Söz Konusu Seyyidimse

Dr. Alper Yücel Zorlu

Tarih: 2010-09-04

Seyyidim aklıma gelip duygulanmadığım bir zamanı hiç hatırlamıyorum desem yeridir. Çünkü ben şahsım olarak hakikaten, insana her boyutta ve bu denli faydalı olan birisini henüz görmedim. Bu yararlılık, bir bütünlük arzeden ve her safhası birbiriyle uyumlu, parçalarının bütünü bozmadığı, bütününün de insanı şekillendirdiği bir duruş, bir kemal hali… O nedenle bugün burada bu hizmete damgasını vuran en önemli gerçekten bahsederek birbirimize daha faydalı olabileceğimiz mülahazasıyla Feyz Dergisi vesilesiyle açılan yeni çığırdan, yeni evlekten, yeni duruştan ve bakış açısından bahsedeceğim.

Bu evlek itikadi çerçevenin net bir şekilde ortaya konmasıyla, günümüzün "defolu" düşünüş ve inanış biçimlerinden uzakta, her şeyi olması gerektiği tarz ve şekilde doğru algılayan ve bilen, sonuç itibariyle İslam'dan kaynaklanan bir insan modelini ve kurgusunu bu zamanda en güzel şekilde kendi şahsında billurlaştırmış insanlardan oluşan bir dünyanın imarını ve projesini ortaya koyabilecek çapta bir konseptin mimarlığına soyunmuş durumda. Feyz, İslam dünyasında, "şahsiyetli" denebilecek Müslüman insan tipinin ortaya konması için çabalayan, o şahsiyetin vesveselerden şüphelerden arınmış, sapık fırka ve akımlardan uzakta, bidatlarla alakası olmayan ve günümüz insanını doğru tahlil eden, ne istediğini gayet iyi bilen bir şekilde yetiştiren, buna rağmen kendi değerlerine alabildiğine sahip çıkan bir şahsiyet bütünlüğünde insanın henüz yetişememiş olduğunu gözlemleyen ve bunun gereğini yapan bir yerde duruyor.

Bunun bugün ne anlama geldiğini, en iyi, çile ehli olanlar, bir şeylerin ızdırabını çekenler bildiği gibi, bu gelişmelerin yaşandığı zeminlerden de en çok, hakikaten arayışı olanlar istifade edecektir ve etmektedir. Bu, bütün dünyada böyledir. En önemlisi de günümüz insanıyla İslam arasındaki mesafeleri emin adımlarla dolduran ve şekillendiren bir tarzın sahibi. Malumdur ki günümüzde insanlar söyledikleri ve yapıp ettikleriyle toplumun huzuruna çıkarlar. Ancak bizim çabamız, böyle bir toplumda mümeyyiz bir yer edinme çabası değildir. Tüm bu farklılıklardan yola çıkarak yeni bir dünyanın nasıl kurulabileceğinin çabasıdır.

Burada tabi ki ilmi disiplinlerden, spesifik bir konudan, bazı kavramlardan, ahlaktan, faziletten, erdemlerden bahsetmeye zamanımız belki müsait değil. Fakat yine de ben, Seyyidimiz hakkında bireysel yaşam tecrübemden bahsederek bir nebze bölüşebileceğimi ümid ediyorum. Buradaki amacım, onun şahsında, biraz önce bahsettiğim konuların içeriğinin nasıl doldurulduğu gerçeğiyle okurlarımızı yüzleştirmek… Çünkü o ölçülerin davet ettiği canlı, insan… O ölçüler ki Alevi'ysen de, Kürt'sen de, Çerkez'sen de, Türk'sen de, Avrupalı'ysan da, Amerikalı'ysan da gel, İmam-ı Gazali'nin dediği gibi, yeter ki gel diyor… Her şeyini hallet de gel, ama gel diyor…

Aradığını bulamazsan, istediğin yere git, gittiğin yerde bu ölçüler yine seni senle yüzleştirmeye, hayatını bir şekilde belli doğrularla yürütmeye yeter de artar bile… Binlerce güzel ölçü var, her biri insanı daha bir insan yapıyor. Gerçek kendisiyle buluşturuyor. Geçtiğin yerlerdeki ayak izlerinden, kendi değişim serüvenini izleme imkanı sağlıyor. Çünkü geldiğin yerde İslam'dan, insandan, Allah'tan, peygamberden başka bir şey bulamayacaksın. Zaten geriye başka bir şey de kalmıyor. İslam'ın gönül genişliği ancak bizlere böyle bir daveti yaptırıyor. Yoksa bataklıkta inci satılmadığı gibi, ehli olmayana da bunların hiç biri verilmez. Usûl olmadan vasıl olunamayacağı için bu böyle… Mesela insanlara zarar verecek birisinin, kompleks bağlarının çözülmesi ne kadar tehlikeli olurdu. Sadece edebiyat yapacak birine, insandaki sevgi sırlarının verilmesi ne büyük ucuzluk olurdu. Sadece insanlara kendine itaat ve saygı yolunu açsın diye insan psikolojisini öğretmek ne kötü olurdu. Güzel ahlak sahibine enayi gözüyle bakanı muhatap almak ne kötü olurdu değil mi? İşte Feyz'in açtığı evlek bugün, ne zahirinde ne batınında bunların hiçbirine izin vermeyen bir dünyanın insanını imar etmekle meşgul…

Seyidimiz'in deyimiyle; "İnsan, benliğini, kişiliğini, kimliğini koruyarak iyi olmalı. Bizler, benliğimizden ödün vermeden iyilik yapacağız. Aksi halde karşımızdaki insanlar bizi, kibirli iseler yalaka, cimri iseler enayi, ahmak iseler deli zannedebilirler. Burada önemli olan, insan ilişkilerinde, insanların tabir yerindeyse bizden korkması, sevmesi ve ummasıdır. Yani bizden, kul düzeyinde olsak bile, Allah'ın yeryüzünde halifesi olarak, Allah'tan umar gibi ummalı, sevmeli ve korkmalılar ki biz, insan ilişkilerinde, gerçekten de temsil etmemiz gereken yerde duruyor olalım…"

Vakar ile ilgili bu harika tesbitten sonra, yine kıymetli büyüğümüzün sohbetleriyle konuya devam etmek istiyorum. İslam alimleri tekebbürü yani kibri haram olarak değerlendirdikleri gibi, tezellülü yani zilleti, kendini küçük görmeyi de haram olarak değerlendirmişlerdir. Ucuba düşmeden yani amelleriyle haşa Allah (Celle Celalühu) karşısında kendinde varlık görmeyi değil de kendinde varlık görmeden ameline değer vermeyi önemsemezsek eğer, o amellerin Allah (Celle Celalühu) katındaki değerinden habersizmiş gibi, yani amellerimizi sadece nefsaniyetimize payanda yaparsak, o amellerin Allah katındaki önemini de reddetmiş oluruz. Çünkü o ameller vardır ve çok kıymetlidir. Şimdiki pek çok tasavvuf ehlinin bir değerlendirme hatası yaparak, güya nefis muhasebesi adına amellerinin kıymetini bilmemeleri ve adeta "yok saymaları" gerektiğinin telkin edilmesi; kesinlikle ucub ve varlık duygularıyla mücadele değil, tam tersine adı henüz konmamış bir yokluk duygusudur ki neyi niçin yaptığımıza dair denge, estetik ve gerçek muhasebe ruhundan bir Müslüman'ı uzaklaştırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır. Zaten kompleksli ve zilletli olan bir insana nasıl ki zorla yaptırılan "kibirle mücadele" yaklaşımı yanlış ise amellerini görme ihtiyacı içinde olan ve bu amelleri Allah rızası için yapması gerektiği aslolan insana da amellerini yok sayması, görmemesi gerektiği tavsiye edilmemelidir.

Aynı durum hilm, tevazu ve vakar ilişkisi için de söz konusudur. "Kibirle mücadele ediyorum." diyerek zaten kompleksli ve zilletli olan birinin, daha da zilletli hale getirilmesi nasıl ki çok ama çok yanlış ise aynı şekilde, İslam'ın çok kıymetli ahlak ölçüleri içinde, gerçek vakarı bilmeyen birisinin de "Hilm ve tevazu içinde yaşıyorum." demesi o denli yanlıştır. Çünkü, "varlığını, kişiliğini, kimliğini koruyarak iyi olmak" İslam Ahlakıdır. Yani bugün gerçek cepheleriyle yeniden imar ve ihya edilmesi gereken İslam Ahlakı… Burada, yetişme bozukluklarına bağlı düşünce ve davranış bozuklukları kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Aksi halde hilm ve tevazu yaparken vakarını yitiren, kibirle mücadele ediyorum zannıyla zillete düşen, ucubla mücadele ediyorum derken yanlış bir enaniyetle yanlış yollara sapan Müslüman tipinin, selefi geçiniyor olsa da, derviş geçiniyor olsa da, gerçek bir nefs mücadelesiyle alakası olmadığı gibi, manen de terakki etmesi, hikmet ve marifet ehli olması, Müslüman'ın ferasetini yakalaması mümkün görünmemektedir. Olsa olsa sahte kişiliklerin hayat bulduğu sahte duruşların adamı olmaktan öteye gidemez vesselam…

Bizlere bu çok mühim ölçüleri hem öğreten hem hayatın pratiği içinde anlamlandıran S. Şenel İlhan Bey'in eline, diline, yüreğine sağlık diyorum. Müslüman'ın gerçek kimlik ve şahsiyetini bulma yolunda yaptığı tüm çalışmalar, sohbetler, tefekkürler nedeniyle Allah (Celle Celalühu) ondan ve onun gibi Ehl-i Beytlerden razı olsun, bizleri de yanından ayırmasın ki nerde durduğunu ne yaptığını bilen Müslümanlar olarak sonsuzluk karşısında hiç sözü bile edilemeyecek şu kısa ömrümüze Allah'ın razı olacağı bir "duruşla" devam edebilelim."

Yaptığı ibadetlere rağmen enaniyeti, egosu, tarzı, insan ilişkileri hiç değişmeyen bir insan, ibadetlerin ruhi besin değerinden yeterince yararlanamıyor demektir. Bu ise ciddi anlamda, birşeylerin yolunda gitmediğinin ve farklı bir bakış açısıyla gerçekten değişmek gerektiğinin göstergesidir. Bu anlamda tövbe, inanan bir insan için, Allah'la arasını açan şeyden, kendisini Allah'tan uzaklaştıran şeyden kaçma ve uzaklaşma isteği olup insanın kendisiyle, hakiki ve manevi iç dünyasıyla, Allah'la barışması demektir.

Vesvese ile şüphenin farkını bilmiyorsanız, başta gençler olmak üzere adeta her konuda insana ne verebilirsiniz? Şeytanın ve nefsin insanı kandırma metodlarından ve insanın bunlardan etkilenme biçimlerinden haberdar değilseniz, günümüzde kime nasıl faydalı olmak iddiasındasınız? Zevk almakla mutlu olmanın farklı şeyler olduğunu anlatamayacaksak, günümüz hedonistlerine ya da Epikür'ün müridlerine ne anlatabilirsiniz? Materyalizmin içi boş vaatlerinin farkında değilseniz, günümüzün Dehrilerine ne yapabilirsiniz? Nefis hastalıklarından kalp marazlarından, bizlere sonradan bulaşan kirlerden, yetişme bozukluklarından haberdar değilseniz, tüm bunların insanı nasıl etkilediği ve çıkış yolları hususunda ne yapabilirsiniz?

Bizler Feyz'in açtığı evlekte, itikadi doğruları baş tacı etmeyi ve sapık fırkalardan imtina etmeyi, ahlakın ne kadar kıymetli ve Allah yolunda yol aldırıcı bir meziyet olduğunu, dinin ezberlenen değil, yaşanan bir hayat biçimi olduğunu, Allah'ı sevmeyi ve Allah'tan korkmayı, Peygamber sevgisini, sünnete en güzel şekilde bakmayı ve değerlendirmeyi, tevazuyu ve vakarı, cinsel psikiyatriyi, insanlarla adab-ı muaşereti, insana ve kainata bakış açımızı, Ehl-i Beyt bilincini, tefekkürü, insanlara üst düzeyde merhametli ve fedakar olmayı, hizmetin incelik ve prensiplerini, velhasılı akla gelebilecek pek çok ilmi disiplini, insana dair ne varsa her şeyi Seyidimiz'den öğrendik.

Bunları anlatırken, üzerinde durmam gereken önemli bir konu, tüm bu sıkıntıların bugün, günümüz toplumunda mevcut paradigma ve görüşlerle halen aşılamamış olması ve toplumun bugün tam bir "afet masası" durumuna gelmiş olmasıdır. Bu durum, Seyyidimiz'in harcadığı gönül mesaisinin ne kadar kıymetli olduğunu anlatmaya yeter sanırım.

Geçmişte Seyyidimiz'le geç de olsa tanıştırdığımız bazı insanların bize, zaman içinde şöyle dediklerine hepimiz sık sık şahit olmuşuzdur: "Eğer sen beni, O'nunla zamanında tanıştırsaydın, ben şu şu problemlerimi daha kolay halledecek, daha az hatalar yapacak, daha mutlu olacaktım." Sizlerin de bu sözleri söylediğini buradan duyar gibi oluyorum.

O nedenle, böyle güzel bir insan varsa dünyada ve iyiye, doğruya, güzele dair neye talipsek, her ne problemimiz olursa olsun, O'nun yanında bunu hiç de zor olmadan gerçekleştirebileceğimizi bilmek, bugün bu yazıyı okuyanların en büyük kazancıdır diye düşünüyorum. Böyle bir Ehl-i Beyt'in yanında olmanın bereketini, maddi-manevi avantajlarını ben kendi şahsımda her zaman yaşadım ve şükrettim. Seyyidimiz'in bizlerde gerçekleştirdiği değişimi de kendi üslubumca hep Ümmet-i Muhammed'e anlatmaya çalıştım.

Evet, ilmi, nezaketi, ahlakı, merhameti, şefkati, biz, O'nun şahsında, bize gösterilen ilgi ve kendimizde yaşadığımız değişimle yaşadık. Öğrendiğimiz tüm güzel değerleri O'ndan öğrendik. Gördüğümüz herşey, Resulullah Efendimiz'in ümmete ve tüm insanlığa anlattığı ölçülerin, günümüze anlamlı bir tefekkür ve ahlak olarak aktarılmış şeklinden ibaretti. Yani günümüz insanının ihtiyacı olan en önemli şeyler…

Anadolu toprağı, birbirinden farklı gelenekleri olan bir kültür havzası ve bizler de o gün itibarıyla farklı toplumlardan hareketle bir araya gelmiş insanlardık. Fakat orada hepimiz yeni bir gerçekle yüzleşmek zorunda kaldık. O gerçek, Seyyidim'in oradaki varlığı, üzerimizde asla hakkı inkar edilemeyecek etkisi ve bizlere bir ömür boyu kazandırdıklarıydı.

Bir insan düşünün ki yeni karşılaşmışsınız… Sizden hiçbir beklentisi yok… Sizinle sadece "siz" olduğunuz için ilgileniyor ve bu tavır oradaki inşaat işçisi, oradaki zanaatkar, esnaf ve meslek erbabı, mühendis, doktor, diş hekimi, avukat kısacası insan olan herkes için geçerli. Yani her Hz. insan için geçerli… Aralıksız, adeta bir makine gibi sohbet eden, her konuştuğu içinizde karşılığı olan bir hikmet, evrensel bir gerçek, can kulağı ile dinlediğinizde köşeye sıkıştığınızı hissettiğiniz, sizi güçlü bir değişime zorlayan sözler… Sizi incitmeden anlattıklarıyla yüzleştiren, hayatta hiç aklınıza gelmeyen tarafları önünüze koyan, size farklı bir "ben" sunan tarzıyla Seyyidimiz, gerçek bir ölçü insanı. Bugün içinde yaşadığımız her türlü bunalım ve kaosun her yönüyle görüldüğü şu hayatta, size gönül dinçliği, akıl duruluğu, problemsiz bir bakış açısını kazandırıyor.

Bugün, tasavvufi mahviller de dahil olmak üzere sosyal statü ve makamların sadece babadan oğula tevarüs ettiği, aynı zamanda iyi niyetli çabaların, bu ümmetin değerler dünyasında büyük delikler ve anlam uçurumları açtığını artık görmek gerekiyor. Yıllardır Ümmet-i Muhammed'den toplanan nakdi yardımlarla insan yetiştirme hususunda bir arpa boyu yol alınamadığını gördüğümüz yapılanmaların yaygın olduğu günümüzde, bir gün dergâh-ı ilahide bunların da hesabının sorulacağını bir öz muhasebe olarak akıllarda tutmak gerektiğini artık görmek gerekiyor. Cemaat görüntüsü altında bir kısım yapıların bugün insanları birleştirdiğini değil tam aksine ayrıştırdığını görmek gerekiyor. Cemaat kültü içinde bazı şeylere sadece "okey" demenin Müslüman şahsiyetinde açtığı yaraları ve ne denli bir temsil sorunu oluşturduğunu bilmek gerekiyor.

Umulur ki bu sayede 1400 yıldır Müslümanlar'ın müşküllerini çözmüş ve amel dünyasını şekillendirmiş mezhep büyüklerine dil uzatan ve "Afaki ve enfüsi putlardan kurtulmadan gerçek tevhide ulaşılmaz." diyen İmam-ı Rabbanileri de henüz hakkıyla tanımayan bazı selefi meşrep ve kavramsal olarak tevhid peşinde koşan kardeşlerimizin de yanılgı içinde olduğu yerler daha kolay fark edilir ve yaralar sarılır hale gelir diye düşünüyorum. Çünkü öyle anlaşılıyor ki artık günümüz Müslüman'ı da her şeyden önce "adam gibi adam" görmek istiyor. Hem de hayatın her alanında…

"Ahir zamanda rüyalar mübeşşirattır, müjdedir." hadis-i şerifi de günümüze ışık tutan önemli bir bilgidir. Bugün bilinç altımızın, istikbalimizin, maneviyatımızın önemli bir göstergesi olan rüyalarımızı tabir edecek manevi mercilerden dahi mahrum hale geldik. İnsanların sahih rüyalarını doğru dürüst tabir edebilecek makamlar dahi ne yazık ki gayet sınırlı ve Ümmet-i Muhammed böyle bir avantajdan mahrum… Nezaketi, inceliği, ahlakı, Hz.Yusuf misali rüya tabiri hususundaki vukûfiyeti ile Seyyidimiz, rüyalarımızın doğru yorumlarını yaparak yüreğimize su serpen bu güzel yorumları Ümmet-i Muhammed'den hiç esirgememiştir. Tabirini yaptığı hiçbir rüyanın, zamana yaydığımızda, bazen yakın zamanda bazen zaman içinde gerçekleşmediğini hiç görmedik. Kaldı ki nice insanın, gördüğü rüyaları dahi tabir ettiremediği için ne çileler çektiği hepimizin malumudur. Hele hele tekrar tekrar görülen rüyalar…

Bu yazıya şimdilik burada son verirken, O güzel insanı, Ehl-i Beyt büyüğümüzü bizzat tanıyan bahtiyarlardan olmanızı dilerim.

Allah'a emanet olunuz.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Nefisle Nasıl Mücadele Edelim?

“Nefsin her türlü pisliği yapabileceğini kabul etmekle” başlar kadim irfan. İnsanlık tarihinde bireysel kötülüklerin ötesinde toplu gelen bela ve afetlerin veriliş ...

Türkiye'de Cemaat Algısı Yıpranırken...

Türkiye Hür Dünya İçin Değerlern Koçbaşıdır... Muzaffer Özak Hoca’nın güzel bir konuşması var: “Âmentübillah ila murâdillah.” Yani Allah (c.c.) nasıl inanmamızı...

Seyyid Şenel İlhan'da Ölçü ve Hikmet

PEYGAMBER AHLAKINDA HOŞGÖRÜ SINIRI “Peygamberimiz (sav), kendi şahsına karşı yapılan kusur ve kabahatlerde son derece affediciydi. Bağışlamasının bu konuda nere...
Tüm Yazıları