Her Şey Sevgiden Doğar

Eyyubi Işıksal

Tarih: 2010-08-11

Herşey sevgiden doğdu! Herşey sevgiyle dirildi, canlandı, hayat buldu. Herşey sevgi nedeniyle kendisinden memnundur ve kendisi olmaya devam eder. Herşey sevgi nedeniyle kendi görevini yapmaya devam etmektedir. Petrol bir terkiptir, bileşiktir. Topraktan çıktığında çamur gibidir. Onu o haliyle anlayamaz, tanımlayamazsınız. Petrol rafinize edildiğinde birbirinden farklı binlerce madde oluşur.

Uçak benzininden naylona, tinerden asetona, mazottan, asfaltite kadar. Bütün bu maddeler petrolün içinde gizlidir. Aslında her biri petrolün farklı bir tezahürüdür. Ancak ortaya çıkan yeni maddelerin petrole benzemesi gerekmez. Ancak bunlar petrol nedeniyle varolmuş ve petrolün içinden çıkmıştır.

Demek ki gözümüzdeki gözlük, ayağımızdaki terlik petrole hiç benzemez ama aslı petroldür. Her petrol ürünü ayrı bir iş yapar. Polisin jopu, tabancanın sapı, çocuğun oyuncak bebeği, arabanın tekerleği... Bunların hepsi petrolün farklı görünüşleri. Birinin yaptığı işi diğeri yapamaz ve biri diğerine benzemez, ama hepsinin aslı petroldür. Petrol binlerce yüzüyle insanların hizmetindedir. Sohbetin devamında çok lazım olacağı için petrol örneğini unutmayalım.

Evet, sevgi de aslında bileşik bir kavram bir terkip. Ancak öyle bir terkip ki petrol misali bunun yanında hiç kalır. Herşey sevginin farklı bir tezahürü, farklı bir görünüşüdür; insan, cin, cennet, cehennem, akrep, kedi, köpek, bülbül, balık sözün kısası aklınıza gelen her kavram sevgiden doğmuştur. Bunlar sevgi nedeniyle vardır ve sevginin içinden çıkmıştır. Her biri ayrı bir iş yapar. Birinin yaptığı işi diğeri yapamaz. Hepsi de gereklidir.

Sevgiye götüren şeylerin, sevgiye benzemesi gerekmez.

Sevginin saf hali, dupduru şefkattir. Sevgi bileşik halde olursa onu tanımakta veya onun sevgi olduğunu anlamakta güçlük çekeriz. Yani sevgi hep okşamak değildir! Kangren olmuş birinin elini kesmek de sevgidir. Kalbi durmuş birinin göğüs kafesine çökerek kaburgalarını kırmak da sevgidir. Çünkü kalbi çalışır, hayatı kurtulur. Bunlar yaşamak ve yaşatmak sevgisidir. Bazen sevdiğimiz için döveriz! "Senin iyiliğin için sana kızıyorum!" deriz. Halbuki dövmek, kızmak, el kesmek, kaburga kırmak, cezalandırmak sevgiye benzemezler. Yılan, akrep gibi hayvanlar besin zincirinin önemli halkalarını oluştururlar. Biz bu hayvanlardan iğreniriz! Fakat; "Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa döllenme, bitki, hayvan ve yiyecek maddeleri yok olur! İnsan da mahvolur!" (Albert Einstein)
Bu hayvanlar ortadan kalkacak olsa insanların hayatı tehlikeye girer, tabiat altüst olur. Yılan ve akrep bize kahır gibi görünse de aslında lütuftur. Gülü herkes sever. Çünkü o sevginin katışıksız saf halidir. Ya diken? Diken sevgiye benzemez ama sevginin başka bir tezahürüdür. Diken gülün bir parçasıdır ve gül için gereklidir. O gülün nöbetçisidir. Gülü koparmak isterseniz, diken bunun bedelini ödetmeden onu size vermez. Demek ki kendisi sevgi olmadığı, sevgiye benzemediği halde sevgiye bağlı olan, sevgiye yardımcı olan şeyler de vardır. Sevgi için gerekli olan şeyler...
Sevginin zıddı (tersi) olan şeyler sevgi değildir ama sevgiye hizmet ederler!

Şibli'ye (ks) sorarlar;
-Bu edebi kimden aldın? Şöyle cevap verir;
-Edepsizlerden!...
Şah-ı Nakşibendi'ye de (ks) şunu sorarlar;
-Tasavvuf yolunda bu kadar azimli ve kararlı olmayı kimden öğrendiniz? Cevap;
-Bir kumarbazdan! Her şeyini kaybetmişti ama ömrünün sonuna kadar kumar oynamayı terketmedi!
Ben eşime ve çocuklarıma çok düşkünüm. Bunu babamdan öğrendim, çünkü babam annemi ve bizleri hiç sevmezdi!...

Karanlıklar olmasa aydınlıklar anlaşılmazdı.

Allah şeytanı niçin yarattı? Şeytan kötülüğün ve nefretin kaynağı değil mi? Sevgi ile şeytanın ne alakası var? Her insanın aklına bu sorular gelebilir. Herşey tersi ile anlamlı hale gelir. Kontrast (zıtlık) olmazsa olmaz. Bir değeri anlamak için onun zıddının da olması lazım. Herşey tersi ile açıklanır, izah edilir. Herşeyin tersi vardır (Allah hariç). Allah'a sığınmamız ve O'na doğru koşmamız için bir yerlerden kaçmamız ya da birilerinin bizi kovalaması gerekir. İşte o, bizi kovalayan şeytandır. Şeytan sevgi değildir ama kötü karakteri nedeniyle sevgiye hizmet eder! Şeytan olmasaydı Ebubekir ile Ebu Cehil aynı olurdu. Allah'ın affedici sıfatının ortaya çıkması için kulları günah işler. Allah affetmeyi sever. Günaha da şeytan vesile olur. Kul günah işlemese de Allah onu affeder deme! Bu saçma bir konuşma olur. Kul günah işler! Elde değildir! Günahkar, suçlu ve utangaçtır. Böbürlenecek hali yoktur.

"Allah'a yemin ederim ki eğer siz hiç günah işlemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkasından da tövbe eden bir toplum yaratır ve onlara mağfiret ederdi." (Hadis-i Şerif)

Affetmek için... Rabbimizin ‘Afüv' sıfatı fonksiyonel olsun diye! Kulun tövbesinin arkasından gelecek olan af ne kadar güzeldir. İşte sevgi! Kirlenmemek lazım ama bu mümkün mü? Öyleyse kirlenince temizlenmek lazım! Kul tövbe ile temizlenmezse Rabbimiz cehennemde sterilize ve dezenfekte eder. Bu da sevginin başka bir yüzü, başka bir görüntüsüdür. Çok çok kirlenmişse uzun uzun temizlenmek zorunda.
Allah'a yemin olsun ki günah işlemediğiniz takdirde ondan daha tehlikeli olan kibir ve kendini beğenme çukuruna düşeceğinizden korkarım. (Hadis-i Şerif)

Yanlış anlamayın! Günah işlemek için özel bir çaba göstermeye gerek yoktur. Biz o günahı ibadet ederken bile işliyoruz. Demek ki fonksiyonları itibarıyla sevgiyle hiç alakası olmayan şeytan, farkında olmadan sevgiye hizmet etmektedir.

AŞK NEDİR?
Sevgide aşırıya kaçmaya ‘aşk' denir. Bu nedenle Allah sevgisinden (muhabbetullah) bahsederken aşk sözcüğü kullanılmaz. Çünkü kimse Allah sevgisinde aşırıya kaçamaz. Allah'ı ne kadar seversek sevelim, sevgimiz Allah'ı aşamaz, az olur. Sevginin şiddeti sevgiliyi aşarsa o aşk olur. Bir insan, bir insanı aşk ile (aşırı) sevebilir. Şair "Güzelliğin on para etmez, şu bendeki aşk olmasa!" demiş. Kays'ı delirten (mecnun yapan) Leyla, kara kuru, çirkin bir arap kızıdır. Aşk sözcüğünün anlamı budur ama maalesef yerli yerinde kullanılmıyor. Mesela "İlahi Aşk" ifadesi çok yanlış! Fakat elden ne gelir! Hepimiz iyi niyetlerle bu hatayı yapıyoruz. "Muhabbetullah" veya "Allah Sevgisi" demeliyiz. Mukaddes kitabımızda sevgi, "hubb" ve "meveddet" olarak geçer.

Hayvani aşk: Günahkar ve aşağılık kimselerin tanıdıkları nefs-i emmarenin eseri olup aslında heva ve hevesten ibaret olan aşktır; şehveti ve nefsi arzuları tatmin etmeyi hedef alır. Makul ve meşru çerçevede olmayan hayvani aşk kötü ve günahtır. Hedonizm ve libido kavramları küfür dünyasını bu aşka (sekse) mahkum etti. Batı dünyası bunun için yiyor, bunun için yatıyor, bunun için kalkıyor, bunun için ta Maldiv adalarına kadar gidiyor. Çünkü orada altmış yaşındaki kadın, yirmi yaşında delikanlılarla birlikte olabiliyor, altmış yaşındaki erkek yirmi yaşındaki kızlarda gençlik iksiri arıyor!

İnsani aşk: Bu tür aşk daha çok bir araçtır. Tasavvufçular insani aşkı, muhabbetullaha götüren bir vasıta olarak görürler. Evet, insani aşk vardır ve önemlidir. Hedef, bu insani aşkın sağladığı gönül devleti ile kalp dünyamızın imkanlarını genişletmek ve geliştirmektir. Amaç, kapasitesi artmış bir gönülle, gönüller sultanına doğru kanatlanıp uçmaktır. Esas yiğitlik, insani aşkı muhabbetullaha dönüştürebilmektir. Böylesi aşklar vardır. Leyla ile Mecnun'da anlatılan aşk böyledir. Allah sevgisine yabancı olanların insani aşkı yaşamaları başlangıç olarak iyidir. Zira insani aşkı yaşayanlar ilahi aşk alanında daha kolay mesafe kaydederler. İnsani aşk, Allah sevdasına giden yolda bir deneyiş, belki bir duraktır. Hakiki aşka erişmek için insani aşk şart değildir. Fakat olursa da iyi olur. Mürid olmak isteyenlere mürşid; "Hiç aşık oldun mu?" diye sorar. O, hayır diye cevap verirse mürşid ona; " Git aşık ol da öyle gel." diye cevap verir. Çünkü aşkı tanımak gerekiyor. Birisine aşık olanın, kendisini günah işlemekten alıkoyması zordur. Zor olan işleri başarmanın sevabı da büyük olur. Yanmış, yıkılmış, sararmış solmuş ama yakıp yıkmamış, ortalığı dağıtmamış, sevdiğini rezil rüsva etmemiş. İçinde saklamış aşkını, kimselere söylememiş. "Sen benimsin, başkalarını seversen seni öldürürüm!" dememiş. İnsani aşka tamamen insani ölçülerle yaklaşıldığı için de aşık olmak, sevdalanmak, insanın iradesi dışında gelişen bir duygudur. Cinsellikten arındırılmış, tamamen hissi ve güzel duygularla yaşanan aşktan söz ediyoruz.

BEŞ SEVGİ
Sevgi hiyerarşisi (basamaklar) :
1-Kendimize duyduğumuz sevgi
2-İyiliğe duyulan sevgiler
3-Bir şeyin mükemmelliğine duyduğumuz sevgi
4-Akıl ve kalple kavradığımız sevgiler
5-Ruhsal bir ilişkiye dayanan sevgiler
İnsan bildiğini, anladığını ve tanıdığını sever (önce marifet sonra muhabbet!). Herkesin bilmesi, tanıması ve anlaması birbirinden farklı olacağı için, sevgilerinin kalitesi de farklı düzeylerde olacaktır. Yani bilgi ve anlayış bölündüğünde sevgi de bölünür. Sevmekten zevk ve rahatlık doğar. Bu zevkten dolayı kişi sevdiğinin çekimine kapılır ve ona doğru meyleder. Öyleyse bilen ve anlayan sever, seven de zevk alır ve rahatlar...(Ya da bunların tersi!) Bu beş çeşit sevginin hepsini birden, herkes anlamaz ve bilemez. Bazıları bazılarını bilir.

1-Kendimize duyduğumuz sevgi: İlk sevilen şey insanın kendisidir. Var olmak isteriz. Yok olmak istemeyiz. Varlığımızın devam etmesini severiz. Yalnızca devamını değil tam ve mükemmel olmasını da sever ve isteriz. Öyleyse organlarımızın sağlıklı ve güzel olmasını, huzur ve sağlımızın devam etmesi için mal sahibi olmayı da isteriz. Çünkü varlığımız bunlardan faydalanmaktadır. Çocuklarımızı da varlığımızı devam ettirecekleri düşüncesiyle severiz. Akraba ve arkadaşlarımızı da varlığımızı kuvvetle destekleyecekleri için severiz. Dikkat edilirse bütün bu sevdiklerimizi kendi varlığımız için sevdiğimiz anlaşılacaktır.

2-İyiliğe duyulan sevgiler: İnsan iyilik yapanı sever. Büyükler "İnsan iyiliğin kölesidir." demişler. Yapılan iyilik insanı can evinden vurur, teslim alır. İyilikten sevgi doğar. Ancak burada garip bir durum vardır; bir adamın zatını sevmekle, yaptığı iyilikten dolayı o adamı sevmek birbirinden farklıdır. Çünkü iyilik yapan kötü bir insan da olabilir.

"Allahım! Kötü insanın iyiliğini bana nasip etme ki kalbim onu sevmesin". (Hadis-i Şerif)

Çünkü iyilik kör ve sağır edebilir! Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı buradan geliyor. Bir dostuma hıristiyan komşusu hediye getirmiş! Yıllardır elin gavurunu öve öve bitiremiyor. İşte iyiliğe iyilikle karşılık vermek gerekiyor ki bu sentetik sevgiler oluşmasın! Ödeşmek lazım. Evet, iyilik ortadan kalkınca sevgi de kalkar; iyilik azalırsa sevgi de azalır!

3-Bir şeyin mükemmelliğine duyduğumuz sevgi: Bu, estetik ilminin bir konusu. Mükemmeliğe duyulan hayranlık bu sınıfa girer. Güzeli sırf güzel göründüğü için sevmektir. Bu sevgi rölativ (göreceli) değildir. Bunlardan faydalanmamız şart değildir. Ağaçlar, kuşlar, dağlar, denizler, ırmak ve çağlayanlar, tablolar, nakışlar, tarihi eserler, villa ve şatolar hep bizzat güzel olan şeylerdir. Güzel bir kadın yalnız bir erkeğin değil, bir kadının da gözünde güzeldir. Güzeldirler o kadar. Bu güzelliklerde zevk vardır, zevkli olan her şey de sevimlidir. Allah güzellikler yaratmıştır ve yaratmış olduğu mükemmellikleri Allah da sevmektedir.

4- Akıl ve kalple kavradığımız sevgiler: İnsanların çoğuna göre güzellik; gözle, kulakla, ağızla test edilen ve anlaşılan bir şeydir. Haliyle, sevilmesi gereken şeylerin de bu organlarla sınırlı olduğunu sanırlar. Ancak bu organlarla değil de akılla, kalple anlaşılacak nice güzellikler vardır. Bu bir iç kavrayıştır. Bedensel organlarla hayvanlar da bir değerlendirme yapıyor! İlim sahibi olanları, sanatkarları, güzel ahlak sahibi olanları severiz. Akıllı insana aklımızla hayran oluruz. Namus, takva, cömertlik, dürüstlük, kahramanlık, cesaret gibi üstün vasıfları da kalbimizle severiz. Ancak bu güzellikleri herkes anlamaz ve bilemez.

5-Ruhsal bir ilişkiye dayanan sevgiler: Aynı frekansta olan insanlar birbirlerini çekerler. Gönülleri birbirine akar. Birisini "Allah rızası için" sevdiğimizde hissettiğimiz sevgi bu türdendir. Hiçbir menfaat ve çıkar ilişkisine dayanmayan, tamamen ruhların ilişki ve yakınlığına dayanan bir sevgidir. Bu dünya ile bir alakası ve bağlantısı yoktur.

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Haydi Asker!

Sivas Burûciye Medresesi’nin son müderrislerinden merhum Tuzcu Ahmed Efendi medrese öğrencilerine “Haydi asker!” diye hitap edermiş. Buna taaccüp ederek “Bunlar ask...

Yine, Yeni ,Yeniden

Hz. Âdem bu dünyaya indiği ilk gün, akşam olduğunda neler hissetmişti? Güneş yeniden etrafı aydınlattığında ya da ilk çocuğu doğduğunda, ilk ölüm gerçekleştiğinde n...

Ehl-i Sünnet Ehl-i Cennettir

Saadet asrı… Hz. Peygamber, toprağa düz bir çizgi çizdi ve bu çizginin üstüne elini koyup şöyle buyurdu: “İşte bu, Allah’ın yoludur.” Daha sonra o çizginin sağına v...
Tüm Yazıları