İnsanın Sevgiye Olan İhtiyacı

Tarih: 2009-08-01

Sevgi, insanın yaratılış hamuruna derç edilmiş bir duygudur. İnsanoğlu sevmeye müsait ve sevilmeye muhtaç yaratılmıştır. Çünkü insanın manevi bir ihtiyacıdır sevilmek. Bu nedenle insanlar arası ilişkilerde ve iletişimlerde sevginin etkin bir rolü bulunmaktadır.Hayat serüvenimizde birçok olay yaşarken, sayısını bile tahmin edemediğimiz insanla diyalog kurmak zorunda kalırız.

Statüsü ne olursa olsun, şartlar gereği iletişim içinde olmak zorunda kaldığımız bu insanlardan tutun da, severek ve isteyerek kendi tercihlerimizle belirlediğimiz birlikteliklerde de sevginin önemi kaçınılmazdır. Gerek aile içi fertler arasındaki ilişkilerde gerekse ilmi ve fikri, ticari ortaklıklar vb. kısacası her sahadaki diyalog ve birliklerde sevgi bağı olmadan o yapının, o çatının, o yuvanın veya birlikteliğin yürümesi mümkün değildir. Oluşabilecek sorunlar ancak sevginin gücü ile aşılabilir. Şayet, sorunları aşacak kadar sevginiz yoksa, sevmiyorsanız ya da sevilmiyorsanız, ortaya çıkacak gedikleri kapatma imkânınız da mümkün olmayacaktır. Birliktelik gemisinde delik halini alan sorunlar, git gide büyüyerek, bir gün okyanusun derinliklerinde, o beraberliği yok olmaya mahkûm bırakacaktır. Fakat yüreğinizdeki sevgi güçlüyse, sorunlarınızın büyüklüğü ne olursa olsun, her zaman sevgi galip gelecektir.

Zira sevginin sıcaklığı, en büyük buzulları dahi eritecek bir güçtedir. İşte bu sıcaklık, aysberg sevgi denizinde ortak duygu şelalesine döndürecek ve çağlayanlar haline getirmeye yetecektir. Böyle bir güçte olduğunda sevginiz, o birlikteliğe hiçbir sorun karşı duramayacak demektir. Kısacası sevgi ne türden olursa olsun, oluşabilecek sorunları satın alabilecek yeterlilikte olmalıdır...

Aksi takdirde sorunlu bir bünyede sevgi ya yoktur, ya lafta vardır veya çok cılızdır… Sevgiden mahrum bir gönül, bir iletişim, bir birliktelik şöyle bir düşünüldüğünde ne kadar zevksiz, rollerle dolu, isteksiz ve azaplar ülkesi gibidir. O yüzden her türlü beraberliğin devamı, sevginin güzelliğine muhtaçtır…

İnsanların sevgilerindeki çeşitlilikler de sayamayacağımız kadar çoktur aslında! Neleri sevmez ki insan? Yaratıcısını sever, onun elçilerini sever, eşini, çocuğunu, anne ve babasını, vatanını, arkadaşını, makamı, mevkii, itibarı... Yine her insan, farklı farklı şeylere ilgi duyar. Bu ilgi odağı haline gelen konu ve değer, her neyi teşkil ediyorsa; kişi hayatında onu sever. Tabiatı sever, çiçeği, ağacı, kuşu sever. Yemeyi, içmeyi, yüzmeyi, gezmeyi sever. Suyun çağlamasını, rüzgârın fısıltısını, ateşin yanmasını, iyilik yapmayı, maneviyatı veya maddiyatı sever…

İşte sevgilerin çeşitliliği içinde gezginlik yapan gönül, hangi adrese yöneliyorsa orada aksını bulur. Öyleyse bir noktada sevgiye bağlanmak demek, başka sevgilere kapalı olacağımız anlamına gelmemelidir. Şöyle ki; sevdiğin bir öğretmeninden ayrılırken ondan sonra gelecek öğretmenini sevmemek, evlenen bir gencin eşine olan düşkünlüğü, evlilik sonrasında da ebeveyninin sevgisini gölgelememelidir. Yeni çocuğu olan bir aile bireyinin aileye katılan yeni üyeye olan sevgisi, eşlerin birbirlerine olan sevgisini yok etmemelidir…

Kısacası kişinin tek bir noktada odaklanıp, başka sevgileri köreltmesi pek tabi ki doğru bir tutum olarak kabul edilemez. Bu durum, sevgiyi yanlış kullanmaktan başka bir şey değildir… Sevginin ölçüsü ise fedakârlıkla paralel gider. Samimi bir sevgi, elbette o sevgiye sunulan fedakârlığın karşılığı ile eş değerdir. Fedakârlığın olmadığı bir sevgi, koca bir yalandan ibaret değil midir sizce de? Sevdiğinin sevdikleri de sizin için sevimli olmalı ki, sevginiz samimi, hayatınız huzurlu ve mutluluğunuz bir ömür boyu daim olabilsin...

Sözde her türlü sevgi cümlelerini birbiri ardınca sıralayan yeryüzünün en gözü kara aşığı iken, iş uygulamaya geldiğinde sevginin tezahürü olabilecek göstergeler iniş aşağı ise, bu durum elbette ki sevgi olarak nitelendirilemez. Sadece sözel ifadeler kullanarak sevgiyi ifade etmek, sevgi sözcüklerini bir bir sıralamak, akrobasi yapmak, hatta amuda kalkmak (!) türünden davranışlar, sloganvari edebi mesajlar sarf etmek gibi yaklaşımlar; eğer iç dünyada duyguya dair bir şey yoksa, samimiyetsizliğin tâ kendisidir. Hatta fiili yalancılıktır. Böyle bir yaklaşıma aldanmamak gerekir. Çünkü bu yaklaşım tarzını sevgi olarak izah etmek mümkün değildir. İlk bakışta muhatabı tarafından pek de fark edilemeyecek olan bu portre, olsa olsa sevgi ve ilgi açlığına bağlı patolojik bir hadisedir ancak... Vermekten daha çok almaya alışkın kişilerin hayatlarındaki "ben merkeziyetçilik" sevgi konusunda da pek değişikliğe uğramaz zaten! Yani, sevgiler de bencilliklerden nasibini alır...

Demek ki sevgi, sadece söz değildir. İcraatla da desteklenmelidir illa ki. Eylemlerle desteklenme zorunluluğu olan bu duygu sunumu, sadece bir defaya mahsus da olmayıp, süreklilik içinde devam edip gitmelidir hayat yolculuğumuzda. Yürekte yer eden sevgiler, varlığını her daim muhafaza edecektir. Devam edemeyenler ise zaten sevgi sınırlarına gelememiş ve zayi olmuş duygu kırıntıları olarak tarif edilebilir ancak. Çünkü hayranlık duyan bir kalpte sevgi, süreklilik arz eder ve sevgi ile yürütülen bir ilişkide fedakârlık bir güneş gibi kendini gösterir. Almanın mutluluğunu yaşayabilmek için, vermenin de mutluluk getirdiği bilinci içinde olur sevgililer. Sevildiğinde mutlu olan insan, severek de karşısındakini mutlu edebilmeli ve aynı zamanda kendisi de sevmenin mutluluğunu hissedebilmelidir gönül dünyasında. Çöl sıcağı insanının suya hasreti misali, yüreklerin arzuladığı ve susadığı sevgi türü de bu cinsten sevgilerdir zaten…

Neler yoktur ki içinde? İşte o erdemlerden bazıları; güven, ilgi, şefkat, merhamet, heyecan, iyilik, doğruluk, tevazuu, fedakârlık, alçak gönüllük, tolerans, sabır, saygı, güler yüzlülük, sevecenlik, şirinlik, içtenlik, onurluluk, dayanışma, itaat, bağlılık, teslimiyet… vb. Bunca güzelliği hayatlarına katabilmiş bir birliktelikte, o çiftlerin sırtı yere gelir mi hiç? Hangi engeller aşılmaz ki bu değerler manzumesinin harmanlandığı bir hayatta. Her gün yeni bir hasat mevsimidir, sevgi meltemlerinin estiği hayatlarda..!

Çünkü sevgi, girdiği yerde kendisinden başka ne varsa ayıklar ve temizler. Bu yüzden iyi bir dezenfektandır aslında. Yaratanın sevmek için yarattığı kalpler, ancak sevmek için kullanılırsa yaratılış amacına uygunluk kazanır. Sevgiyle yoğrulan gönüllerin bir araya gelerek oluşturduğu bir toplumda sevgi, kar tanesi olarak başlayıp çığ gibi büyümüş ve kültür halini almışsa, o toplumda her türlü başarı tesis ediliyor demektir. Bütün bunlar göstermektedir ki; gerek fert, gerekse toplum hayatında yaşanan her türlü sorun ve iletişimsizliğin temelinde sevgi noksanlığı, başarıların ve gerçekleşen ideallerin ardında da sevmek ve sevilmek yatmaktadır.

Öyleyse doğru ölçüyü bilip, sevginin doğru istikamette kullanılması dileklerimle, hep sevin, sevilin ve sevgiyle kalın.


Son Eklenen Yazılar

Arapça Bilmek Kur’ân’ı Yorumlamak İçin Yeterli mi? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Kur’ân’daki hüküm bildiren muhkem ayetleri, Rasulullah ile ehlullah aynı şekilde anlayamaz, arada mutlaka derin farklar olacaktır. Ehlullahın anlaması ile de normal...

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz? Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya...

Ekonomi-Politik Açıdan Zekat / Melih Turan

Kavram ve ıstılah olarak zekât nedir? Günümüzde fakirlikle mücadele, ekonomik imkânların yaygınlaştırılması, insanca yaşamak konuları üzerinde çokça duruluyor. Zekâ...