İrfan Penceresinden

Abdulkadir Yılmaz

Tarih: 2010-08-11

Kıymetli okurlarımız. Sizlerin büyük takdir ve beğenisine mazhar olmuş olan Seyyidimiz Şenel İlhan'ın Hayatı ve Mücadelesi kitabı en kısa zamanda yeni ilaveler ve güzel değişikliklerle tekrar basılarak okurlarımızın istifadesine sunulacaktır. O güzel kitabı haber veren bir müjdeci olsun diye, yeni kitabımız için hazırlanan yazılardan "SEYYİDİMİZİN ÜZERİNDE GÖRÜLEN OLAĞANÜSTÜ HALLER" kısmına ait bazı olayları, siz değerli okuyucularımızla paylaşmak istedik. Yalnız bu olağanüstü olayları anlatmaya geçmeden önce belki sizlerin de bildiği bir ölçüyü hatırlatmak isteriz.

Bilir ve takdir edersiniz ki, Allah-u Teala kainattaki bütün olayları kudreti ve kuvveti ile tasarrufu altına almış olmakla beraber, her şeyi bir sebebe bağlı olarak yaratmakta. Mesela yağmurunu bulutlarla, ikramını cömert kullarıyla, şifasını doktorlarla vermesi gibi. Rabbimizin, işte bu anlattığımız olaylarda olduğu gibi, ihtiyaç sahibi yakınlarının bir çok maddi ve manevi sıkıntılarından Seyyidimizi haberdar ettiği ve darda kalmış kullarına O'nu sanki Hızır gibi yetiştirdiği her zaman şahit olduğumuz işlerdendir. Bu güzellik Seyyidimizin Allah'a yakınlık derecesinin de bir göstergesidir şüphesiz.

Anlattığımız bu gerçeği teyit sadedinde, Seyyidimizin büyük oğlu Abdulbaki Bey'in yaşadığı bir olayı kendisinden nakledelim; " Bir gün sabah namazına cemaate yetişmek üzere evden aceleyle çıktım. Babam hasta olduğu için cemaate birlikte gidememiştik. Neticede sabah namazını kılıp, eve geldim. Kapıyı açmak için elimi cebime attığımda anahtarı almadığımı fark ettim. Hemen cep telefonuma baktım. Eyvah, onu da aceleyle evde bırakmıştım. Aksi gibi kapının zili de bozuktu ve benim bu saatte kapıyı açtırma şansım kalmamıştı. Muhtemelen evdeki herkes de çoktan namazını kılıp yatmıştı.

Sabahın beşinde dışarıda kalmanın sıkıntısı ile ne yapacağımı düşünmeye başladım. Evin dış kapısında kısa bir süre oturduktan sonra, aklıma kalben durumumu babama bildirmek geldi ve ben de öyle yaptım. Tam o düşünceyi kalbimden geçirirken; babam saçları dağınık bir şekilde hızla pencereyi açtı ve aşağıya doğru bana baktı. Anlaşılan O'nu uykudan kaldırmıştım. Babam otomatiğe basıp dış kapıyı açtı. Ben de bir taraftan bu olağanüstü olayı yaşamış olmanın verdiği gizli bir ucbla, bir taraftan da O'nu rahatsız etmiş olmanın verdiği utançla merdivenlerden yukarı doğru çıkıyordum. Neyse daire kapısına gelince, babam kapıyı açıp; "Şımarma! Şımarma! hadi eve geç!"dedi.

Bu olaydan sonra Rabbime hamd ettim. Zira, hem dışarıda kalmış olmanın sıkıntısından hem de gönlümden geçen gizli ucb afetinden Rabbim, babamı manen haberdar etmiş, "hadi şımarma" diyerek de, bende oluşan gizli ucbu anında yok etmişti.

Yine bir gün yoğun ve uykusuz geçen bir günün ardından, akşam namazını kılmak için vaktin girmesini bekliyorum ve kendimi uyumamak için zorluyorum. O arada artık dayanamamış ve dalmışım. Birden davudi bir sesle ve gürlercesine mana âleminden babamın sesini işittim: "Abdulbakiii !"

Sıçrayarak kalktım ve hemen saate baktım. Akşam namazının vakti geçmek üzereydi. Çok az zamanım kalmıştı. Hemen hızla abdest alıp namazı yetiştirdim ve aşağı indim. Annemlerin yanına gidip "babam bana bağırdı mı? Dedim. Onlar da "ne oluyor" der gibi yüzüme baktılar. Sonra babamın odasına girdim, babam kitap okuyordu. Beni görünce tebessüm ederek: "Namazını kıldın mı oğlum?" dedi. Ben de "evet babacığım" dedim. "Sana bir defa seslendik kalktın, kimisine sabaha kadar bağırsan yine de uyandıramazsın" dedi.

Yine başka bir olay da şu şekilde olmuştu. Seyyidimizin babasının evinin hemen bitişiğinde oturan Ahmet isimli bir genç vardı. Babası küçük yaşta ölmüş ve Ahmet öksüz büyümüştü. Annesi de Devlet Hastanesinde hasta bakıcı olarak çalışıyordu. Onun için aile eğitimi alamamış, düzenli olarak dini vazifelerini yerine getirememiş bir çocuktu. Ama küçük yaşlardan beri Seyyidimize olan saygısı, muhabbeti her zaman yerindeydi. Namaz kılmayan, Kur'an okumayan ama Seyyidimizi çok seven bir insandı. Seyyidim ne zaman babasını ziyarete gelse, Ahmet, Seyyidimizin arabasının başında bekler, adeta bir koruma görevlisi gibi, hiç kimseyi arabaya yaklaştırmaz, arabayı her türlü zarardan korurdu. Seyyidim de bu iyiliğinden ötürü O'na her seferinde geri dönerken harçlık verirdi. Ahmet büyüyüp 19 yaşlarına gelince bir bayanla evlendi. Mutsuz bir evlilikten sonra, eşinden ayrıldı. Daha sonraları eşinin evine gidip barışma çabası içerisindeyken, kayın babası tarafından vurularak öldürüldü. Seyyidimiz öldüğü haberini alınca O'nun adına çok üzülmüştü. "Allah ona merhamet etsin, keşke biraz hazırlığı olsaydı…" demiş ve arkasından çok dua etmişti. Aradan iki sene geçtikten sonra Seyyidimiz bir gün rüyasında Ahmet'i görüyor. Ahmet, yol kenarında bekliyormuş. Seyyidimiz arabasını durduruyor. Camı açarak diyor ki; "Ahmet, nasılsın oğlum?" Ahmet ise; "İyiyim abi, çok iyiyim "diyor. Gerçekten de Ahmet rüyada biraz daha kilo almış, eli yüzü parlamış şekilde görünüyor. Sadece alnının sol köşesinde el ayasından biraz daha küçük şekilde bir morluk varmış. Sürtünmeden kaynaklanan bir morluk gibiymiş. Sonra Seyyidim demiş ki; "Ahmet benden bir isteğin var mı? Sana harçlık vereyim mi?" Ahmet: " Otuz lira borcum var, eğer onu verirsen sevinirim abi." demiş. Seyyidim de "al sana elli lira" diyerek arabada yanında oturan büyük oğlu Abdulbaki'ye elli lirayı Ahmet'e vermesi için uzatıyor. Abdulbaki de elli lirayı Ahmet'e veriyor. Rüya böylece bitiyor.

Bu rüya ile ilgili olarak Seyyidim dedi ki; "Ahmet kurtulmuş, Allah onu affetmiş. Sadece otuz lira borcu kalmış Ahmet'in. O borcunu ödersem artık hiçbir sıkıntısı kalmayacak. Allah-u alem, alnının köşesindeki morluk da ondan kaynaklanıyor." Seyyidim hemen Ahmet'in adına sadaka vererek onun borcunu ödüyor. Üstelik yirmi lirada fazladan onun ruhuna sadaka bağışlıyor. Çünkü rüyada otuzlira yerine elli lira veriyor. Böylece rüya tahakkuk ediyor. Sonra Seyyidim demiş ki; "Ahmet'in annesi de bizim gibi düşünüyor, oğlum ahirete hazırlıksız gitti diye üzülüyordur. Bu hadiseyi ona anlatın da, oğlunun adına sevinsin."

Seyyidimiz, bu müjdeli haberi yakınlarına gönderince onlar da bu olayı teyit eder mahiyette şöyle bir olayın başlarından geçtiğini söylemişler:

Rüya görülmeden bir ay evvel, savcılık Ahmet'in cesedini DNA testi yapmak için geri istemiş. Çünkü eşi, Ahmet öldüğünde hamileymiş. Doğan çocuk, Ahmet'in mi , değil mi? bunun tespit edilmesi gerekiyormuş. İki sene sonra mezarı açıp Ahmet'in cesedine baktıklarında yüzüne ilk bakan annesi olmuş. Annesi oğlunun yüzünü ağlayarak açtığında cesedinin çürümediğini, hiçbir yerinde hiçbir bozulma olmadığını görmüş. Sadece alnının sol köşesinde el ayasından biraz daha küçük şekilde bir morluk varmış.

Ahmet geride kalan otuz liralık borcundan, Seyyidimiz vesilesiyle kurtulduğu gibi Allah-u alem Seyyidimize ve Ehl-i Beyt'e olan samimi sevgisinden ötürü de Rabbimiz tarafından mükafatlandırılmış ve cennet halkından olmuştur. Esasen cesedinin hiç çürümemiş olması şehadet belirtisidir, ama doğrusunu Allah (c.c) bilir.

Evet, değerli okuyucularımız kısaca bahsettiğimiz bu güzel hatıralardan, hafızamızda saklı daha pek çok örnekler var. Burada hepsinden bahsedemeyeceğiz. Ama yeni çıkacak olan kitabımızda bunlardan bir hayli bulacaksınız.

Allah'a emanet olun...

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Allah (c.c.) Yakînimizi Artırsın

Ebû Ümâre Berâ İbni Âzib radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey falan! Yatağına yattığında şö...

Allahu Teâlâ Ancak İhlaslı Ameli Kabul Eder

İman deyince Ehl-i Sünnet inancına uygun bir iman anlaşılmalıdır. Zira ancak Ehl-i Sünnet inancı Allah’ın (c.c.) kendisine inanmamızı istediği şekilde inanmak anlam...

Merhameti Kuşanmaya Çok İhtiyacımız Var

Güzel ahlakın içinde bazıları vardır ki diğer tüm ahlaklara faziletçe baskın gelir veya aslında hepsini içinde barındırır. Onlardan birisi şüphesiz merhamettir. Mer...
Tüm Yazıları