Feyz 225. Sayı Editörden

Feyz 225. Sayı Editörden

Tarih: 2010-03-10

Bize bahşedilen hayat, hayatı doğru okuyanların kazancıdır. Bir ömrün muhasebesini yapmak ve hesaplaşmak için, o ömrü manen dolu dolu yaşamak lazımdır. Dolu dolu yaşamanın önemli bir saç ayağı ise mahlukata karşı derin bir merhamet hissiyle bu hayatı yaşayabilmektir. Ancak bu merhamet hissinin gereğidir ki, insanoğlu kendi türüne karşı iyilik, tevazu, saygı ve sevgi içinde insan ilişkilerine farklı bir boyut kazandırır.

Bunun nirengi noktası ise, ölümü tefekkür etmek ve ahiretin varlığına iman etmektir.Ancak bu sayede kazanılan huzur hali, dünyevi menfaatlerden sıyrılmış ilişki türünü öne çıkartabilir.

Bu sayımızda da Abdulkadir Yılmaz insanın hayata verdiği notun ölüme hazırlanmakla çok yakından bir ilgisi olduğunu bizlere anlatıyor ve ölüme hazırlık sadedinde; "Odununu, kömürünü, kışlık yiyeceklerini yazdan tedarik ederek kış mevsimine hazırlıklı giren bir ailenin, çıtır çıtır yanan bir sobada yağan karın manzarasının tadını çıkararak kıştan korkmaması gibi, ölüme hazırlanan da ölümden korkmaz." diyor. Ölüm korkusunu ahirete iman ile aşan insanların ancak, telaşsız ve duru bir şekilde hayatı kendi iman ve estetiği içinde kuşanarak, sağlıklı insan ilişkileri kurulabileceğini anlatıyor.

Yazarımız Şeyda Dal Hanımefendi ise, "Övünmenize gerek kalmadan, başkaları sizin güzel yanlarınızı anlatmalı, size kefil olmalı. Benim arkadaşım asla yalan söylemez diyebilmeli, benim arkadaşım hayatta beni çekiştirmez diyebilmeli, benim kardeşim derdimi anlattığımda benimle birlikte üzülür, başıma gelen sıkıntıyı duyunca bıyık altından gülmez asla diyebilmeli.

ACABA'larla sevgi aynı ortamı paylaşamazlar. ‘Acaba'ları kırmak da kırdırmak da sizin elinizde." diyerek gerçekte sağlıklı insan ilişkilerinin günümüzün aksine ancak samimiyetle bezenebileceğini anlatıyor.

Böyle bir yaşama biçiminin topluma faydalarının ancak "menfaat beklenilmeden iyilik yapmakla" elde edilebileceğini Hüseyin Ustaoğlu'nun makalesinde görebiliyoruz. "Öyleyse menfaatsiz iyilik yapalım ve ihlaslı olalım. Zira gerçek anlamda iyilik sahibi insanların sayısı toplumda çoğaldıkça, sosyal hayatta da iyilikler artar. İyilik ise; güveni artırır, hayatı imar eder ve insanlık ahlakına kalite katar. Bu yüzden iyi olmanın, bireyin kendi iç barışına ve öz saygısına katkısı olduğu kadar, toplumsal hayata da son derece önemli faydaları vardır." sözleri bunu izaha yetiyor bize göre.

Bu sayımızda zaten Fethi Gemuhluoğlu dosyası özel bir dosya. Fethi Gemuhluoğlu da ölümü şöyle anlatıyor: "Bir yerde diyeceğim ki ölüme de dost olunuz! Ahiret dünyada başladığına göre, dünya ve ahiret tefriki bizim izafî değerlerimiz olduğuna göre, biz dünya ve ahireti kendimiz tefrik ettiğimize göre, haddi zâtında kendisi bir olduğuna göre, Bir'de bir olduğuna göre, ölüm ve hayat diye iki ayrı şey olmadığına göre, ezel ve ebed beraberliği, tevhidi olduğuna göre, o zaman nasıl kendimize dost olmak mecburiyetinde isek ölüme de dost olmak mecburiyetindeyiz."

Tabii Fethi Gemuhluoğlu sadece hayata ve ölüme not vermekle kalmıyor. Aynı zamanda böyle bir inanca sahip olan insanın ancak yeni bir medeniyet kurabileceğini, on yıllar öncesinden bize haykırıyor.

Hayatın ve ölümün muhasebesini doğru yapabileceğiniz bir sayı olduğu inancıyla, siz değerli okurlarımızı bu güzel sayıyla baş başa bırakıyoruz…


Son Eklenen Yazılar

Arapça Bilmek Kur’ân’ı Yorumlamak İçin Yeterli mi? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Kur’ân’daki hüküm bildiren muhkem ayetleri, Rasulullah ile ehlullah aynı şekilde anlayamaz, arada mutlaka derin farklar olacaktır. Ehlullahın anlaması ile de normal...

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz? Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya...

Ekonomi-Politik Açıdan Zekat / Melih Turan

Kavram ve ıstılah olarak zekât nedir? Günümüzde fakirlikle mücadele, ekonomik imkânların yaygınlaştırılması, insanca yaşamak konuları üzerinde çokça duruluyor. Zekâ...