Tahlil mi? Tahmin mi?

Şeyda Dal

Tarih: 2011-04-30

Yorum bildiren cümleler, insanın duygu ve düşüncelerinin dışa vurumudur. Yani özneldir, insana hastır. Bir ifadenin ya da düşüncenin (nesnel) çoğunluk tarafından kabul edilebilir olması için ilmî verilere dayandırılması, gerçeklik zemininde işlenmesi gerekir ki bu aşamadan sonra ancak buna objektif bir ürün diyebiliriz. Yine aynı şekilde, ahlaki değerlendirmelerin de sağlıklı bir zemine oturması için nesnel bir havaya bürünmesi şarttır. Bu da ancak ilmî ve ahlaki yönden yeterli, geniş ufuklara bakma yeteneğine sahip aklı selim insanların eliyle olur.’Bana göre’ diye başlayan ya da içerisinde gizli bir görecelik barındıran sözler, insanın şahsını yargılayıcı ve eleştirel bir tarzda hedef alırsa bu yaklaşımlardan rahatsızlık duymanız çok doğaldır ve muhtemeldir. Çünkü bu tarz yaklaşımlar, tahlil ve tespit kisvesiyle önünüze sunulan, gerçekte ise tahminden öteye gidemeyen, görülenden çok, nefsin tetiklemesiyle görmek istenilen şeyleri etrafa yansıtan algılar bütünüdür. Amaç ve niyete nefsanî bir güdü katılınca, sarf edilen sözlerde doğruluk payı da olsa etkileyici ve yapıcı olma kapsamında pek bir hükmü kalmıyor tabiatıyla.

İslam dini, bütün emir ve yasaklarında güzel ahlakı ve niyeti önceleyen, amaç olarak da yine iyi insanı ve iyi toplumu hedef alan yapıdadır. Her ne kadar toplum olarak ahlaki yozlaşımdan nasibimizi alsak da ahlakın güzelliği ve çekiciliği asgari seviyede bile rağbet görmektedir. En azından uygulamalar değil de ahlaki değerlere inanç ve bakış açısı esas alındığında daha olumlu bir şablonla karşılaşıyoruz. Faziletler, çok kıymetli olgular olduğu için faziletlere yakın olanlar iyi, uzak olanlarda kötü insan veya ilkel varlık olarak tanımlanır doğal olarak. Doğal olmayan ise çevremizdeki insanlara ahlaki değerlendirme açısından adaletsizce yaklaşarak, onları yüzeysel tahlillerle kategorize etmeye çalışmaktır. Psikolojik literatürde ahlaksallaştırma olarak tanımlanan bu durumla toplumumuzda sıklıkla karşılaşıyoruz. Mükemmeliyetçiliğin bir türü olan bu tutum, aslında kişilik bozuklukları arasında yer almaktadır. Ahlaksallaştırmayla yapılan şey, çevrede gözlemlenen kusurlu davranışların hep bir kötü ahlaka dayandırılması ve insanın hareketlerinin bir uzman edasıyla masaya yatırılmasıdır. Karşısındakini ahlaki açıdan yargılayıp ona, hislerinin ve zanlarının etkisiyle bir konum belirleyen kişi, aslında tamamıyla iyilik yaptığı ve uyarıcı olduğu düşüncesiyle, daha doğrusu zannıyla hareket eder. Oysaki bu söylemlerde yargılayıcı ve eleştirel bir tavır sergilenmesi, yapılan tahlillerde nefisten bir pay olduğunun da açık bir göstergesidir. Tahlil yapmayı alışkanlık hâline getiren insanlar, eleştirdikçe ve bir yönüyle de kusur araştırarak Allah’ın haram kıldığı tecessüsü yaptıkları halde, karşı tarafı küçük düşürdükleri için yükseldikleri gibi bir vehme düşmekteler.Ve bir savunmayla karşılaşınca da “Söyleyene değil söyletene bak, nefis ancak böyle eğitilir.” gibi bazı tasavvufi anlayışların arkasına sığınırlar; kendilerince biraz mutasyona uğratarak. Evet tasavvufta ahlaki gelişime yönelik bazı nafile ibadetler tavsiye edildiği gibi, bizzat Allah dostunun batını ve zahiri tahlilleri ve müdahalesiyle nefis tezkiyesine yönelik teknikler de uygulanır. Fakat bu durum, usta olmadan ustanın tekniğini ve metodlarını uygulayarak nefsi şımartmak için geçerli bir neden olamaz. Evet, her şeyi Allah’tan bilmek gereklidir bir manada, fakat her şeyin Allah’ın dilemesiyle gerçekleştiğine olan inancımız irade ve sorumluluktan hali olacağımız anlamına gelmemektedir. Ayrıca söyletenin (Allah’ın), söyleyen için kırıcı olmasını, haksızlık yapmasını murat etmeyeceği de kesindir. Esasen bu bakış açısı, özünde her şeyin insan için bir imtihan olabileceği düşüncesini taşımakta. Söz gelimi, ben hak etmediğim sözleri duyuyorsam bu benim için belki hayırlı olabilir. Ama bu sizi inceleme altına alanın sözlerini tamamen Allah’ın iradesine bağlamak manasına da gelmez. O anda vereceğim doğru ve seviyeli bir tepkiyle, ileride karşıma çıkabilecek daha büyük sıkıntılar için hazırlık yapma imkanı bulabilirim. Ya da o sözlerin adil olduğu kadarına odaklanarak kendim için hayırlı olabilecek kararlar alabilirim. Bununla birlikte karşınızda eğitici ya da nasihat edici sıfatıyla duran kişi de söyleyeceği sözler ve duruşu hakkında muhayyer bırakılmıştır ki o da hayırlı olanı seçip seçmemekte imtihandadır. Kısaca hatalarından ve adaletsizliğinden sorumludur.

İnsan çok aceleci. Her konuda olduğu gibi ahlaki değerlendirme yaparken de öyle. On saniyede sevmek, çok zaman geçmeden nefret etmek insanın işi. Çoğumuzun defterinde ya hepler ya hiçler var. “Ben seversem tam severim, sevmezsem o kişiyle olan bütün ilişkilerimi bitiririm.” sözleri samimiyet, biraz da mertlik gibi addediliyor adeta. Kendimiz hakkında hiçbir zaman o denli yapmadığımız yorumları, daha dün tanıştığımız insanların gıyabında yapabiliyoruz. Eleştiriler de övgüler de uç noktalarda gezinip duruyor. Herkes kendisine göre bir yorum yaparken hakkında konuşulan kişinin dünyasında hangi ‘göreler’ var hiç bakılmıyor bile. Oysaki derme çatma bilgilerle karşınızdakini ahlaki yönden araştırmadan önce veya ona bir davranışı sebebiyle ani feveranlar göstermek yerine, o insanın nasıl bir aileden geldiğini, eğitim seviyesini, yaşam şartlarını iyi tespit ederek nefsani güdülerinizin önüne geçebilirsiniz. Bazı olumsuz kararlar almadan önce, onun da herkes gibi farklı farklı sıkıntılarla boğuşabileceğini veya o an için bozuk bir hâleti ruhiye içinde olabileceğini hesaba katarak hüsnü zanla hareket etmeniz, Müslüman şahsiyetine en uygun olan duruştur. Kaldı ki gözlemlenilen herhangi bir kusurlu hareket ahlaki hastalık sebebiyle bile olsa, bin tane yorum yapmak gibi bir hatayı geçerli hâle getiremez. Dini bir sorumluluk gayesi taşıyarak yapılabilecek bir uyarı için bile pek çok konuyu enine boyuna tartarak olası olumsuzlukları da ihtimal dairesinde değerlendirmek gerekir. Bazen susmak da çok büyük bir ilaç olabilir. Eleştiri gayesi taşıyan sözler, bir de o kişinin gıyabında gündem edilirse her şey biraz daha seviyesizleşerek, hakkında konuşulan insana karşı yersiz bir antipati ve önyargı gelişebilir ki genellikle böyle olur zaten.

Nasihatle tahlili birbirine karıştırmamak lazım. Nasihatte, doğru veya yanlış olan ölçülerin ılımlı bir atmosferde karşı tarafa verilme çabası vardır. Bu nasihatler ve uyarılar bazen karşı karşıya kalınan yanlış eylemlerin de sebebi olabilir. Nitekim Peygamber Efendimiz de, “Mü’min mü’minin aynasıdır. Onda bir kusur gördüğü zaman onu düzeltsin.” buyurmuştur. Fakat iyiliği emrederken insanın davranışları fazlaca kurcalanıp sınırları ihlal edilerek rencide edilmez. Bu uyarıyı yapabilmek için, dinimizin bu konuda uyguladığı yaptırımdan veya dinin bakış açısından emin olmak gerekir, aslında çok bilgili olmak da şart değildir.Tahlilde ise insan bazen bütün yönleriyle mercek altına alındığı gibi bazen de eksik yada kusurlu davranışlar, psikolojik bir alt yapıyla temellendirilir ve buradan hareketle de Kur’an ve sünnet ile örnek şahsiyetlerin ışığında, değişik ilaçlar ve taktiklerle o insan tedaviye yönlendirilir. Adeta kişi kendisine gösterilir. Bu sebepledir ki tahlil, ayna vazifesini görebilecek kadar bilgi ve ahlak dengesini kurmuş, hikmet ehli kişiler tarafından yapılmalıdır.

Hikmet, aklın bir yetisi olup doğru bilgi ve erdemli hayat tarzı olarak tezahür eder. Hikmet, salt bir bilgi edinme gücü olmayıp erdemlere yönlendiren yapısıyla, bilgi ve amel bütünlüğünü de ifade ettiği için, hikmet ehli olan insanın “Onlar Allah’ın nuruyla bakarlar.” ayetiyle özellikleri anlatıldığı şekilde öngörüleri ve idrakleri firasetli olur. Basiretiniz ve algılayışlarınız her şeyi yakîn nuruyla idrak edebilen hikmet sahibi kişilerin duyumsamalarına yakınsa, doğruya yakın tespitler yapabilirsiniz belki. Fakat bunun için de tespitlerinizde yanılma payı olabileceğini karşı tarafa hissettirmeniz ve sohbet ettiğiniz şahsın dertlerini, sıkıntılarını kendi derdinizmiş gibi önemsediğinizden emin olması gerekir. Yani sizin, her zaman onun iyiliğini istediğinizden ve sevginizden...

Sevginiz her zaman sınırlı ve bir şeylere bağımlı olunca peşinen insiyatifi , hoşgörüyü ve sağduyuyu terk edeceğiniz için tecessüs yaparken tahlil yaptığınızı, dışlarken seviyeyi koruduğunuzu, kırıcı olurken karşınızdakinin nefsini eğittiğinizi, suratsız davranırken ona ders verdiğinizi, kibirli davranırken vakarlı durduğunuzu, size taş atana taş attığınız için adaletli olduğunuzu, haksızlık karşısında susarken ölçülü olduğunuzu, çıkarlarınız için hareket ederken aklın yolunun bu olduğunu zannedebilirsiniz. Daha bunun gibi pek çok yanılgı ve zanlar… Hepsi bilgi ve eylem arasında olması gereken bağların çözülmesine işaret ediyor ki meselenin özünde basiret kayması ve buna dayanarak nefsani hastalıklar ve belki de en önemlisi sevgisizlik yatıyor. Sevgi, en başta insanın kendisini kabullenişidir. Bu öyle bir kabulleniştir ki insanın kötü yönlerini sineye çeker tarzda örtbas edip başkalarının kötü ahlaklarını ilgi alanına koymasına neden olmaz. Bu bakış, insana eğrisiyle doğrusuyla kendi özünü göstererek mücadeleci bir ivme kazandırabiliyorsa, gayenin ve niyetin olması gereken yerde durduğunun da göstergesidir. Telafi edilmesi gereken yönlerinize ve problem sebebi olabilecek davranışlarınıza olması gerektiği ölçüde odaklanabilirseniz, içinizdeki sesin şiddetinden dışarıdan gelen seslerin sizi ilgilendirdiği kadarıyla uğraşırsınız ve en güzeli de gözünüzden kaçırdığınız ya da kaçmasına izin verdiğiniz eksikliklerinizi tespit ettikçe, nefislerin birbirine benzeyen çok fazla karakterinin olduğu bilinciyle, gördüğünüz her yanlışı facia gibi değerlendirmezsiniz.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları