Yılbaşı Çılgınlığı

Hüseyin Ustaoğlu

Tarih: 2009-12-14

Yıl denilen süreç hepinizin de malumu olan oniki aylık zaman diliminin toplamı. Yılbaşı ise takvim yılının sene-i devriyesi. Neler sığmıyor ki koca bir yıla. Ne kadar da çabuk geçer o yıllar birbiri ardınca sıralanırken… Çok değil, bir yıl öncesine gittiğinizde anlarsınız akan zamanın hızını. Ve geride kalan bu zaman zarfında kimbilir kaç tane göç yaşanmıştır, ölümün tayin ettiği son adrese. Kaç yeni doğan çocuk merhaba demiştir hayata. Biraz daha geriye gittiğinizde; kendi adınıza şaşırıp kalırsınız yılların devrilmişliğini görünce. Anlarsınız ki her yeni yılbaşında, yeni bir zaman dilimi daha ömrümüzden kayıp gitmiştir.

Küçükken acelece büyümek istediğinizi, büyüyünce de artık orada sabitlenmeyi bir kez daha istersiniz, hem de canı gönülden. Ne fayda ki, yıllar yılları kovalarken ak düşmüştür bir kere saçlarınıza. Yaşlandığınızı sadece saçlarınız söylemez pek tabiî ki. Yeni nesil çocukların amca, dayı, hala, teyze deyişlerinden ve onları artık tanımakta güçlük çekmenizden de anlarsınız, döneminizin ilerlediğini. Evet, eskimiş bir yılı daha geride bırakırken sizde bir yaş daha eskimiş olursunuz hiç şüphesiz. Geçen yıl bu zamanlarda kurmuş olduğunuz hayal ve planlarınızın ne kadar gerçekleştiğini kontrol edebilme zamanıdır belki de bu yıl geçişleri. Ölüme bir yıl daha yaklaşma gerçeğine teslim olursunuz istemeseniz de! Zamanın süratine karşı eğilir boynunuz bir kez daha gönülsüzce…

Evet, kıymetli okurlar, aslında bizim inanç ve kültürümüzde fazlaca bir mazisi ve temeli yoktur bu türden yılbaşı eğlence ve kutlamaların. Geçmişte bu gün, sadece Hıristiyan tebaayı ilgilendirmekte ve 15-25 Aralık tarihleri arasında çeşitli faaliyetlerle, Hz. İsa'nın gelişi kutlanmaktaydı. Batı dünyası; noel'i farklı bir gün, yılbaşını da farklı bir gün olarak kutlamaktayken, bir müddet sonra her iki gün birleştirilerek aynı anda sentez vâri bir kutlama biçimine dönüştürülmüştür. İşin gerçeği Hz. İsa'nın doğum tarihinin 1 Ocak olduğu konusunda Hıristiyan âlemi de ittifak halinde değildir...

Kutlanmakta olan diğer günler gibi, yılbaşı ve noel kutlamaları da kapitalist düzenin ürettiği günlerdendir. Şöyle takvim yapraklarını devirirken, daha yılın ilk gününden başlar kutlanılması tavsiye edilen sıralı günler. Neredeyse her aya en az 5-10 gün sığacak şekilde gün ve haftalarla karşılaşırsınız kutlanmak üzere. Bitmez hiçbir günün anlam ve önemi! Her gün için ayrı bir hediye almak gereklidir o güne ait muhataplarınız her kimler ise! Halbuki kapitalizm akımının ürettiği bu günlerde yapılan alış verişlerle ciddi bir tüketim gerçekleşmekte ve birilerinin kasası para ile dolmaktadır. Yoksa yılbaşı kutlandı diye ne insanların yeni yılı çok güzel geçmekte, ne dünya üzerindeki savaşlar durmakta, ne de sömürüler son bulmaktadır. Evet, bu tüketim sadece maddi bir tüketim de değildir. Aynı zamanda tüketilen içkilerle sadece insan sağlığı değil, inanç değerlerimizin yanı sıra insanlık onuru ile güzel ahlak da yara almaktadır. Ceplerdeki parayla birlikte kültürel ve manevi değerlerimizde bir bir tükenip gitmektedir.

Tüm bu kutlamalar sırasında kullanılan ortak dil, üslup, eğlence biçimleri, giyim tarzları, süs eşyaları, tebrikleşme yöntemleri, havai fişek gösterileri, hindi ve ağaç katliamları, saatin 24'ü gösterdiği anda ki sarhoşluk, serkeşlik ve çılgınlık halleri, şampanya patlatmalar, tabak kırma ve peçete dağıtma gibi eğlence ve davranış biçimleri, adeta gecenin kendine özgü karakteristiği haline getirilmiştir. Yine piyango ve şans topu çekilişleri, ülke sınırlarını aşarak yapılan eğlence ve partilere ilave olarak, tüketilen içkiler ve çılgınca yapılan alışverişlerin tamamı fazla söze hacet bırakmamaktadır. Basının konuya gösterdiği yoğun ilgi ve konu ile ilgili yapılan haber ve görüntüleri de yine hep birlikte izlemekteyiz. Peki, böyle bir gecenin Müslüman bir toplum olan bizlerin hayatına ve kültürüne girmesi ne zaman olmuştur acaba? Evet, bizde ilk defa 1926 yılında rumi takvim yerine, miladi takvimin kullanılmaya başlanmasıyla lügatimize giren bir ifadedir yılbaşı sözcüğü. 1935 yılından beri de resmi tatil ilan edilerek hayatımıza paraşüt vâri bir iniş yapmıştır yılbaşı eğlenceleri..! Hem de batıyı aratmayacak tarzda bahse konu kutlanma biçimleriyle birlikte. Peki, insan neden kendine ait olmayan, inanç ve kültürüne yabancı bir olaya böyle aşırı düşkünlük gösterir de, kutlama ihtiyacı hisseder dersiniz. Bunun psikolojisi ve bilinçaltı ne olabilir acaba, hiç düşündünüz mü? Yılbaşı gecesinin diğer gecelerden farkı nedir bir zaman dilimi olarak. Çok mu kutsaldır, günahlar mı affedilir, ölüler mi dirilir tekrardan. Yâda hastalar mı sağlık bulur, fakirler mi zenginleşir bu gece gelip kutlandığında. Veya yılın sadece ilk günü mü önemlidir insan hayatında?

İsterseniz madalyonun öbür yüzünü çevirerek sormaya devam edelim sorularımızı. Şayet Hz. İsa (as) aramızda olsaydı böyle bir kutlamayı arzu eder miydi acaba? İnsanlara; "içki için, kırmızı kıyafetli torbasıyla geyiklerin yükünü taşıdığı hayali noel babanız gece gelip çocuklarınızın rüyalarını süslesin, hediyeler versin der miydi? İnsanlar çokça tüketim yapsınlar ve birbirlerine hediyeler alsınlar da bu sayede bazıları da çok para kazansın! Veya sarhoşlukta sınır tanımazlığın doruklarına çıkın, şans oyunları oynayın, çam ormanlarını kesip dilekler tutun, hindiler bayramı yapın, dansöz oynatın, karnaval havasında benim doğumu mu kutlayın…" der miydi?

Yoksa daha farklı şeyler mi söylerdi…

Şimdi de madalyonun bize ait tarafına bakalım tamda bu noktada. Bahsettiğimiz kutlamalar esnasında sergilenen davranış biçimlerini neslimize iyi bir model ve kültür aktarımı olarak tavsiye edebilir miyiz sizce? Yâda bu türden çılgınlıklara evrensel bir kültür ürünüdür denilebilir mi? Mazeretlerin arkasına sığınmak bizi ne kadar masum yapar dersiniz. Zira etrafın çam ağaçları ile süslenmesi, mumlar yakılarak bir ayin niteliğinde kutlanılması ve bu suretle kötü ruhların kovulduğu inancı ile çam ağaçlarının küçük ay ve yıldızlarla süslenmesi, eski Bâbil tanrılarının simgesel kutlamalarından günümüze yansıyanlar değil midir? Yoksa Allah'ın (Celle Celalühü) bizim için koymuş olduğu hükümler başkalarını mı bağlıyor. Çocuklarımıza; noel baba bekletmek yerine, Hz. Peygamber (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) ve sahabelerinin onların rüyalarını süslemesini sağlamaya çalışmak neden telkin edilmez. Acaba bizde de kutlanılacak değerli gün ve geceler yok mudur? Bu olup bitenlerden bizim de alacağımız bir hisse bulunması gerekmiyor mu? Bu açılardan bakıldığında bizi bağlayan bir boyutu var mıdır yılbaşının. Yâda nasıl bir meşruiyeti vardır bunca çılgınlığın. Neresi takdir ve tasvip edilmeye şayandır. Kısacası köklerini bizim inanç ve değerlerimizden almaz bu türden kutlamalar...

Bir de yeni yılı kutlamak yerine, geride kalan yıla hayıflanmak gerekmez mi sizce de? Çünkü geçen süre ömürden olup, gelecek ise belirsizdir. İnsan bir yaş daha ihtiyarlarken ölüme bir adım daha yaklaşmış olmuyor mu her geçen günde. Oysa kâinat da bir yıl daha eskiyor git gide. Bunca kayıptan sonra sevinmek ve tebrikleşmek, bana göre çelişkilerin en büyüklerindendir..! Ya size göre? Her yeni yılda söylenen temennilerin ve tutulan dileklerin geleceğe ne derece katkısı olmuştur? Oda bir meçhul tabi ki! Bu yeni yıl, belki aramızdan birçok yakınımızı alıp götürecek, bekli de birçoğunu hasta edip yatağa düşürecek. Bazılarını da haksız kazançla zengin ederken, bir başkalarını ise iflasa sürükleyecek… Belki de bazı ülkeler bu yeni yılda, savaş ve işgallere maruz kalacak ve yine mazlum halklar öldürülecektir. Şimdi hiç de uzağa gitmeye gerek yok! Milenyum adı altında son bin yıl kutlamalarından bugüne kadar, yerküre de gerçekleşen 9 yıllık olaylara şöyle bir göz atın. Dünya ve insanlık daha ileriye mi gitmiştir, yoksa daha gerilere mi?

Bu nedenlerle temelini Hıristiyan, Yunan, Bâbil ve Roma geleneğinden alan bir inanışın bizim toplumumuzda bu derece yer edinip kanıksanmasını da, doğrusu anlayabilmiş değiliz. Hem de bize ait olmayan bir kültürün ne amaçla kutlandığını ve neye hizmet ettiğini hiç düşünüp, sorgulamadan… Oysa bizimde çok değerli günlerimiz vardır hiç kuşkusuz kutlanılası… Amma velâkin aynı hassasiyetin gösterilmemesi de ayrı bir elem olan..!

Şair ne güzel ifade etmiş bu hicranı;

"Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!"

Bu düşünceler içinde yeni miladi yılın, hayata bakış açınızda yeni bir milat oluşturmasını dilerim.


Yazarın Diğer Makaleleri

Değer Vermek Kendini Görmekle Başlar

Değer dediğimiz kavram, günlük hayatın her aşamasında kendisine kıymet atfettiğimiz, anlam yüklediğimiz, beğenerek takdir ettiğimiz ve sonucunu da olumlu veya olums...

Hatadan Ders Almak Şuurdur

  Hayat bir mekteptir kâinatı koynunda taşıyan. Bir kitaptır bize nasıl yaşanılacağını okuyan. Bizim bize okuduğumuz değil, bilakis bize, bizim kim ve ne olduğu...

Gerçek Mücadele İnsanı Seyyidimiz...

Feyz'le, çeyrek asra yakın bir zamanı geride bıraktık. Hiç şüphe yok ki Feyz denince akla, Başyazarımız Seyyidimiz Şenel İlhan Beyefendi gelir. Bu üniversitenin zir...
Tüm Yazıları