Peygamberimizi (SAV) Nasıl Tanırız?

Peygamberimizi (SAV) Nasıl Tanırız?

Abdulbaki İlhan

Tarih: 2010-05-30

Kim insanı doğru ve tam manasıyla tanıyabilir ki?

Tabii ki onu yaratan...

Bugün 9. sunu düzenlemiş olduğumuz ve artık geleneksel hâle dönüşen bu özel Kutlu Doğum ve Ehl-i Beyt'in Fazileti gecemize Türkiye'nin değişik illerinden hatta Avrupa'dan gelen bütün sevgili konuklarımız, hepiniz hoş geldiniz.

Bu programın hazırlanmasına imkân sağlayan dergimizin sahibi Seyyidimiz ve aynı zamanda da babam olan Şenel İlhan Bey'e gıyabında çok teşekkürlerimi arz ederim. Bu yoğun hazırlık sürecinde dualarıyla bana destek olan anneme, ablama ve eşime samimi şükranlarımı takdim ederim. Programımıza teşrif etmesiyle bizleri onurlandıran değerli büyüğümüz Bereketzade Vakfı Başkanı Kasım Yağcıoğlu Hocaefendi'ye de çok teşekkür ediyorum, saygı ve selamlarımı sunuyorum. Ayrıca bu programın hazırlanmasında ve sunulmasında emeklerinden ötürü isimlerini anmadan geçemeyeceğim arkadaşlarım var. Uzaklardan bu geçe için taa İngiltere'den kalkıp programımızı sunmaya gelen Ekmel Geçer kardeşime, onun teknik ekibine, organizasyon başkan yardımcımız Yıldırım Beyazıt'a, sinevizyonların hazırlanmasında çokça çaba harcayan Özaydın Dayı kardeşime, sinevizyonların metnini yazan Şeyda Dal Hanımefendiye ve Feyz Dergisi Ankara bürosu müdürü Ayhan Dal Beyefendiye ve emeği geçen bütün kardeşlerime çok çok teşekkür ederim.

Değerli konuklar ben bu gece size "Peygamberimizi nasıl tanırız?" ve "İnsanı nasıl tanımlarız?" konusuyla alâkalı bir konuşma yapacağım.

İnsan yaradılış icabı ilk önce bir şeyi tanır, sonra tanıdığı o şeyi tanımlar. İlk önce tanıması lazım ki sonra onu tanımlayabilsin ve ne kadar tanıdıysa doğal olarak da o kadar tanımlayabilir. Allah'ın bize bahşettiği duyular aracılığıyla bizler kâinatta pek çok şeyi tanıyıp kavrayabiliriz ama kâinattaki her şeyi özellikle de insanı tanımak için akıldan ve zekâdan çok daha fazlası gerekir. Çünkü insanın ne kadar bilinen yönü varsa neredeyse bir o kadar da bilinmeyen birçok yönleri var. Altını çizerek söylüyorum, her yönüyle bir insanı tanımak hiçbir zaman mümkün değildir. Bu günün ilimleriyle bile biyolojik, psikolojik ve sosyolojik anlamda insanı tam manasıyla tanımak ve tanımlamak hala mümkün olamamıştır ve mümkün olacak gibi de görünmüyor. Buradaki "tanımak"tan kastettiğim şey, insan denen varlığı doğru ve tam bir bilgi sahibi olarak yani künhüne vakıf olarak tanınamayacağını söylüyorum. Yoksa "tanımak" kelimesini birisini gördüğünüz zaman onu daha önceden tanıdığınızı hatırlamanız manasında kullanmıyorum. Bütünüyle ve tam bilgi sahibi olarak tanımayı kastediyorum. Öyleyse insanı tanımak bilimin geliştiği günümüz şartlarında bile tam anlamıyla mümkün olmadıysa, kim insanı doğru ve tam manasıyla tanıyabilir ki? Haliyle insanın aklına hemen bu soru geliyor. Tabii ki onu yaratan, onu yaşatan ve ona şah damarından daha yakın olan Allah insanı en iyi tanır. Peki, insanlar içerisinde insanı en iyi kim tanır? Allah'ın onlara bahşettiği akıl zekâ, sezgi ve bunlar kadar kaliteli olan diğer duygularla peygamberler, veliler ve âlimler insanı en iyi tanır. Yani Allah'ın bize doğuştan bahşettiği bazı fıtratlar var ya, hepimizin bildiği akıl, zekâ ve sezgi gibi, onların kalitesi ne kadarsa bizim insanı tanıma kalitemiz de o kadar olur. Şimdi insanı tanımak böyleyken insanlar içinde tanınmaya en layık olan Hazreti Peygamberimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem)'i nasıl tanıyabiliriz, onu konuşalım. Bir insanın Peygamber Efendimiz'e inanması için az bir bilgi yeter, ama onu gerçekten tanıması için az bilgi kesinlikle yetmez. Onun hayatını, sünnetini, ahlâkını her yönüyle düşünüp, üzerinde tefekkür ve tezekkür ederek bütünüyle değerlendirmesi lazım.

Sİze şöyle bir misal vereyim. Vereceğim bu misal benim parlak fikrim değildir, İmâm-ı Gazâlî'nin hikmet gözü ile verdiği bir misaldir. Meselâ denizi düşünelim, denizin sadece güzel bir manzaradan ibaret olduğunu sanmak ne kadar eksik ve nakıs bir düşüncedir. Deniz bizim sahilde bakıp efkârlandığımız o güzel manzaradan mı ibaret sadece. Onun içinde ne rengârenk balıklar var, ne inciler mercanlar var, ne bilmediğimiz eşsiz güzellikte, hayret verici nice hayatlar var. Denizi değerlendirirken, bütün içindeki canlılarla birlikte düşünürseniz onu doğru tanımış ve tanımlamış olursunuz. Denizi sadece manzaradan ibaret olarak görmek olur mu? Peygamberimizi kendimize örnek alırken bütün yönleri ile almak durumundayız. Eğer Peygamber Efendimizin sadece belirli yönlerini ön plana çıkarırsak onu tanımamış oluruz. Bunun için de, Peygamberimizi tanımak için onu anlatan kitapları okuyoruz, hadis metinlerini okuyoruz. Bu yaptıklarımızla sadece işin bilgi boyutuna vakıf olmuş oluyoruz ama İslâm'ın özü asıl bundan sonra başlıyor.

Okuyarak bİlgİlendİğİmİz, ailemizden ve çevremizden öğrendiğimiz bilgilerin ya da sohbet meclislerinde duyduğumuz bilgilerin hepsinin ‘bilinç' haline dönüşmesi gerekiyor. Çünkü bilinç haline dönüşmeyen bilgi yaşanamaz, hatta anlatılamaz. Sadece İslamı entelektüel boyutta boş boş konuşmuş olursunuz. Onun için bilgilerimizi bilinç haline getirmeliyiz. Özellikle Peygamberimizle ilgili olan, dinimizle ilgili olan bilgilerimizi bilinç haline getirmeliyiz.

Ben Peygamberİmİzİ tanıma yolunda olan Müslümanları icmâlen beş grupta topladım. Benim kişisel görüşlerimle yaptığım bir tespit. Bu gruptan birincisi Peygamberimize inanıp onu sevmekle birlikte onu çok az tanıma gayreti içerisinde olan Müslümanlar. Bunlar sadece sosyal bilgiyle eşten dosttan duyduklarıyla Peygamberimizi tanımaya çalışma gafletine düşen kimselerdir. İkinci grup da, Peygamberimizle ilgili gerekli tüm bilgileri öğrenip, okuyup çok cüzi bir kısmını hayatına aksettirebilenler ki, bunlar genellikle pazarlamacı olur demişim notlarımda. Çünkü bunlar bilgiyi sadece pazarlarlar, o bilgiyi yaşamazlar, fazlasıyla yaşamazlar, düşünmezler, bunlar sadece anlatırlar. Bu grup bence Peygamberimizi hadislerdeki cümlelerden ibaret sanan bir gruptur ve işin kötüsü bunlardan televizyonlarda çok var. Onlar sadece konuşuyorlar ama konuştuklarının derinliğini, mânâsını hatta bütününü bile anlayamıyorlar. Biz bu gruptan olmayalım, bizim en asgari olmamız gereken grup şimdi bahsedeceğim grup yani üçüncü gruptur. Dinimizle ve peygamberimizle ilgili gerekli bilgileri öğrenip bunlar üzerine düşünen, bilgilerini bütünüyle değerlendiren ve öğrendiğini yaşamayı kendine amaç edinen gruptur. Bizim en asgari seviyede bunlardan olmamız lazım. Bundan daha aşağısı, daha altı Peygamberimizi inanıp seven bir Müslüman için olmamalı, en alt seviyemiz bu olmalı. Dördüncü grup da ilim, irfan ve fikir sahibi olan ârifler ki, biliyorsunuz ârifler gönül yoluyla, gönül gözüyle bilgi edinebilen kimselerdir. Ârifler, olayı, biraz önce anlattığım deniz örneğindeki gibi değerlendirmezler. Ariflerin gönül yoluyla, gönül gözüyle bilgi alabilme kabiliyetleri vardır. Allah bu güzelliği onlara bahşetmiş. Onun için dedim ya; insanı en iyi Peygamberimiz, sonra veliler, sonra âlimler tanır diye. Ama bizim buradaki kısa konuşmamızdan sonra buradan ârif olarak ayrılmanızı beklemiyoruz. Keşke o kadar kolay olsaydı, öyle değil… Ama dediğim gibi bizim burada edinmemiz gereken duruş, en azından bu üçüncü maddedeki her şeyi tümüyle öğrenmeye çalışan yani gerekli şeyleri bütünüyle öğrenmeye çalışan, düşünen, yaşayan ve onlarla amel edenlerden olmamız gereğidir. Beşinci grup, ne yazık ki yeteri kadar bilip öğrendiği halde bilgisini doğru yorumlayamayıp bütünüyle değerlendiremediği için ehl-i sünnet çizgisinden çıkan densizler… Onlardan olmayı Allah bizden uzak etsin inşallah.

Peygamberİmİzİ anlamak için onu bütünüyle değerlendirelim. Onu ihlasla, samimiyetle ve hadislerinin, sünnetinin arkasındaki mânâyı, derinliği anlamaya çalışarak değerlendirelim. Peygamberimiz sadece hadislerindeki cümlelerden ibaret değil. Bunları unutmamalıyız.

Son olarak şunu söyleyeceğim; bizler saydığım bu beş ayrı modelin hangisine karşılık geliyoruz? Ben sizden bunu düşünmenizi ve kendinizi bu grupların içinde bir yere oturtturmanızı isteyeceğim.

Bu sene Ağustos ayının birinde Feyz dergisinin yirminci yılını kutlamak üzere bir program daha tertip edeceğiz. Feyz camiasını sevindirecek bu haberi, Peygamberimizin kutlu doğumu vesilesiyle size iletmiş olmaktan ben de büyük mutluluk duyuyorum. Ağustos ayında tekrar sizleri misafir etmek temennisiyle sözlerime son verirken bu kutlu programa iştirak ettiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ediyor, hayırlı geceler diliyor, selam ve dua ile Allah'a emanet olun, diyorum.

(Bu yazı Feyz Dergisi Genel Müdürü Abdulbaki İlhan'ın Feyz Dergisi 9. Kutlu Doğum ve Ehl-i Beyt'in Fazileti Gecesi Anma Programındaki Konuşmasından Alınmıştır. Ankara)


Yazarın Diğer Makaleleri

Feyz'den 278. Sayı / Abdulbaki İlhan

Feyzli geçen Ramazan ayının ardından gelen bayram tebessümüyle stabil hayatımıza nihayet döndük... Yine almaya satmaya yaşamaya devam edeceğiz. Neydi bizim yaşam fe...

Ümmetin Birlik ve Beraberliği

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salât ve selam, ölüm kendisini buluncaya dek Allah yolunda cihad eden Resulullah’a, O’nun ashabına, Ehl-i Beyti’ne, ezvâcı tâhir...

Feyz 262. Sayı Editörden / Abdulbaki İlhan

İnsan, Rabbanî hakikatleri süflî menfaatlerden kıymetli tuttuğu müddetçe kemâlât bulur. Allah için fedakârlık, karşılıksız sevgi, şefkat ve tüm insanları sanki akra...
Tüm Yazıları