Temizlikle Gelen Huzur

Şeyda Dal

Tarih: 2011-08-04

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı asalete taşıyan vazgeçilmez bir kıymettir. İslam’ın temizliğe ne kadar önem atfettiği; kaidelerini ve ilkelerini belirleyerek kapsamını oldukça geniş tuttuğu göz önüne alındığında, herkesin temizlik anlayışı farklıdır gibi bir süblimasyonla temizliğin basite alınması ya da abartılı bir şekilde yapılması, dinin hedeflediği temizlikle bağdaşmayacağını gösterir. Dinimiz birbirine sıkıca bağlı olan maddi-manevi ve hükmî temizlik denilen ibadetler için şart olan temizliğin kurallarını ayrıntılarıyla belirlemiştir. Bu öneme ithafen fıkıh kitaplarında da ilk bahis temizlik üzerine yazılmıştır. Kur’an’ın ilk ayetleri olan Alak sûresinin ilk beş ayeti ile Allah, Rasulü’ne ‘oku’ diyerek bilgili ve bilinçli olmayı emretmiştir. Daha sonra gelen Müddessir sûresinin ilk ayetleri ise şöyledir. ‘Ey örtüsüne bürünen (Rasul); kalk ve (insanları) uyar. Sadece Rabbin’i yücelt, elbiseni temiz tut ve murdar şeylerden uzak dur’. Bu ayetler, sadece Peygamber Efendimiz’i ilgilendirmeyip tüm inananları da sorumlu tutan ayetlerdir. Hemen hemen her Müslüman’ın bildiği ‘temizlik imandandır’ hadisinde görüldüğü gibi, daha pek çok hadiste de temizlikle iman arasındaki güçlü bağa vurgu yapılmıştır. Bu güçlü bağın en bariz örneğini, İslam’a yeni giren kişilerin kelime-i şehadet getirdikten sonra gusül abdesti almakla mükellef olmalarında görmekteyiz.

İmanla temizlik arasındaki birbirini bütünleyici faktörün, aslında İslam medeniyetinin özünde temizliğin ne kadar geniş ve sağlam bir yer işgal ettiğini göstermesi açısından da büyük bir önemi haizdir. Çünkü İslam medeniyetinin özü, en bütüncül ifadeyle tevhittir. Bu manadan alarak imanın yarısı olarak nitelendirilen ve dindar olmanın ön şartı olan temizliğin, otomatikman İslam medeniyetinin dayanağı olması sebebiyle Anadolu’nun İslamlaşmasında çok vurucu bir etki yaptığını söylemek mümkündür. Osmanlı idari, iktisadi, askeri gibi pek çok alandaki kurumları ve özellikle de tamamen hayra adanan vakıflarıyla tüm dünyaya öncülük etmiştir ki bu kurumların en önemli gayesi, refah içinde yaşayan temiz bir toplum ve çevre oluşturmaktır. Savaşlarda kurulan çadır hamamlarıyla hem bedenen hem de manen güçlü bir ordu; gayri müslimlerin de konaklamasına izin verilen, yolcular için temiz ve rahat bir dinlenme mekanı olan hanlar, kervansaraylar; yoksullara, yolculara yemek verildiği gibi üniversite öğrencilerine de yurt imkanı sağlayan imaretler; bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için kurulan karantinahaneler ve yine bir vakıf müessesesi olan darüşşifalar, suyu aziz kılarak kendilerini de suyla gelen güzelliğe kavuşturmak isteyen atalarımızın yaptırdığı çeşmeler, sebiller; her mahallede karşımıza çıkan hamamlar hep birer sağlık ve sosyal yardım gayesiyle yapılan vakıf eserleridir. Bu kurumlara ne kadar önem verildiğini ise bugün bile güzelliğini koruyan sanatsal yönünün fevkaladeliğinde görüyoruz. İmaretlerin duvarlarına çocukların yaptığı resim ve yazıları silmekle görevli ‘mahinnükuş’ adı verilen kişiler, 0smanlı’nın en ince detayı bile gözden kaçırmadığının resmidir. Batının saraylarında tuvalet olmadığı için saraylar iyice havalandırıldıktan sonra kokunun biraz gitmesi sağlanınca; ancak öğleden sonraları resmi görüşmeler kabul edilirken, Osmanlı, onların kötü kokularının bastırılması için kendilerinden talep edilen tonlarca gül suyunu Avrupa’ya ihraç ediyordu. Ve yavaş yavaş İslam medeniyetinin temizliği Batı’ya sirayet etmeye başladı. Çünkü temizlik fıtrattandır. Peygamber Efendimiz, “Sünnet olmak, vücut tüylerini temizlemek, tırnak kesmek, bıyıkları kısaltmak, sakalları uzatmak, misvak kullanmak, burna su çekmek, parmak boğumlarını yıkamak ve su ile taharetlenmek fıtrattandır.’’ buyurmuştur.

Kuşkusuz, ruhen arınma olan manevi temizlik, anlam ve amaç olarak birinci sırada yer alsa da maddi temizliğin de manen temizlenmeye götürmesi yönünde hafife alınmayacak derecede büyük bir payı vardır. Temiz olduğumuz zamanlar kendi ruhsal durumumuz da iyi olur. Bu olumlu bakışımız dış dünyaya dengeli, mutlu ve huzurlu davranışlar olarak yansır. “...Şüphesiz Allah, çok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri sever.” (Bakara, 2/222) ayetiyle maddi ve manevi temizliğe birlikte vurgu yapılmıştır. Ayrıca temizlik, kişinin hem kendine hem de topluma karşı saygısının nişanesi ve sosyal çevresinde çizeceği imajın en önemli belirleyicilerindendir. Müslüman bir kimse çok pahalı ve son moda kıyafetlere ihtiyaç hissetmeden sadece temiz ve bakımlı duruşuyla ve manevi dinamiğiyle bile bir farkındalık oluşturabilir. Çünkü insanı özgün kılan değer imandır. Ashaptan bir zat, Rasulullah’a gelerek “Bir kimse elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasını severse bu da mı kibirdir?” diye sorar. Rasulü Ekrem “Hayır, Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir gerçeği kabul etmemek, insanları küçük görmektir.” buyurur. Ayeti kerimede ise “Ey Âdemoğulları, her mescide gidişinizde güzel elbiselerinizi giyin...” (Araf, 7/31) buyrulmuştur.

Sadece saçlarımızı taradığımızda bile rahatlama hissetmemiz, banyodan sonra temiz kıyafetler giydiğimizde sanki içimizin de arınması, çocuklarımızı ,eşimizi temiz kıyafetler içinde gördüğümüz zamanlar duyduğumuz huzursuzluk insanın temizlikle ne kadar var olduğunun göstergesidir.Çok iyi de olsa temizliğe özen göstermeyen insanın evine misafir olduğunuzda, ister istemez bir sıkıntı hakim olur bedeninizde. Kirli bir yaşam, insanın iyi hallerine de gölge düşürür; özellikle de ilk imajı zedeler. Rasulullah Efendimiz’in, ashabı şahsında tüm Müslümanların çevreyi temiz tutmalarını, temiz ve güzel elbiseler giyinmelerini, camiye giderken soğan ve sarımsak gibi yiyecekler yememelerini ve en az haftada bir kez yıkanmalarını emretmesi, aslında temizliğin insanın kendisine kadar çevresine de saygının gereği olduğunun göstergesidir.

Dinimizin temel disiplini olan ve insan hayatını dingin, seçkin bir konumda sabitlemeyi amaçlayan temizlik, dengede olmadığı sürece hastalık boyutuna tırmanarak insan hayatını çekilmez hale getirebiliyor. Kısaca suyla gelen temizlik, kimi insanları boğan ve yıpratan bir temizlik halini alıyor. Konunun tıbbi ve psikolojik yönü ağır basmakta ise de dini bakış açısıyla bakıldığında vesvesenin sebep olduğu bir tür takıntı halinden başka bir şey olmadığı gözlemlenir. Dikkat edilecek olursa Müslümanlar, Allah’ın varlığı, peygamberlerin büyüklüğü, hadislerin doğruluğu gibi itikadi konularda vesveseye çoğunlukla girmezler. Şeytan, insanın dini ve manevi dünyasını dolaylı yoldan etkileyecek günlük hayatını ilgilendiren konularda vesveseye düşürür. Çünkü bu tarz saplantılar, kişinin sosyal hayatına sinsice darbe vurduğu gibi, dini yaşantıya engel olması babında da olumsuz etkileri çok fazladır. Bu kişilerde temizlik, adeta bir bağımlılık olduğu için ruhun ve bedenin ihtiyacı olan şeylere daha az vakit ayrılırken, yine şifa olarak temizliğe başvurulur. Sonuç olarak büyük bir zaman kaybı ve israf olduğu gibi, fiziki ve manevi olarak da zinde kalınamaz. Özellikle de evinde en ufak kire tahammül edemeyen bir anne, çoğu zaman sinirli ve terör estirir duruşuyla çocuklarının da kişilik gelişimini olumsuz yönde etkilemektedir. Öte yandan temizlikte abartılı davrananlar, temizlikteki hassasiyetleriyle bağdaştırmadıkları kişilerle sosyal iletişim içine fazlaca girmezler. Her şeyin zıddıyla kaim olduğu bir dünyada, bu hastalığın ilacı da diğer nefis hastalıklarında olduğu gibi temizliğin zıddıyla üstüne gitmek, yani biraz kirli olmayı başarmayla sağlanır. Bu kirlilik, aşırılığa taşan temizliği dengelemek için gereklidir. Yani insanın kendi nazarındaki temizlik anlayışının dışına taşabilmesi ve kuralcı yapısını kırabilmesi için sınırlarını biraz zorlaması gerekir. Bir Müslüman için temizlik, kıymetin ötesinde övünç kaynağı ya da her fırsatta gösteriş vesilesi oluyorsa tecessüs yaparken, kin güderken veya gıybet ederken… Bu durum, kiri parfümle bastırırcasına içteki manevi kirlerin dış temizlikle kapatıldığının ya da çok az gayretli olunduğunun ispatıdır.

İçinizdeki ses ‘temiz olmadı’ derken, o sese kulak vermeyerek kendinizi başka meşgalelere, Allah’ın rızasına ulaştıran ibadetlere yönlendirmediğiniz sürece bir kısır döngü gibi temizlik yapar durursunuz. Peygamber Efendimiz’in gusül abdesti alırken çok fazla su kullanmadığını, namaz abdesti alırken azalarını üçer kere yıkadığını düşünecek olursak, dinimizin tavsiye ve emir niteliğinde hükümlerinin, bizleri ölçünün dışına taşmayı engelleyici vasıfta olduğunu görürüz. Ter içinde kalarak temizlediğimiz evimizin çok kısa sürede tekrar dağıldığını ve toz olduğunu gördüğümüzde aslında gerçek temizliğin cennette olacağını düşünmek gerekir. Bu sebeple cenneti kazanmaya vesile olacak amellere çokça sarılarak, dengeli bir beden ve çevre temizliğiyle birlikte iç temizliğimize de önem vermeliyiz.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları