Menfaatsiz İyilik Enayilik Mi?

Hüseyin Ustaoğlu

Tarih: 2010-03-10

İyilik, insanın yaratılışı gereği ve doğal olarak yerine getirmesi gereken ahlaki bir görevidir. İyi insan densinler diye iyilik yapılmayacağı gibi, kişiyi iyilik yapmaya iten etkenler rasyonel çıkar beklentilerine de bağlı olmamalıdır. Çünkü dayanağını maddi beklentilerden alan bir davranış fedakârlık olarak tanımlanamayacağından, iyilik olarak da adlandırılamaz. Sağlam bir temele oturtulmamış bu türden eylemler, insanın iyi insan olma yönündeki mücadelesine de bir katkı sağlamaz. Halbuki iyilik, insanın tabiatından gelir. Vicdanının sesini dinleyen bir ferdin, iyilikten yana tavır almaması düşünülemez.

Çünkü iyilik yapmamaya güç yetiremez, başka türlü olmak istemez veya isteyemez! Peki, burada; insanlar neden kötülük yapar veya kötü insanlar da iyilik yapamaz mı sorusu akla gelebilir. Elbette nefsi marazları olan ve kötülüklerle iç içe girmiş bir insan da iyilik yapabilir. İyilik yapmaya devam ettiğinde de muhakkak iyiler kervanına kavuşur. Zira iyilik, insanı iyiye, güzele ve doğruya taşıyan bir etki ve dönüştürücü güce sahiptir.

Topluma şöyle bir göz attığımızda; çeşitli iyilik örnekleriyle karşılaşırız. Her biri kendince ayrı ayrı niyetler taşıyan… Bu yaklaşımların çoğu aslında menfaat kaygısı taşır. İyi insan desinler diye ya da ticari veya şahsi kaygılarla yapılan iyilik örnekleri de diye biliriz biz bunlara! "Kaz gelen yerden, tavuk esirgenmez" sözünün karşılığı olabilecek niyetler içeren ve iyilik gibi gösterilmek istenen davranış biçimlerine, çok zaman şahit olursunuz. Bu türden bir iyiliğin, basiretsiz ve bilinçsizler nezdinde bir kıymeti harbiyesi olabilir. Lakin, bunun Allah katında bir makbuliyetinin olmayacağı da aşikârdır. Zira böylesi bir tutum iyilik değil, bilakis insanın başına bela olan, kendi adına yine kendinin yaptığı bir kötülüğüdür. Çünkü iyiliği çarpık manada ve nefsanî çıkarlar doğrultusunda kullanmak, günah olduğu kadar aynı zamanda bir istismardır da…

Kul olarak bize düşen görev ise; iyi insan olmanın ve iyilik yapmanın bir zorunluluk olduğunu bilmektir. Zira, Allahın (Celle Celalühü) emri, Peygamber Efendimiz'in (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve onun yolundan gidenlerin örnek hayatları, iyi insan olma mücadelesini bize mecburi kılar. Öyleyse kaliteli insan olmak için, iyilik sultanlarının yaşamlarını taklit etmek zaruridir. Kuran-ı Kerimin;"İyilikle kötülük bir değildir, sen kötülüğü en güzel şekilde önle. O zaman seninle aranda düşmanlık bulunan kimse sanki candan bir dost olur." (Fussilet; 34) ve "Zerre kadar iyilik eden mükâfatını, zerre kadar kötülük eden de cezasını görür " (Zilzal; 7-8) ilahi buyruğuna kulak vererek hayatımızı dizayn etmek kaçınılmazdır...

İnsan tabiatının bozulduğu, ahlakın erozyona uğradığı ve ölçülerin tepetaklak olduğu günümüzde; iyilikler de seyahate çıkmak zorunda kalmıştır! Öyle ya! Her türden ölçünün ters yüz edildiği bu zaman, insanlık ve güzel erdemleri yutarak maneviyat iklimini de kuraklaştırmaktadır. Sistem içinde insanların değerlendirme kıstası madde olunca, rasyonel hesaplarda kaçınılmaz olmaktadır. O zaman, manevi değerlerimiz de ister istemez rafa kalkmakta ve manevi bir beklenti içinde yapılan iyilik ve iyi olma mücadelesi de zaten anlamsız karşılanmakta, hatta enayilik sayılmaktadır! "Ne menfaatin var ki, neden kendini yoruyorsun ki, sana ne oluyor ki, bırak karışma ki" ki…'lerin ardı arkası kesilmiyor bir türlü. Bunlar gündelik hayatta az-çok hepimizin şahitlik ettiği ve yaşamakta olduğu olayların rutin bir tekrarları değil midir? Hangimiz rastlamıyoruz benzer örneklere ve hangimiz muhatap olmuyoruz ki bu türden sorulara? Hem de Hadis-i Şeriflerde; "Bir insanın gerçek zenginliği, onun bu dünyada yaptığı iyiliklerdir" (Kütüb-ü Sitte) ve "Her iyilik bir sadakadır." (Tirmizi) buyrulmaktayken...

Bir de madalyonun öbür yüzünden konuya bakmakta fayda var. Yani iyilik gören bazı insanların, iyilik sahibine karşı bakış açılarına. İyiliğin yok olmaya yüz tuttuğu, iyilerin azdan az olmaya başladığı bu zamanda; hem kendisine iyilik yapılıp, hem de iyilik yapanı bir başka şekilde görme basiretsizliğine düşenler var ya! Onlara söylenecek bir söz bulamıyorum işte. Niye mi? Çünkü âlem de tek akıllı onlar sanki... Nasıl olsa birileri onların hatalarını telafi eder, açıklarını kapatır ve sürekli bir iyilik melekleri bulunur. Hani onlar, bulunmaz hint kumaşları ya! Evet böyleleri, sorumsuz bir şekilde hareket etmeyi yaşam biçimi haline getirmişlerdir. İyilik sahibi insanları ve bu iyilikleri her defasında ne edip, ne yapıp su istimal etmeyi başarırlar! Darda kaldıklarında ise; adına iyiler denilen birileri çıkar, sorunlarını aşmaya yardımcı olurlar nasıl olsa…

Kim bilir! Belki de iyilik sahiplerini, iyilik yapma hastalığına tutulmuş insanlar olarak algılarlar bu halleriyle. İsteseler de iyilikten başka türlü olamayanları; "işte onlar varken benim sırtım yere gelmez" edasıyla bizzat kendileri iyilik gören konumda olmalarına rağmen, enayi belleyenler… Ne demeli böylelerine? Halbuki bizim bahsettiğimiz iyilik sahibi insanlar; "iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir" kaidesine uygun yaşarlar. Onlar, Hz. Ali'nin (kv); "insanların en kötüsü, iyiliği kötülükle karşılayan ve insanların en iyisi de kötülüğe karşılık iyilik yapandır." ölçüsüyle hareket edenlerdir. Yani öncelikleri Allah'ın (Celle Celalühü) rızasıdır! Fakat istismarı yaşantılarında kötü ahlak haline getirmiş olanlar, bu türden iyilik fedailerinin hallerini anlayacak idrakten uzaktırlar. Bu nedenle; iyilik sahibi bir mü'min, yaptığı iyiliğin karşılığını elbette Allah'tan (Celle Celalühü) bekleyecek, fakat kendisini de enayi yerine koydurmayacaktır. Kimlere iyilik yapılması gerektiği noktasında önceliklerini belirleyecektir. Şayet böyle kimselere iyilik yapacaklarsa da kendilerinin her şeyin farkında olarak iyilik yapmak durumunda olduklarını, karşısındakilere hissettireceklerdir ki, müslümanın izzeti ve şerefi korunmuş olsun…

Bir başka grup insan tiplemesi daha vardır ki, onlarda her şeyi "kendinden menkul" sanırlar! İşte bu sınıfa girenler de menfaatperestler arasında yer alırlar. "Hiç ölmeyecek gibi" yaşadıkları için de insan ve kul hakkına tecavüz ederler. Yediklerine ve içtiklerine dikkat etmeyen, çoluk çocuğuna götürdükleri rızka haram karıştıran ve sözlerine yalan bulaştıranlardır bunlar. Bu sebeple onlar, bir insanın diğer bir insana, menfaat karşılığı olmadan yardım edebileceğine inanmazlar. Yardım ediyorlarsa "muhakkak bir menfaat bağları vardır", "boş yere mümkün mü" derler. Karşılıksız iyilik yapanları ya anlayamazlar, ya da anlasalar bile anlamak istemezler! Hatta böylelerine göre; hakka girmek bir uyanıklık, zulüm ve hak gaspları gücün simgesi, sömürmek de akıllık anlamı taşır! Çünkü bunlar, hayatta doğru olmayı, helal yaşayıp helal yemeyi şiar edinmişlerin varlığına akıl erdiremedikleri gibi, karşılıksız iyilik yapanların hallerini hayretler içinde karşılayıp, enayilik olarak tanımlayabilmektedirler. Neden? Gözleri körelmiş, gönülleri kararmış, dünyaya at gözüyle bakan kıt idraklidirler de ondan…

Ahiret diye bir akıbet yokmuşçasına hareket ederek, dünyaya acayip bir hırsla ve dört elle sarılırlar. Hırsları nedeniyle insani olan değerlere iyilik nazarıyla değil, menfaatçilik anlayışlarına uygun olup olmadığına göre rol biçtiklerinden, bir türlü akılları almaz. Bu halleriyle de bir bakıma gözü ve gönlü körelmişliğin temsilciliğine gönüllü talip olurlar… İyilerin de bir sahibinin bulunduğunu ya unuturlar, ya da hatırlamak istemezler. Tıpkı başkalarının hakkına gasp ederken kendilerini gören bir mutlak varlığı unutup, yok sayarcasına hareket ettikleri gibi. Kendileri öyle yaşadıklarından, başkalarının kritiğini yaparken de kendi inandıkları gibi düşünür ve öylece hareket ederler. Sonunda kendi yalancılıklarına kendilerini de inandırarak, tepe-taklak giderler de haberleri bile olmaz…

Öyleyse menfaatsiz iyilik yapalım ve ihlaslı olalım. Zira gerçek anlamda iyilik sahibi insanların sayısı toplumda çoğaldıkça, sosyal hayatta da iyilikler artar. İyilik ise; güveni artırır, hayatı imar eder ve insanlık ahlakına kalite katar. Bu yüzden iyi olmanın, bireyin kendi iç barışına ve öz saygısına katkısı olduğu kadar, toplumsal hayata da son derece önemli faydaları vardır.

Ne mutlu, her şeye rağmen iyilik yapmaktan vazgeçmeyip, iyilik sahibi kalabilenlere...

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Değer Vermek Kendini Görmekle Başlar

Değer dediğimiz kavram, günlük hayatın her aşamasında kendisine kıymet atfettiğimiz, anlam yüklediğimiz, beğenerek takdir ettiğimiz ve sonucunu da olumlu veya olums...

Hatadan Ders Almak Şuurdur

  Hayat bir mekteptir kâinatı koynunda taşıyan. Bir kitaptır bize nasıl yaşanılacağını okuyan. Bizim bize okuduğumuz değil, bilakis bize, bizim kim ve ne olduğu...

Gerçek Mücadele İnsanı Seyyidimiz...

Feyz'le, çeyrek asra yakın bir zamanı geride bıraktık. Hiç şüphe yok ki Feyz denince akla, Başyazarımız Seyyidimiz Şenel İlhan Beyefendi gelir. Bu üniversitenin zir...
Tüm Yazıları