Ahilik Kültürü ve Geleneği Üzerine / Canpolat KIMÇAK

Tarih: 2010-12-08

Feyz: Böyle bir vakfın olması hakiketen bizi de duygulandırıyor. Bir ilahiyatçının söylediği güzel bir söz var malum; "Ahmet Yesevî'nin Orta Asya'dan attığı çomaklar Anadolu'da ağaç oldu." diyor. Ahilik'te de böyle bir neşe var. Bildiğimiz kadarıyla XI. yüzyılın sonlarından başlayıp Selçuklu'nun yıkılma döneminde de çok büyük bir misyon ifade eden bir şey Ahilik. Günümüzde Ahilik'i hatırlatan bir vakıfla yola çıkmanızın nedeni nedir? Ahilik'i bugün nasıl anlamalıyız? Güncel boyutta ne bekliyoruz, beklentilerimiz ne olmalı?

Şimdi, tabi, Ahilik deyince bir kere Ahilik'in ne olduğunu anlatmak gerekir. Bizim toplumumuz içerisinde Ahilik'i çok iyi bilen kitle yok. Hatta manevi kesimlerden bile "Ahilik bir Alevilik midir?" diye bana soranlar oluyor. Ahilik biliyorsunuz, kardeşliktir, dayanışmadır, iş birliğidir. Ahi Evran-ı Veli, 1300'lü yıllarda Ahmet Yesevî'nin talebelerinden feyzlenen Fahrettin Razi'den ders almış. Azerbaycan'ın Hoy kentinde doğup eğitimini orada kısmen tamamlamış. Daha sonra Bağdat'a gidip orada ilim tahsil etmiş. Alaaddin Keykubat dönemlerinde, Selçuklu'nun sıkıntılı zamanlarında Konya'da, Denizli'de, Kayseri'de faaliyet göstermiş. Daha sonra da Kırşehir'e gelip Ahilik teşkilatını kurmuştur. Ahilik teşkilatı çok büyük bir teşkilat. Beş kıtada binlerce şubesi olan ve her ilçeye kadar yayılmış bir teşkilat ki, bugün bu iletişim ve ulaşım şartlarının bu denli müsait olmasına rağmen o kadar yaygın bir teşkilatlanmaya bugün ben hayret ediyorum. Bir ucu Arabistan'da, bir ucu Kafkaslar'da, bir ucu Balkanlar'da olan teşkilatları kurmuş. Kendisi aslen dericilik sanatıyla iştigal eden Allah dostu bir evliyadır Ahi Evran-ı Veli. Ahilik, kökeni maneviyattan kaynaklanan bir kuruluştur. Ahilik teşkilatı, Allah'ın emir ve yasaklarını esas alarak üreten, mal satan, malı taşıyan, malı işleyen, malı tüketenlerin bütün kurallarını koymuş...

Bugün çağımızda finansman sıkıntısı bankalar kanalıyla giderilmeye çalışılıyor. Faizle işlem yapan bu bankaların eline inanan da inanmayan da düşüyor. Ahi Evran-ı Veli bir sistem kurmuş; orta sandığı sistemi. Beş kuruş faiz yok, dört beş kıtada faaliyet gösteriyor. Esnafın, sanatkârın, üreticinin işletme kurmasından, işletme sermayesine kadar olan bütün finansman kaynağını beş kuruş faizsiz temin ediyor, tabi bu bedava verilmiyor. Bu kaynaktan daha sonra gelirler elde edildikçe sandıklara ödeme yapılıyor. Öyle bir ekonomik düzen kurmuş ki Tüketiciyi Koruma Kanununu 700 yıl önce Ahi Evran-ı Veli kurmuş. Avrupa, Amerika gibi gelişmiş ülkeler, yeni yeni Türkiye, tüketiciyi koruma kanunları çıkartıyor. Biz 700 yıl önce koymuşuz bunları. Bunun basit bir örneğini de anlatıyım size…

Yanaklıktan çıraklığa, çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan da ustalığa geçiş dönemlerinde bir sanatkâr, becerisini sergiler ve yapar. Usta olduktan sonra orta sandığından sermayesini almak suretiyle işletmesini kurup üretime girer. Mesela denilir ki, "Pabucu dama atıldı." Nedir bu pabucun dama atılması? Bir kişi kasıtlı olarak bir üretim yapıyorsa ve bu da Ahi teşkilatları tarafından belirlenmişse, halkın huzurunda bu ustanın, üreticinin sağ ayakkabısı alınır ve oradaki bir damın üstüne atılırmış. Halk arasında bu insan lanetli bir insan hâline gelirmiş; kahvede yer verilmez, sokakta selam verilmez, kendisine bir iş verilmez, aylak parazit ortada kalan bir insan hâline getirilirmiş. Bu, tüketiciyi koruma açısından yapılıyor.

Malın nakli, kalitesi, sevkiyatı bunların hepsi organize edilmiş. Ahiler öyle bir teşkilat kurmuşlar ki herkes her taraftan haberdar. Bir merkezden bütün sistem dört kıtaya yayılmış ve yürütülmüş, günümüze kadar da getirilmiş. O günlerde Fatma Bacı, Ahi Evran-ı Veli'nin hanımıdır. O da bir Allah dostunun kızıdır. Fatma Bacı da kadınlar teşkilatını kuruyor. Biz yeni kuruyoruz ya kadınlar teşkilatlarımızı! 700 yıl önce Bacıyan-ı Rum Kadınlar Teşkilatı diye bir teşkilat kuruyor Fatma anamız. Fatma Bacı'nın kurduğu kadınlar teşkilatı, cahil bayanları nakış, dikiş, işleme, terzilik gibi sosyal yaşama uyum gibi konularda eğitiyor. Savaş zamanında lojistik destek veren bir güç hâline geliyorlar. Kılıç yapımında, elbise yapımında, askerin teçhizatlandırılmasında bunlar o dönemde asker arkasında hizmet veriyorlar. Ahiler aynı zamanda bir savaşçıdır, yani Osmanlı'nın birer neferidir… Savaş olduğu zaman savaşa giden teşkilatlar bunlar. O dönemlerde eğer savaş yok ise hanımlar teşkilatı bu sefer ne yapıyor? Dikiş, nakış... Bugün el sanatları Anadolu'da yaygınsa halı dokumadan tutun da hepsi o gün kurulmuş teşkilatların bir devamıdır. Şu anda ülkemizde bulunan işçi, işveren, sanayi odaları, ticaret odaları, meslek odalarının bütün faaliyetlerini Ahi teşkilatları yapmış. Ahi teşkilatları aynı zamanda Osmanlı'nın kuruluşunu gerçekleştirmiş. Ahi Evran-ı Veli, Hacı Bektaş-ı Veli, Şeyh Edebali, Osman Gazi'nin annesi Halime Hala. Bunlar Selçuklu'nun çöküş zamanında oranın da icazetini almak suretiyle bir araya gelip Osmanlı'nın kuruluşunu oluşturuyorlar. Şeyh Edebali kızını veriyor, âdap ve törelerini oluşturuyor. Hacı Bektaş-ı Veli tarım ve askeri teşkilatları oluşturuyor. Ahi Evran-ı Veli esnaf, sanatkâr ve savaşçı adamlar yetiştiriyor. Bunların hepsi böyle teşkilatlanma yapmak suretiyle Osmanlı'nın yücelmesine, yükselmesine, günümüze kadar da gelen törelerin oluşmasına sebep oluyorlar.

Feyz: Fatih Sultan Mehmet Han'a kadar Osman Gazi, Orhan Gazi, hepsi de Ahi değil midir?

Hepsi Ahi'dir. Şeyh Edebali Ahi'dir, padişahlar Ahi'dir; Ahi teşkilatlarının töre ve adaplarından geçmişlerdir. Ahilik nedir? Cömertliktir... Ahilik nedir? Ahlaktır... Ahilik nedir? Maneviyattır… Ahilik nedir? Almayıp vermektir… Ahiler; elinden, dilinden, belinden emin olunan insanlar topluluğu demektir.

Feyz: Bunu kitaplaştırmışlar mı? Bu konuda "Fütüvvetnamelerden" bahsediliyor…

Çeşitli kitaplar hâlinde var. Esasında Ahi Evran-ı Veli'nin 20 cilt hâlinde kitapları var. Onun da günümüz Türkçesine çevrilerek güncelleştirilmesi gerekiyor. İnşallah bu çalışmaları yapmak istiyoruz nasip olursa.

Feyz: Ahilik hakkında söz konusu edilen değerlerden birisi üretim-tüketim ilişkilerini düzenliyor olması ve cömertlik saikiyle de bir orta sınıfı önceliyor olması değil mi?

Taban sınıfı orta sınıf hâline getiriyor. Taban sınıfı meslek sahibi edindiriyor, sanat sahibi yapıyor, esnaf yapıyor, üretici yapıyor, ahlak sahibi yapıyor. Bizim bilim adamımız üniversiteden Prof. Ahmet Kala bu konuda araştırmalarını sürdürüyor. "Birkaç bin Ahi şubesi oluşmuş." diyor. Biz eskiden, Ahilik'in sadece Kırşehir'de kurulup yayıldığını düşünüyorduk. Fakat düşündüğümüzden daha büyük bir teşkilat olduğunu gördük.
Gümüşhane, Tokat, Sivas illeri dahil, ilçelere hatta bucaklarına kadar Ahilik teşkilatları yayılmış. Öyle bir silsile kurulmuş ki bu silsile bir merkezden dünyaya yayılmış, dört kıtaya geçmiş… Bütün talimat ve bilgiler, töreler bir merkezden yayılmış… Nasıl ilettiniz, nasıl ulaştırdınız, mal sevkiyatını nasıl yaptınız? Hint'ten kumaş getirip burada üret, Fizan'a götür ve sat; bunlar büyük olaylar. Bugünün Türkiye'sinde bile yapılamıyor…

Feyz: Şimdi malum, ekonomik gelişmelerin önünün hep siyaset ve devlet geleneğiyle açıldığı, yani bir yerde ekonomik gelişme olacaksa mutlaka devletin o işin içinde olması gerektiği öngörülüyor.

Devletin önünü açan da Ahiler'di…

Feyz: Orada sanki farklı bir şey var.

Tersine bir şey var tabi. Orada devletin önünü açan Ahiler'di. Devletin ekonomik gücünü oluşturuyorlar, savaşta askerlik yapıyorlar, normal zamanda vergisini veriyor, üretimini yapıp istihdam oluşturuyorlar… Hacı Bektaş-ı Veli tarım alanında ve askeri alanda -yeniçerilerin yetişmesi, ocakların kurulması- Ahi Evran-ı Veli de çırağı, yamağı, ustayı, orta hâlli bir nüfus hâline getirip ahlaki yapılarını oluşturarak ekonomik durumlarını düzelttirmeye çalışıyor. Ülkenin ekonomisini düzeltiyorlar. Devlete de yardım ediyorlar, parasal yardımları da var. Cumhuriyet'in kurulmasında da Ahiler'in maddi manevi destekleri var.

Feyz: Aynı silsileyi takip eden Ahiler mi?

Aynı silsile, hâla değişmiyor, herşey aynı. Biz Amerika'ya Ahilik'le ilgili iki bin kitap götürdük ve üniversitelere dağıttık. Amerika'nın kalkınmasıyla ilgili bilgi sorduğumuzda güldüler bize. "Siz kendinizi bilmiyorsunuz, biz Ahilik'ten aldığımız prensipleri geliştirmeye çalışıyoruz." dediler bize, aynen bunu söylediler.

Feyz: Güncel boyutta, Ahilik'in o dönemde doldurduğu boşluğu doldurmak için sizce bugün ne yapılabilir?

Önce ahlakın oluşması lazım. Ahiler, öncelikle, ahlakı bütün insanlardı, maneviyatı bütün insanlardı. Maneviyat olmayan bir yerde hiçbir boşluk doldurulamaz. Ahiler'in ahlaki yapıları, manevi yapıları, iş ahlakları, hepsi dört dörtlüktü, muntazamdı. Bizim toplumumuzda önce bunu oluşturacaksın ki ondan sonra herşey oluşsun. Şimdi, yıkılan yıkılanın üstüne, bir kriz geliyor kim kimin üstüne yıkılacağım diye bakıyor. Ahiler'de bu yok... Ahiler'den birisi siftah etmese ve sen alışverişe gitsen sana diyor ki, "Ben yaptım siftahımı yandaki komşuma git." Bugün bu var mı? Bunu yaptıran nedir? Bunu yaptıran tamamen maneviyattır, duygudur, ahlaktır. Şimdilerde herkes, "Haram helal ver Allah, bizimkiler yer Allah." diye bağırıyor. Bana göre bu durumdan dolayı dünya sıkıntıda, yani sadece Türkiye değil…

Feyz: Herşeyi markalaştırıyoruz. Burada da bir bakıma ahlakın markalaştırılması öne çıkmalı değil mi?

Benim için Allah'ın esasları birinci plandadır. Ben kırk senelik iş hayatımda bunu gördüm, bunu da söylerim insanlara… Çünkü Yüce Allah (Celle Celalühü) ne buyuruyor? "Size ticareti söyleyeyim mi?" diyor. Arkasından cevap veriyor: "Önce Allah ve Rasûlü'ne iman edin." Sonra diyor ki "Rızkı dilediğime veririm, ilmi de isteyene veririm." Demek ki rızkın sahibini hoşnut tutarsan rızkını genişletir… Osmanlı bir çadırdan kalkıp da cihan imparatorluğu olduysa maneviyatının gelişmiş olmasındandır bu. Batmaya başlaması da maneviyatın çökmesinden olmuştur. Bana göre esasların birinci planı bu. İnsanımızın da bugün çökmesindeki esas sıkıntı, maneviyat bozukluğudur… Kim kimin üstüne yıkılırım diye bakıyor. Bu zihniyet olduğu müddetçe ülke kalkınır mı, sanayi düzelir mi, insanlar güven içinde olur mu?

Feyz: Bu özü evrensel bir mesaja dönüştürmek için evrensel bir dil de kullanmak gerekecek. İşin evrensel şartlarını belki kendi tarzımızca ortaya koymak gerekecek. Bugün bir bakıma bir eğitim çalışması, kültür çalışması bu. Türkiye'de buna dair bir zemin görüyor musunuz?

Gerçekten gidişatımız eskisine göre çok müspet, gittikçe güzelleşen yeni nesiller yetişiyor.

Feyz: İş dünyası için özellikle…

İş dünyasına birer elemandır bu yetişen nesiller. Eğer ahlakı bütün yetişirse, iş dünyasında önemli bir faktör olan insan yetişmiş olunca öbür taraf da çok güzel olmuş olacak. Bunlar ağır ağır oluyor inşallah. Fakat gönül ister ki Osmanlı'nın zirve noktası bizim başlangıç noktamız olsaydı… Biz o zaman dünyayı tekrar avucumuzun içine alan bir ülke hâline gelirdik. Ecdadımız bizi getirmiş, yedi imparatorluğun başı yapmış… Nasıl yapmış? Yeniçeri gidip Viyana kapılarına dayanıyor. Bağdan üzüm yiyor ve altınını çıkartıp işgal ettiği toprağa bağlıyor… İşte bu ahlak gelişmediği müddetçe kalkınmak biraz zordur. Onun için benim umudum maneviyatı bütün, ahlakı bütün, eğitimli, eğitilmiş her kitle. Kızlarımız olsun erkeklerimiz olsun, çocuklarımızın her biri eğitimden geçirilmeli. Maneviyatta eğitimli, ticarette eğitimli, sosyal hayatında eğitimli çocuklar olduğu zaman biz Osmanlı'nın doruk noktasını başlangıç noktası yaparız inşallah. Onu da yaptığımız zaman hâlimizi düşünün. Osmanlı zamanında, Avrupa'da bir ülke bir ülkeye kendi kafasına göre savaş açamıyordu. Örneğin Almanya Fransa'ya saldırırken Osmanlı'nın talimatıyla yerine oturuyor, saldıramıyordu korkusundan. O zirveleri yakaladığımız zaman ülkemiz inşallah daha da güzel yerlere doğru gidecek...

Feyz: Öyleyse Ahilik'in nihai yansıması, en azından başlangıçta ekonomiye temiz kan diyebilir miyiz?

Herkesin kendisinin bir Ahi olduğunu bilmesi lazım. Ahiler sadece ekonomide değil, tıpta da vardı; yani her alanda vardılar. Bugün para için adamın ciğerini söküyorlar. Bunlar bugün yaşanan olaylar. Ahilik'te ise bu zulmü yapanın hayatını söndürüyorlar. Dolayısıyla Ahilik'te bu yapılamaz, yani mümkün değil. Bir pabucu kalitesiz yaptı diye adama sokaklarda selam verilmiyor, kahveye dahi alınmıyor bu insanlar. Bu ahlakı biz oluşturursak Türkiye'nin önünde kimse duramaz...

Feyz: Ahilik'i Türkiye gerçeğiyle beraber düşündüğünüz anlaşılıyor…

Yani benim şahsi düşüncem, eğer ben, başkalarının menfaatlerini kendi menfaatlerimin önünde tutmazsam bu ülke kalkınmaz. Çalıştırdığın insandan tut da eşinden, dostundan, ticaretinden herkesi düşünerekten yaptığın alışverişlerinde, işlerinde, karşıdakini kendinden önce düşünmeye başladığında Allah'ın izniyle bunlar gerçekleşmiş olacak…

Feyz: O dönemde bu çabayı besleyen önemli mutasavvıflar da var malum; Muhyiddîn Arabî Hazretleri, Şahabettin Sühreverdi…

Ben bunları saymadım tabi. Şimdi isim sayacak olursak da Bağdat'a kadar gideriz, bir hayli isim var. Ben bu mevzuyu, ilim adamlarından feyzlenmiş diyerek özetledim. Fakat en büyük hoca Ahmet Yesevî'dir. Biliyorsunuz Ahmet Yesevî, Anadolu'nun Müslümanlaştırılmasında, Türkleşmesinde çok büyük katkıları olan şahsiyetlerin temelini atmıştır. Hacı Bektaşi Veli'ler, Yunus Emre'ler, Taptuk Emre'ler, Ahi Evran-ı Veli'ler, Seyyid Burhaneddin Hazretleri, Mevlâna'lar Anadolu'ya gelerek Anadolu'yu Anadolu yapmışlardır… Bizim bunlara saygı duymamız lazım, bunlar büyük insanlar. Bizi biz yapan bu Allah dostları ve ahlaki yapımızdı. İslâm'ın sancaktarlığını yaptık biz. Ne zaman ki o sancağı bıraktık o zaman kepaze olduk. Şimdi de inşallah o sancağın ucundan tuttuk, tutacağız da…

Allah bize o günleri gösterecek inşallah. Bizim ordumuz peygamber ocağıydı, askerden kaçanın yüzü tutmazdı sokakta gezerken değil mi? Bu asker kaçağı diye lanetlerlerdi. Çocuğunu davul zurna ile ölüme gönderen bir millet var mı? Ölüme gidiyor işte. Hangi ana, doğurduğu çocuğunu davulla zurnayla ölüme gönderir? Bu millet böyle bir millet, inansın yeter ki, liderine inansın yeter ki...

Türk milletinin yapısında var, liderci bir milletiz biz. Ne zaman ki iyi bir lider var, çok büyük işler yapmışız. 120 devlet kurmuşuz tarihte, etrafı hâkimiyet altına almışız…

Ne zaman ki liderimizi kaybetmişiz, hâkimiyetimizi vermişiz başkalarının eline… Onun için inşallah Allah bu memleketin liderini çok iyi insanlardan eder de biz de o liderin emrinde hizmet ederiz.

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

İnanma Özelliğimiz Konforlu ve Güvenli Yaşamamızı Sağlar / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hem dini hayatımızı hem dünyevi hayatımızı, huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak Allah’ın bize bir ikramı, bir lütfu, büyük bir rahmeti olan yaratılıştan gelen in...

Seyyidler Osmanlı’nın Baştacıydı / Dr. Ayhan Işık

Şu anki görevinizden ve kendinizden biraz bahseder misiniz? Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Branşım İslam Mezhepleri Tarihi. Genel ...

Kur’ân’da Lider Toplum İlişkisi / Dr. Mehmet Tekin

Lider toplum ilişkisine geçmeden önce Kur’ân’ın olaylara genel yaklaşımı ve içeriğinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı Kerîm’de genel anlamda inanç, i...