ödün vermez.

Seyyidim duygusal değil duygulu bir insandır. Onu duyguları değil, aklı yönetir. Kur’an, sünnet, bilim ve gerçek doğrular ışığında aklı onu nereye götürürse oraya gider. Bunları yaparken de mekaniklikten uzaktır.

Tanıştığı her insanla alakalı kendini sorumlu hisseder. Bu kişilerin bir sorunu varsa hemen çözmeye çalışır. Kısa sürede ne verebilecekse hemen verir. Gençliğinde yani sohbete ilk başladığı dönemlerde bu konuyu o kadar abartmıştır ki uyumak ona lüks gelmiştir… Uykuya ayıracağı vakti insanların sorunlarını çözmeye ayırmış ve geceleri 1-1.5 satlik uykuyla geçirmiştir. Sonra yaşadığı bir hâl veya rüyada “Böyle yapma yani kendini heder etme sen, Ümmet-i Muhammed’e lazımsın.” denilmiş ve kendine dikkat etmesi istenmiştir.

Zaruret olmadıkça kimsenin hata ve kusurlarını ortalıkta söylemez. Toplu halde sohbet ettiği esnada terapi metodunu kullanarak kimin neye ihtiyacı varsa kimseye hissettirmeden ve kimseyi incitmeden verir. Bu sohbetler o kadar işe yarar ki ölü giren canlı çıkar. Sohbetin sonunda herkes motive olur, özgüveni yerine gelir. Sohbete girenler kendini tanımış, kendisini sevmiş, kendisinin ve yeteneklerinin farkına varmış olarak sohbetten çıkar.

Seyyidim insanları sadece bilgilendirmekle kalmaz, en önemlisi de bilinçlendirir. Sadece öğretmez, aynı zamanda eğitir… Bu konuda Kasım Babamız: “Seyyid Efendi talebelerini bir peygamberin sahabesini yetiştirdiği gibi yetiştiriyor. Bunu başka bir cemaatte de görmedim.” diye söyler.

Allah sevgisi maksimum düzeyde olduğu gibi, küfre, münafığa ve zalime karşı buğzu da maksimum düzeydedir. Allah için ne yapması gerekiyorsa sonucuna bakmaksızın, gözünü kırpmadan yapar. Sonucu belirleyecek olan Allah’tır. Onu ayakta tutan en önemli şeylerden biri de şehitlik şuurudur.

Seyyidim bizim için hem bir anne hem bir baba hem bir lider hem de bir eğitici oldu. Kimseden görmediğimiz şefkati, merhameti Seyyidimiz’den gördük. Onu çok ama çok seviyoruz. Bu sevginin kıyamete kadar devam etmesi dileğiyle Allah’a emanet olun…


Son Eklenen Yazılar

İnanma Özelliğimiz Konforlu ve Güvenli Yaşamamızı Sağlar / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hem dini hayatımızı hem dünyevi hayatımızı, huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak Allah’ın bize bir ikramı, bir lütfu, büyük bir rahmeti olan yaratılıştan gelen in...

Seyyidler Osmanlı’nın Baştacıydı / Dr. Ayhan Işık

Şu anki görevinizden ve kendinizden biraz bahseder misiniz? Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Branşım İslam Mezhepleri Tarihi. Genel ...

Kur’ân’da Lider Toplum İlişkisi / Dr. Mehmet Tekin

Lider toplum ilişkisine geçmeden önce Kur’ân’ın olaylara genel yaklaşımı ve içeriğinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı Kerîm’de genel anlamda inanç, i...