Her Saniye Ölüyor ve Diriliyoruz

Her Saniye Ölüyor ve Diriliyoruz

Dr. Mehmet Öztürk

Tarih: 2011-10-03

Ölümsüzlük duygusu, insanın en soylu duygusudur. Hayat, ölüm ve sonrası; insanoğlunun anlamaya çalıştığı gizemli, sırlarla dolu en temel merakıdır. Hayat nedir? Ölüm nedir? Ölüm sonrası bizleri neler beklemektedir? Neden yaşıyoruz? Neden ölüyoruz?… Çürüyüp un-ufak olduktan sonra nasıl dirileceğiz?… Türünden ontolojik sorular, insan beynini her zaman meşgul etmiştir.

Söz konusu sorular içerisinde en fazla bocaladığı alan ise; ölüp zerrelere ayrıştıktan sonra nasıl tekrar dirileceği konusu olmuştur. Birçok insana göre ahirete inanmak, Allah’ın varlığına inanmaktan daha zor bir keyfiyettir. Çünkü evrene şöyle bir göz gezdirdiğinizde yaratıcı bir varlığı fark etmemeniz mümkün değildir. Kâinatta câri olan kanun, kural, formül, sistem, düzen, ahenk, bilgi… türü argümanlar, kişiyi otomatikman yaratıcıya götürmektedir. Akıl ve bilim bu konuda sayısız delilleriyle çok cömerttir. Ne var ki öldükten sonra çürüyüp un-ufak olduktan sonra tekrar dirilmek, kimi insanlara göre inanılması daha zor bir olgudur. İnsan aklı zerrelere ayrışmış bir kişinin tekrar dirileceğine kolay kolay inanamamaktadır. Sırf bu nedenledir ki ateistten çok deist’e rastlarsınız. Birçok insan, Allah’ın varlığından kaçamadığı için mecburen Allah’a inanmakta, ölüm sonrası dirilmeye inanmakta daha fazla zorlandığı için ise ahireti inkâr edebilmektedir. Yani deist olmaktadır.

Bu tespiti yaptıktan sonra “ölüm sonrası dirilme”ye inanmanın da aslında hiç de öyle zor bir keyfiyet olmadığı hususunu şu şekilde izah edebiliriz:

Bilimsel verilere göre; “ortalama bir insanda yaklaşık 100 trilyon hücre bulunmaktadır ve her saniye bu hücrelerden ortalama 50 milyon kadarı ölmekte ve 50 milyon kadarı da yeni yaratılmaktadır. Bu döngüsel süreçte insan vücudu, her birkaç yıllık zaman periyodunda çok az kısmı hariç olmak üzere tamamen yenilenmektedir.”

Tırnak içerisinde ifade ettiğimiz bu enteresan bilgi, aslında çok şeyi ispat ve ifade etmektedir:

Diyelim ki şu an 60 kilosunuz ve 10 yıl sonra da 80 kilo olacaksınız. Hiç düşündünüz mü, sizi siz yapacak müstakbel 20 kilogram şu anda nerededir acaba diye?

Size gelecek olan bu yirmi kilo bir yerlerde topluca hazır olarak bekliyor değildir. On yıllık süreç içerisinde yiyip içeceklerinizin bir terkibi şeklinde size intikal edecektir. Ekmek yiyeceksiniz, sebze-meyve tüketeceksiniz, balık yiyip su içeceksiniz… ve bu yedikleriniz sizlerin yapıtaşını oluşturacaktır. Tüm bunlar şu anlama da gelmektedir: On yıl sonraki siz; aslında şu anda denizde tutulmayı bekleyen bir balıksınız, faraza Kanada’dan ithal edilip ekmek yapılmayı bekleyen bir buğdaysınız, pazarda alınmayı bekleyen domates, patlıcan ya da elmasınız. Bu sebze ve meyvelerin oluşabilmesi için fotosenteze de ihtiyaç var. O halde güneşten, gökyüzünden ulaşmayı bekleyen ışıksınız, ısısınız, ışınsınız. Ayrıca yer altından alınması gereken mineralsiniz… Buradan anlıyoruz ki şu anda söz konusu o yirmi kilo, ‘ölü varlık’ halindedir... Özetle, ‘gelecekteki siz’ tüm evrende ölü atom ve zerrecikler halinde dağılmış vaziyettesiniz.

Ölü zerrecikler halinde evrende dağınık olarak bulunan bu unsurlar, sizi siz yapmak, size ulaşmak için sıralarını beklemektedirler. Yeryüzüne ve gökyüzüne dağılmış vaziyette bulunurlarken müthiş bir sirkülasyon sonucunda size ulaşmakta, ölü iken sizde canlanmakta ve hücrelere dönüşmektedirler.

Canlanan bu hücreler de yukarıda ifade ettiğimiz gibi tekrar ölecek ve yine zerrelere dönüşeceklerdir. İnsan bedeni bu döngüsel vetire içerisinde sürekli olarak yenilenmektedir.

Ne kadar ilginç; “her şeyin döndüğü” ilahi gerçeği, insanın yaratılma sürecinde de böylesi bir mekanizmayla tahakkuk etmiş olmaktadır.

Müstakbel yirmi kilo böyle bir serüven sonucunda vücuda gelirken, bedenin geri kalan kısmının da senkronize olarak sürekli yenilendiğini unutmamak gerekir. Böylelikle insan bedeni, yaşamı boyunca birçok kez yenilenmiş olmaktadır.

On yıl önceki bedenimiz şimdiki bedenimiz olmadığı gibi on yıl sonraki bedenimiz de şimdiki bedenimiz olmayacaktır. Bir başka ifadeyle; on yıl önceki “ben” şimdiki ben değildir, on yıl sonraki “kendim” de şimdiki “kendim” olmayacaktır. Oysa çoğu zaman kendimizi statik, değişmeden aynen duran bir varlık olarak algılarız. Bu durumda oluşan birçok “ben”, “ben” olamayacağına göre “ben” olarak keşfettiğimiz şeyin aslında “ruhumuz” olduğu gerçeği de ortaya çıkmış olmaktadır… Fakat şu an için konumuz bu değildir.

Bütün bir ömür boyu ölen, dirilen ve atılan hücrelerimizi bir araya getirmemiz mümkün olsaydı belki de tonlarla ifade edilen bir varlığımız söz konusu olacaktı. Buradan şunu da anlıyoruz ki bedenimiz sürekli değişmektedir. Bu dünyada her birkaç yılda bir ruhumuza yeni bedenler giydiren Allah, öldükten sonra da ruhumuza yeni bir beden giydirecektir.

Tüm bu anlatılanların özeti şudur:

Allahu Teala bizleri zerreler halinde diriltmekte ve zerreler halinde öldürmektedir. İnsanoğlu her saniye ölmekte ve her saniye dirilmektedir. Haşir ve neşir olayı biz daha ölmeden bu dünyada iken anbean yaşatılmaktadır. Üstelik bu muhteşem mucize her an gözler önünde devam etmekte, tüm bunlar olurken de yaşanılanları, tabir yerindeyse ruhumuz dahi hissetmemektedir.

Burada şimdi şu çarpıcı soruyu sorabiliriz: Öldükten sonra zerrelere dönüşen sen, tekrar dirileceğine inanamıyorsun ama, Allah seni bu dünyada iken daha ölmezden evvel her an zerreler halinde diriltmekte ve öldürmektedir. Daha sağlığında, kendi gözlerinin önünde seni kolaylıkla öldüren ve dirilten Allah’a, sen öldükten sonra seni diriltmek neden zor gelsin?

İşte ayetler:

“Kendi yaratılışını unutup ‘Bu çürümüş kemikleri kim diriltecek?’ diyerek bize misal getirene de ki: Onu birinci defa kim yoktan var ettiyse işte yine o diriltecektir. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir.” (Yasin, 36/78, 79)

Şu ayetler de aynı manayı teyid etmektedir: “Biz ilk yaratılışta acz mi gösterdik ki ikinci yaratılışta acze düşelim? Hayır, onlar yeni yaratılışta şüphe içindedirler.”(Kâf, 50/15) “Bir de şöyle dediler: ‘Biz kemik ve toz yığını olduğumuz vakit mi, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz. (Ey Rasulüm onlara) söyle: ‘İster taş, ister demir olun, yahut gönlünüzde büyüyen (dağlar ve gökler gibi kuvvetli) herhangi bir yaratık olun, muhakkak öldürülecek ve diriltirileceksiniz.’ Onlar şöyle diyeceklerdir: ‘O halde öldükten sonra bizi kim diriltip geri çevirecek?’ Sen de deki: “Sizi ilk defa yaratmış olan kudret sahibi Allah diriltecek…” (İsrâ, 17/49,51)

Öldükten sonra dirilme keyfiyeti ile ilgili olarak Efendimiz (sav) de şöyle buyurmaktadır: “Bütün Âdemoğullarını toprak yiyecektir, acbüzzeneb müstesna. Her Âdemoğlu bundan yaratılmıştır ve buna terkip olunacaktır.” (İbni Mace)

“Acbüzzeneb”, insan cesedinin çekirdek ve tohumu hükmündeki bir parçasıdır ve insan tekrar ondan diriltilecektir. Söz konusu unsur, kuyruk sokumundaki kemik olabileceği gibi insan vücudunun esasları ve bilgilerinin toplandığı, depolandığı temel zerre ve atomları da ihtiva edebilir. Bu kavramla belki insan DNA’sı da kastedilmiş olabilir. Yaratma ve öldükten sonra dirilme keyfiyeti kuşkusuz Rabbimiz nezdindeki bir ilimdir. Ancak yarattığı diğer varlıkları misal göstermek suretiyle yüce Allah, insanlara iman ve inanma kolaylığı sağlamaktadır. Bu durum şüphesiz bir rahmet tecellisidir. İnsanların tefekküre çağırılmalarının altında da bu hikmet yatmaktadır.

Nasıl ki Allah; çekirdek, tohum, zigot ya da yumurta etrafında, bütün bir evrene dağılmış vaziyette bulunan zerreleri toplayarak canlıları tekevvün ettiriyorsa benzer şekilde öldükten sonra da “acbüzzeneb” denilen çekirdek etrafında insanları canlandıracak ve diriltecektir.

Şu bir mantık kaidesidir ki; “Bir şeyin ikincisini yapmak birincisini yapmaktan her zaman daha kolaydır ve birincisini yapmış olmak ikincisini de yapabileceğine delil teşkil eder.”

Öldükten sonra canlılığın tekrar teşekkül edeceğine ve buna inanmanın hiç de zor olmadığına sayısız delil vardır. Bunlardan birini de şu şekilde izah edebiliriz:

Bilim adamlarının tespitlerine göre evrenin ortalama yaşı 15 milyar yıldır. Varsayalım ki tekrar dirilmenin mümkün olmadığına inanan insanlarla birlikte 15 milyar yıl öncesine ışınlandık… Karşılaşacağımız manzara şu olurdu: Ortada hiçbir canlı yok. Hatta herhangi bir varlık dahi yok. Bu arada biri gelip bizlere; “Milyarlarca yıl sonra cansız varlıklar, sonra da canlı varlıklar oluşacak.” deseydi, yanımızdaki inanç problemi yaşayan insanlar, o gün de söylenilenlere kuvvetle muhtemel inanamayacaklardı. Oysa bu söylenenler gerçekleşti.

İşte kıyametle birlikte de bir nevi tekrar ilk başa dönülecek ve ortada canlı-cansız hiçbir varlık kalmayacaktır. Aynen 15 milyar yıl öncesinde olduğu gibi. Nasıl ki 15 milyar yıl önce Allah’ın zatından başka hiçbir canlı yokken bugün ortalık canlıdan geçilmiyor. Benzer şekilde tabir yerindeyse bütün bir varlık kıyamet ile de ikinci bir big-bang yaşayarak ahiretin temelleri atılacak ve canlılar tekrar teşekkül ettirilecektir.

Burada ikinci yaratmanın birinci yaratmadan hem daha kolay olduğunu -ki tekrarlar her zaman daha kolaydır- ayrıca birinci yaratmanın sonraki mükerrer yaratabilmelere de delil teşkil ettiği hakikat ve kaidesini tekrar hatırlatmış olalım.

“İnsan der ki: Ben öldüğüm zaman mı tekrar diri olarak canlandırılacağım? İnsan hiç düşünmez mi ki kendisi önceden hiçbir şey değil iken biz yarattık onu.” (Meryem, 19/66, 67) ayeti de yukarıdaki gerçeğe ışık tutmaktadır.

Yine, bitki dünyasının sonbahar ve kışta ölüp baharda tekrar canlanmaları da öldükten sonra dirilmeyi ihtar eden kevni mucizelerdendir.

Ayrıca yüce Allah, insanların uykuya dalıp uyanmaları ile ölmek ve öldükten sonra dirilmek arasında da bir paralellik kurmaktadır; “Geceleyin sizi öldüren, gündüzün de işlerinizi bilen, sonra belirlenmiş eceliniz tamamlansın diye gündüz sizi dirilten O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Sonunda O, yaptıklarınızı size haber verecektir.” (Enâm, 6/60) ayeti, uykunun bir nevi ölüm, uyanmanın da dirilmek olduğu mesajını vermektedir.

Gerçekten uyku, sırlarla dolu bir bilmecedir. Uykuda rüya vardır. Zaman mekân kaydı yoktur. İzafiyet devreye girer. 309 yıl uyutulursunuz da bir an gibi gelir. Bir lahza içerisinde ise bir ömür yaşatılırsınız… Tüm bunlar aslında uhrevi mesajlardır. Uyuduktan sonra hiç uyanamayabilirdik. Uyutan uyandırmaktadır. Öldüren de hiç şüphesiz diriltecektir. Bu hususta Efendimiz (sav) de: “Şuna da şaşılır ki, her gün her gece ölüp dirilirken ba’si (yeniden dirilmeyi) inkâr eder.” buyurarak insanoğlunun dirilmeye olan şüphesine, uykudan örnek vererek dikkat çekmektedir.

İnsandaki kadîm ebedilik ve sonsuzluk duygusu da ahiretin varlığının delilleri arasındadır. Anne karnındaki bebeğin organları, nasıl ki anne karnında bir işe yaramaz; göz, kulak, burun, ağız, el, ayak… doğum sonrası dünya hayatının varlığına delildir. Benzer şekilde bu dünyada işe yaramayan ebedilik ve sonsuz yaşama duygusu da ahiretin varlığına delil teşkil eder.

Ebedi yaşama duygusu aslında Adem babamızdan genetik veraset yoluyla insanlığa intikal etmiş bir hakikattir: “Şeytan O’na vesvese verdi ve dedi ki: Ey Adem! Sana EBEDİYET ağacını ve bitip tükenmeyen mülkü göstereyim mi? (Tâ-hâ, 20/120) ayeti de insandaki sonsuz yaşama isteğinin ayetten delilidir.

Uygarlıkların ortaya koymuş olduğu ölümsüz sanat eserleri, piramitler, mitoloji ve edebiyattaki âb-ı hayat, âb-ı hızır, âb-ı İskender, âb-ı Câvidan, bengisu… gibi sonsuzluk vurgusu yapan kavramların çokça kullanılmış olması, insanların ölüm fobisi (korkusu), klonlama çalışmaları, ceset dondurma, mumyalama, özellikle bayanların estetik merakı, erkek çocuk tutkusu, gen mühendisliği, yaşlılığı önleme ve ölümsüzlüğü yakalama çalışmaları denen anti-aging araştırmalar da insandaki ebediyet duygusunun çok değişik tezahür ve yansımalarından başka bir şey değildir aslında.

Dünyada tatmin ve tahakkuku mümkün olmayan bu arayışlar, insanoğlunun ruh bantlarına kodlanmış, ahiretin, bir başka deyişle sonsuz hayatın varlığına karine teşkil eden delillerdir.

Bazı zavallıların; “Ben varken ölüm yok, ölüm varken ben yokum.” hezeyanı, aldatan bir teselli, zavallı bir avuntudan başka bir şey değildir. Biçare ahmaklar, ölüm varken de var olduklarını algılayamıyorlar. Tipik bir aldanış ve kaçış psikolojisi…

Bilmek ve anlamak istemedikleri gerçek şu aslında: Ölmek için yaşamıyoruz, yaşamak için ölüyoruz…

Ah bir idrâk edebilseler!..

 

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Seyyid Şenel İlhan’ın Dilinden “Tefekkür Ve Ahlak”

“Kültür ayrı bir şey ahlak ayrı bir şeydir. Mesela bir insan çok ahlaklı, çok cömert olabilir ama aynı insan ağzını şapırdatarak da yemek yiyebilir ve yemek yerken ...

Sana Sığınıyoruz Allahım!

Sonsuzluk yolculuğunda dünya hayatı; geçici bir gölgelik, muvakkat bir konaklama menzilidir. Dâr-ı mihnet, dâr-ı meşakkat denilen yeryüzüne gelişte insanoğlunun hiç...

Hazreti İnsan

İnsan kromozomlarına yüzlerce ciltlik bilgi yüklenmiştir. Her insanda ortalama yüz trilyon hücre olduğu düşünülürse ortaya çıkan dehşet boyutta kodlanmış bilgiyi in...
Tüm Yazıları