Kasım YAĞCIOĞLU Efendi'nin Konuşması;

Kasım YAĞCIOĞLU Efendi'nin Konuşması;

Tarih: 2010-04-27

Kutlu Doğum Gecesi Programımıza İstanbuldan gelerek bizleri onurlandıran Bereket Zade Vakfı Başkanı Kasım YAĞCIOĞLU Efendi bir konuşma yaptılar. Gecenin anlam ve önemi ile birlikte Seyyidlere olan sevgisini izhar ettikleri konuşmasında böyle bir gecede bir arada bulunmaktan duydukları memnuniyeti belirttiler.

Sevginin sözde değil, olması gerektiğinden Efendimiz ve Ehli Beytini sevmenin gereklerini yerine getirmekle mümkün olacağından bahsettiler. Bir sanatçının müziği sevmesi karşısındaki muhabbetini göstermesi kadar da olsa bizler sevgi göstermeyecekmiyiz dediler.

Ben ilerleyen yaşıma rağmen bu gece buradaysam, Şenel İLHAN Beyefendi ve oğlu Baki İLHAN'a olan muhabbetim nedeniyledir. Bu nedenle hiç buraya gelmem karşısında yorgunluk hissetmedim diyerek duygularını ifade ettiler.

Bizde Kasım Efendiye gecemizi onurlandırmaları nedeniyle müteşekkiriz. Saygı ve hürmetlerimizi sunuyor, dualarını bekliyoruz.

Şimdi sizleri Kasım Efendinin güzel konuşmasıyla başbaşa bırakıyoruz:

Cenab-ı Hak önce bütün Ümmed-i Muhammedi, Hazreti Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizi anlayıp, iman etme şerefine cümlemizi nail eylesin. Bu Kutlu Doğum Günleri gerçekten Türkiye'de diyanet işleri başkanlığının başlattığı ancak camilerde, hutbelerde vaaz ediliyordu. Şimdi bütün Türkiye'de, bütün dünyada Peygamber Efendimizin yeniden Mekke-i mükerreme'den, Hira Dağı'ndan Sevr Dağı'ndan insanlara seslenişinin doğum günü oluyor. Onun için değerli muhterem kardeşlerim Peygamber Efendimiz ile Hz. İsa aleyhisselam 500 küsur sene zaman var. Hz. İsa devrinde de öyle Allah'a inanan da yoktu çünkü Hz. İsa'nın da akıbeti malûm.Hz. Peygamber Efendimiz bir Rebiülevvel ayının 12. gecesi sabaha karşı dünyaya gelmiş. Cahiliyetin, dalaletin, küfrün zirveye çıktığı bir devirde dünyaya bir nur geldi. Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor "İslam garip geldi garip gidecek. Ne mutlu o gariplere!" Bu gariplik kimsesizlik değildir, bu gariplik inananlarla inanmayanlar arsındaki adet farkıdır.

"Garib" uzak olan demektir. İlk müslümanlar kendi vatanlarında kendi kavimleri arasında görünseler de gariptiler. Küfürle iman akla kara görmekle körlük bilmekle cehalet kadar zıt ve uzaktı. Bu sebepten onlarla diğerleri arasında mekana bağlı olmayan bir uzaklık hatta zıtlık sözkonusu idi.

Alimler cahil çoğunluk yanında gariptirler Az olan müminler çok müşrik arasında gariptirler. Kötülerin ve şerlerin çokluğu yanında hayırlar ve hayırlılar az olunca garip olurlar. Fıskın isyanların büyük günahların içinde takva amel-i salih gariptir.

Böyle kötü bir çevrede ve zamanda iman ve salih amelin önemi pek büyüktür. İçinde yaşanılan çevrede fısk büyük günahlar şer ve isyanlar ne kadar çoksa orada barınabilen müminin imanın salih amelin takvanın değeri o derece artmaktadır. İslam ve iman ilminin kalktığı müminin müslümanın olmadığı veya çok az olduğu bir toplumda "garib" olmak amellerin sevaplarını olabildiğince arttıracaktır. Müminin zelil hakir edildiği facirin yüksek tutulduğu fıskın çok olduğu bir toplumda imanın ve amellerin keyfiyeti çok büyüktür. Orada din gariptir müminler gariptirler.

Peygamber Efendimize inananlarla inanmayanlar arasındaki adet farkı, bin tane inanmayan varsa iki tane inanan var. Böyle başlamış bu bu kutlu dava. Bazen insanlar umutsuzluğa düşer bir süre sonra bakarsın ki yeniden yeniverir iman gönüllerde. Allah, bu aleve iştirak eden, bu mücadeleye iştirak eden bütün Müslümanlardan razı olsun. Biliyorsunuz Peygamber Efendimiz o kadar büyük üzücü hallerle karşılaşmıştır. Ben bu yıl umreye gittiğim zaman Cenab-ı Hakk nasip etti Taif'e Peygamber Efendimizin İslamiyet'i tebliğ ettiği yere gittik. Efenimiz orada taşlandı, insan orada çok duygulanıyor gerçekten. Halası ve yakınları Peygamber Efendimizin atılan taşlarla yaralarını silmişler, işte gariplik bu, ama o davanın sahibi yılmadan usanmamış tebliğine devam ediyor ve Cenabı Hakka karşı onlara şöyle dua ediyor. "Ya Rabbi, bu kulların sana inansalardı, benim de hak peygamber olduğumu kabul etselerdi benim başıma taş atarlar mıydı, benim yüzümü yara ederler miydi, ayaklarımı kanatırlar mıydı? Ya Rabb bunlara hidayet nasip et." Peygamberimizin davasındaki sabrına bakın. Siz Türkiye'nin birçok yerlerinden geldiniz, birçok meşgalelerle uğraşıyorsunuz, azıcık birinizin isteği yerine gelmedi mi beddua ediyorsunuz, lanetliyorsunuz.

Sabırsızlık ve tahammülsüzlük gösterip nefislerinize hakim olamıyor ve sonrada kalkıp diyoruz ki ‘biz Muhammed ümmetiyiz' şimdi bu olmadı. Peygamber Efendimizin sabrını, Peygamber Efendimizin Metanetini, Peygamber Efendimizin davasına sahip çıkışı gibi her Müslüman da İslam dinine sahip çıkmalıdır. Sene de bir defa Kutlu Doğum Haftaları yapmakla Hz. Peygamber ahlakını ve duruşunu elde edemeyiz. Ancak bu geceler bize Hz. Peygamberi örnek almada ve hayatımıza ahlakını tatbik etmek için karar aldığımız yerler olmalı.

Allah gayret eden Müslümanların emeklerimizi zai etmesiz.

Buraya manisadan geliyorum. Manisa'daki hizmet eden insanları ziyaret ettim. Akhisar'da bir Hilaliye Kur'ân Kursu'na gittim. Hilaliye Kur'ân Kursu'nun hocaları bizlere güzel karşıladılar ve saygı gösterdiler. Bana "Hocam mayıs ayının yirmisinde 40 tane erkek çocuğu 40 tane de kız çocuğu hafız oldu, onların merasim yapacağız" dediler. 400 tane talebe okutuyorlar. Orada hafız olanları lisede bedava okutuyorlar. Hülasa Türkiye'yi şöyle bir gezdiğim zaman baktım ki bütün Müslümanlar Peygamber Efendimizin yolunda gitmek için bir çaba sarf ediyorlar. Burada dikkat etmemiz gerekn en önemli mesele şuculuk ve buculuğun ortadan kalksın. Bu büyük bir fitnedir. Ümmed-i Muhammed tek vücut haline gelmelidir. Herkesin bir meşrebi olabilir ben buna saygı duyuyorum meşrepler din değildir. Ben İstanbul'da Bereketzade Medresesi'ndeyim üç tane öğrenciye burs vererek başladım. O üç tane talebenin bir tanesi şu anda Sakarya Müftüsü diğerleri de devletin başka yerlerinde görevli ama dedik bu üç tane ile olmaz. Üç, beş oldu, elli oldu, yüz oldu, sekiz yüz oldu, dokuz yüze kadar çıktı. Bunların içersinde üniversitede okuyan mastırını yapan, doçent olan, profesör olan, bugün siyasete atılmış bu millete hizmet eden çalışanlar insanlar var içlerinde.

Ama biz bu üçten dokuz yüze gelene kadar ne sıkıntılar çektik biliyor musunuz? Ben bir cami imamıydım, şimdi emekli oldum. Ben de şükrediyorum Allah'a "Ey ya Rabbim yüz kırk lira ilk maaşa başladığım zaman bana bunu veren Allah bugün benim elimle yüzlerce talebeye burs vermeyi nasip etti. Allah'a şükürler olsun. İstanbul'da her hastanede bir iki tane doktorumuz var, hepsi de bize karşı saygılılar. Biz bunu niye anlatıyoruz şimdi size? Bu hizmet işi, önceden beri demirden leblebi, ateşten gömlektir. Kim İslam'a hizmet edeceğim diye ortaya çıkarsa o zaman ateşten bu gömleği giymeli bu leblebiyi de yemelidir ve şikayet etmemelidir. Bu işin kuralıdır. Siz inandığınız yolda hizmetinize devam etmelisiniz.

Feyz camiasının sevgili talebeleriyle beraber böyle bir gecede sanki onların içinden, onların cemaatinin bir görevlisiymişim gibi beraber olmaktan mutluyum. Her zaman onlara elimden geldiği kadar Feyz Dergisi'nin gelişmesi için çeşitli tavsiyelerde bulunmayı hiç ihmal etmedim. Bugün buraya kadar gelmem yaşıma göre sizde takdir edersiniz ki zor. Ama Feyz'e karşı, Feyz Dergisi'nin sahibine karşı ve onun kıymetli evladı olan Abdulbaki İlhan'a karşı çok sevgim olduğu için bu uzun yollar bana hiç zor gelmedi. Allah onların feyzini artırsın. Allah onların aşkını artırsın. Biraz önce Abdulbaki Efendi dedi ki, ile sohbet ettik. Bu gariplikle başlayan iştir her istediğin her zaman, her an olmaz. Biz imtihan içerisindeyiz. Biz garibiz garib. Gariplik bize Peygamberden miras kalmıştır. Garipin bir Allah'ı vardır bir Peygamberi vardır, bir Kur'ân'ı vardır. Müslümanlar bulundukları mevkisiye makamıyla, servetiyle, şöhretiyle mağrurlanmaz onları hiçe sayar. Müslüman ne zaman zevk alır? Allah'ına kul olduğunu, Peygamberine ümmet olduğunu, Kur'ân'a hizmetkarı olduğu gün işte o zaman zevk alı ve bu zevke doyum olmaz. Bakın Müslüman kardeşlerim geçenlerde İstanbul İlahiyat Fakültesi'nde bir cenaze oldu. Biz de gittik cenazeye, tabii meslektaşımızdı, oraya vardık, Haseki Külliyesi'nin bütün Öldüğü zaman da cenazesine kimler gelir biliyor musun? Beş vakit namaz kılan müminler gelir, Hoca efendiler gelir , hafızlar gelir, hacılar gelir işte bu adam bu dünyadan diplomasını iyi almış gidiyor demektir. Cemaatinden belli… Ama bazıları da var İstanbul'da görüyoruz -buralarda yoktur inşallah- cenazelerini getiriyorlar musalla taşının üstüne koyuyorlar sonra elli metre geriye çekilip gözlüklerini de takıyorlar karanlık yine bizi tanımasınlar diye mi yapıyorlar, karşıdan ürkek ürkek bakıyorlar o caminin de zavallı cemaatleri ya kapıcı ya bekçi geliyorlar onlar yalancı şahit gibi…

 

Ondan sonra uyduk imama Allahü ekber diyorlar imam selam veriyor diyor ki "Ey cemaat bu merhuma hakkınızı helal edin" onlar da böyle yapıyor "helal olsun." "İyi mümin olduğuna şahit misiniz?" "Şahidiz" yalan söylüyorlar, siz bununla beraber miydiniz ki neden yalancı şahitlik ediyorsunuz. Beraber hiç beş vakit namaz kıldınız mı? Bu adamın kim olduğunu siz ne biliyorsunuz. Bunların şahitliği geçmez. Ondan sonra da hadi gelin alın cenazeyi derler. Onlarda alkış yapıyorlar. Haydi yallah. Biz Allahü ekber Allahü ekber diye gönderiyoruz cenazeyi.

Efendim adamın birisinin hanımı ölmüş. İmam efendi cenazeye başlamış "Ey cemaat-ı müslimin bu hatunu nice bilirsiniz? Cemaat: Allah rahmet eylesin. Ey cemaat mümin olduğuna şahadet eder misiniz? Öyle derken kocası çıkmış demiş ki yav hoca efendi bunun kocası benim ben , sen bunu bana sor , ben bunun elinden ne çektim bee , bu cemaat ne bilir bunun ne olduğunu bana sor.

Müslüman kardeşlerim dünyada oturduğumuz meclislerde , hangi meclisten hoşlanıyorsak o meclisin cemaatiyle beraber haşrolacağız. Sinemada ki cemaatten mi hoşlanıyoruz, onlarla haşrolacağız. Kahvedeki cemaatten mi hoşlanıyorsun, onlarla haşrolacaksın . Camidekilerle otururken mi hoşlanıyorsun, onlarla haşrolacaksın . Kur'ân dinlerken mi hoşlanıyorsun , onunla beraber haşrolacaksın.

Muhterem kardeşlerim bu İslam dinini 1400 sene önce Hazreti Peygamber Efendimiz ne zorluklarla yaşadı. Bir Mekke dönemini düşünün nice sahabeleri gözünün önünde şehit ettiler. Ey kutlu doğum gecesine gelen muhterem kardeşlerim sevgili Peygamberimiz seyrederken o sahabeyi develere bağladılar , develer onları yardı. Yine anasını getirdiler anası da parçaladılar. Peygamber Efendimiz de seyrediyor. Sen Peygamber Efendimizin o halini hiç düşünüyor musun? Senin bir tanıdığını , bir evladını, bir talebeni böyle yapsalar ne yaparsın sen? Ama Cenab-ı Peygamber Efendimiz Mekke dönemini bitirip de Medine dönemine gelince bir idi beş oldu , on iken yüz oldu , bin oldu , on bin oldu yüz bin oldu ve o tek başıyla Allah bana yeter, Allah bana kâfi diyerek inanarak , itikadını bozmayarak… Allah onu Peygamber yaratmış, ona habibim demiş, nihayetinde o Peygamber Efendimize düşman olan bütün kâfirler Mekke'nin Fethi'nde "Keşke biz bu günleri görmeden ölseydik." Diyerek acizliklerini, perişanlıklarını ortaya getirdiler. Muhterem kardeşlerim bugün kız çocuğu olanlar, okullarda çocukları olanlar ve işi olanlar bunu çok iyi biliyorsunuz ilkokul , ortaokulu uyuşturucuya alıştırmak , kız çocuklarının hayat ve istikbali diyip şarkıcılığa türkücülüğe meylettirmek , dünyada Allah'a Peygamber'e isyan edilmesi nasılsa onu isyan ettiriyorlar. Çoluğuna çocuğuna sahip olmaya çalışan müminler de kıs kıs kıvranıyor . Yok mu bize bir sahip çıkacak diye. İşte bu kutlu doğum geceleri ola ola işte Müslümanlar da bir gün gerçek zafer kutlamasına kavuşacak inşallah.

Peygamber Efendimiz hiç kimseye dememiş ki ben sizin komutanınızım, ben sizden çok üstünüm dememiş. Kur'ân-ı Kerîm'den iki ayet okuyacağım birincisi "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir." (Ahzâb 33/40) yine Peygamber Efendimize gelen bir ayet-i kerimede de Peygamber Efendimiz etrafındakilerin çok aşırı hareket etmelerinden dolayı Cenab-ı Hakk'a yalvarıyor o da bu ayet-i kerimeyi gönderiyor: De ki: "Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Fakat bana ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık O'na yönelin ve O'ndan bağışlanma dileyin. Allah'a ortak koşanların vay hâline!" (Fussilet 41/6) ben burada konuşuyorum diye sizi bunları bilmiyorsunuz demek istiyorum anlamına gelmesin sizin de en az benim kadar Peygamber Efendimizin Mekke dönemini, Medine dönemini bilenlersiniz ve buradaki gençlere şunu tavsiye ediyorum: hadis öğrenin, ayet de öğrenin, fıkıh öğrenin amma velakin bu eskiden beri bizim medrese hocalarının bu hususta bilgileri yoktu. Ne yoktu? Tarihi bilgileri yoktu. Hiç olmazsa siyeri okuyun. Peygamber Efendimizin doğuşunu okuyun. Peygamber Efendimizin hayata nasıl tırmandığını okuyun. Peygamber Efendimizin 23 sene neler yaptığını okuyun. Peygamber Efendimizden sonra bu ümmed-i muhammedin başından neler geçtiğini okuyun. O zaman işte, buraya toplandığımız zaman Kutlu Doğum Gecesi'nin ne kadar ulvî bir gece olduğunu anlarız.

 

Bir gün yine Anadolu'ya doğru gidiyorum hedefim ta Artvin'e kadar çıkmak. Çorum'un o istikamete doğru giderken bi namaz oldu namaz kılacağız küçük bir yer var böyle namaza Allahü ekber durduk. O zaman kasetler vardı, adam bir kemençe çalıya başladı. Lazın birisi de böyle sallanmaya başladı namazda. Namazı kıldık dışarı çıkıyoruz, ya bunu söyleselerde dedim bu kasetleri namaz kılarken koymasalar olmuyor mu? O sallanan adam: Ha uşağım, dedi az kalsın namazım bozulacağıdı, dedi.

 

Yani namazı bozulmamış da resmen oynuyordu böyle böyle. Demek ki adamın ona karşı muazzam bir sevgisi var, içinden geliyor. Namazı da unutmuş, kıbleyi unutmuş beden namazda ama akılım fikir o kemençenin havasına uymuş boyuna kollarını böyle böyle yapıyor.

 

Onun için hangi meclise gidiyorsan o meclisin tarihini niçin neden yapıldığını mutlaka düşünmemiz lazım.

 

Allah bu geceyi hepimiz hakkında hayırlı eylesin Cenab-ı Hakk bu geceyi tertip edenlerden razı olsun.


Son Eklenen Yazılar

Arapça Bilmek Kur’ân’ı Yorumlamak İçin Yeterli mi? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Kur’ân’daki hüküm bildiren muhkem ayetleri, Rasulullah ile ehlullah aynı şekilde anlayamaz, arada mutlaka derin farklar olacaktır. Ehlullahın anlaması ile de normal...

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz? Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya...

Ekonomi-Politik Açıdan Zekat / Melih Turan

Kavram ve ıstılah olarak zekât nedir? Günümüzde fakirlikle mücadele, ekonomik imkânların yaygınlaştırılması, insanca yaşamak konuları üzerinde çokça duruluyor. Zekâ...