Sümen Altı Sevgiler

Sümen Altı Sevgiler

Şeyda Dal

Tarih: 2009-05-13

Bir nefes üflendi, uzak kavramının minyatür kaldığı, diyar sözcüğünün anlamsız kaldığı ötelerden. Bir kutsî ruh gönderildi, zaman ve mekânın ‘hiç'leştiği mana literatürümüzü aşan, algılayışlarımızı sarsan boyutlar ötesinden. Kâinat geçit törenine başlayacaktı bütün ihtişamıyla; kimi zaman silik, kimi zaman kalıcı izler bırakarak. Ve kalem hareketlendi birden bire yaşanılacakları yazmak için…

Sebebi aşktı bu nefesin, sebebi nurdu bu ruhun. Yokluk var oluşa doğru gün sayarken, otağ kurmuştu can sebebimiz sevgi, bilinmezliğin gölgesinde. Ebedi olsa da ömrü sevginin, ezelde vurulsa da varlığının mührü, canlara can, ruhlara sebep, âleme katık olmak istedi. Artık boyut değiştirecekti mana âleminden madde âlemine doğru, göndere çekilmek için.

Üç boyutlu mekânların gerçeğe, güzelliğe varan tek adamı olmak üzere hareketlendi. Sahne artık onundu.İlk değildi sevginin sahne alışı. İlkinde ilki, öncenin de öncesi vardı. Sevgi Ruh-u Muhammedi' ye doğru öyle bir yol bulmuştu ki kendisine, sebebi kendi ola ola hayran oldu O'na, iman edenler güruhunu da kendisine çekerek. Artık aşkın adı Muhammed, Muhammed'in adı aşk olmuştu bile. Aşkı bile kendinden eden Muhammedî aşk, başka Muhammedî meşreplerle tek vücut olacaktı elbette; dikenlere basmayı göze alacak mana erleriyle. Sonunda, var oluş mayası kıvama geldi ve başkalaşım kapıya dayandı. Başka bedenlerde can olma kaçınılmazdı. Yedi âlemin mimarı olan aşk, iç mimarimize de el atmak için kayıverdi, var oluşla birlikte dünya eksenine.
Sevgi, tek kişilik zannederken oyununu, sağdan soldan, yanından yöresinden sesler yükseliverdi hayrete şayan. Hükümranlığı başarabilecek üstün kapasitesi olsa da, imtihan gereği rakipleri de çıktı birer birer karşısına. Korku, elem, haz, öfke ve diğer duygular. Rakiplerine söz geçirebilmesi, ancak kendisinin kıymetinin bilinmesiyle mümkün olacaktı. Bir yolculuk başladı, kadir kıymet bilenlerin kalbinde taht kurmak için…

Sevginin maziye uzanan derinliği fersah fersah olsa da, tarihin sayfaları ne kadar kabarık olsa da o hep vardı, olacaktı da. Gücü ezelde takdir edilmişti çünkü. Fakat onunla birlikte yaratılan, ona misilleme yaparcasına her yerde karşısına çıkan, her mekânda ona köstek olan nefrette hep vardı. Her şey zıttıyla kaim ya, illaki olması gerekiyordu. Peki, bizler ne yaptık? Nefsanî güçlerimizle karşı karşıya getirdik onu, kötü duyguların dişlileri arasında ezdik acımadan. Üstlerine ölü toprağı serpilmiş aileler de acımasızca kapı dışarı edildi sevgi. Ayda yılda bir kalpler yumuşayacaktı da, sorgusuz sualsiz evlere alınacaktı. Ya da adına sevgi denilmiş taklidî, koşullu, çıkarcı, sevgiler iç itme oldu bazılarına. Çıkarların, koşulların adı sevgi oldu. Adına sevgi denilirse tabi.

Kimi yürekler, sınırları ihlal etmeden, sıra dışı olmayı başardı. Ve mümkün olduğunca nefrete, kıskançlığa, haksızlığa karşı çelik yelek giydiler. Zaman zaman onların da gaflete düşerek, yelek giymeyi unuttukları oldu tabi. Hani insan Allah'tan gafil olduğu zamanlarda, Allah'la arasına perde girdiği anlarda, gazaplanır ya işte aynen öyle. Ama her halükarda, irkilerek kendilerine geldiler. Çünkü tutundukları dal sağlamdı. İlham aldıkları kaynak duru ve serindi. İşte aşk böyle bir şeydi. Gönüllerde onun için taht hazırlanırsa, aşk ta buna mukabil o gönülleri payitahta çeviriyordu. Herkesi kendine hayran bırakarak, ilham alınan ve örnek olunan…

Bazıları, oyuncağını sevdiği halde yerden yere vuran çocuk gibi, yerlere çarptı aşkı. Ailesini sinirlendirmekten zevk alan ya da onların sevgilerini denemek için hırçınlık yapan çocuklar vardır ya. Oyuncaksız yapamayacağını, oyuncağıyla arasındaki bağın, annesinin bile anlayamayacağı düzeyde olduğunu bile bile agresiflikten geri durmazlar. İncittiler, kırdılar, tükettiler sevgileri.

Aşkın uğrak yapmadığı mekânlarda, aşk alay konusu oldu. Ya da konusu hiç açılmamış, bir gizli hakikat olarak kaldı. Allah aşkı, peygamber aşkı, koşulsuzca sahip çıkılan arkadaş sevgisi. Çok uzak yerlerde yetişen, tadılmamış, görülmemiş bir meyveden bahseder gibi anlatıldı, bu ulvi sevgiler. O hiç açılmamış konuyu mana erleri, aşkın tadına varan yüksek şahsiyetler anlattı. Şaşırtıcı ve şaşıran bakışlar, bazen bunlara da şükrettiren, tepkisiz ifadelerle karşılandılar. Hidayeti veren Allah şüphesiz. Umulmadık anlarda, umulmadık kandiller de yanıverdi.

Her zamanın ortak dili ve bütün renklerin buluştuğu tek nokta olsa da sevgi, hiç zamanımızda ki kadar aslından uzaklaştırılıp, kirletilmemişti. Sevgi kirlenmez elbette. Ama sevginin içeriğinden çok uzak, manasıyla örtüşmeyen şeyler aşk olarak nitelendirilip, sevgi adı altında her türlü çirkeflik yapılmaya başlandı. Tutkular, ihtiraslar, hayâsızlıklar, ayran gönüllü haller nasıl oluyor da o ulvi duygunun mekânına göz dikiyor. O biz biz yapan duygu, haramlarla aynı sofraya oturup aynı ortamı paylaşabilir mi hiç, ne dersiniz? Haramların üstüne bir sevgi bina edilebilir mi? Haramla beslenseydi, devleşmiş ve efsaneleşmiş aşklar can bulabilir miydi? Yusuf ile Züleyha, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin hala gündemimizde olabilir miydi?

Yüzyıllardır kimleri sürüklemedi ki peşinden, hangi canları yakmadı ki ince ince . Beşerileşti bazen, köhne evler sevgiliyle saray oldu, Allah aşkına yananlar için saraylar virane, altınlar taş oldu. Gönülleri küçük olanlar, minik yaşadı aşkı. Derya gibi gönlü olanlar ise ateşte kayboldu seve seve. Nar kadar nur da, ilim, fikir, feyz de getirdi onlara aşk. Peşini hiç bırakmayan yaverleriyle, kalp meydanını şenlendirdi.

Öyle olmaz mı hep! Doğru, kıvamında ve yerinde sevgiler, hep diğer zincirleme bağlarını da, can yoldaşlarını da peşinden getirmez mi? O geldiği zaman kötülükler sınır dışı edilerek, başköşe, onu hak edene verilmez mi? Ya da kötü duygular savunmasız hale getirilmez mi? Meğer nelere kadirmiş, demeyin aşk için.

Öyle şeylere kadir ki aşk; kendisine biraz temayül edilirse, Allah yolunda engel teşkil eden korkuyu da, öfkeyi de, elemi de izole ediyor. Peygamberlerin, şehitlerin, velilerin dudak ısırtan mücadeleleri, hep Allah aşkı sayesinde gerçekleşti. Öfkelenilmesi gereken zamanlarda melül ve mahzun bakışların yerini, kalplere korku salan bakışlar aldı. O üstün meziyetli insanlar, Ana babalarını, eşlerini ve çocuklarını çok sevseler de Allah ve Peygamber aşkını en üst sıraya yerleştirdikleri için, Allah ve Resulü yanında çok özel bir yer, garip sırlardan payeler aldılar. Onların sevgisi ‘çünkü'ler ve ‘eğer'ler üstüne kurulmamıştı ki. Onların dünyasında koşullara ve çıkarlara yer yoktu ki. Annenin koşulsuzca umarsızca evladını sevmesi gibi. Kendinden devamlı bir şeyleri alsa da, vermekten bıkmayan, yüzlerce kez kırılsa da kalbini tamir ederek sevmeye devam eden, hatta çoğu zaman kırılmayan bir ana yüreği gibi. Ancak böyle bir anlayış, karşımıza çıkan kişileri değiştirmek yerine, onları oldukları gibi kabul ettirebilir. Birkaç iyi huya tanıklık ettiğimizde, hemen muhatabımızı iyiler listesine yazdırabilir. Ve bu sayede gıybetin, hasedin, su-i zannın önüne geçilerek, kötü hasletler birer birer fire verebilir. Kırk yıl hatırını koruyan kahve gibi, sevdiklerimizle geçirdiğimiz bir güzel anın hatırası canlı tutularak, kıskançlık ve öfke duyguları bertaraf edilebilir. Yani sevmek isteyince, hep bir sebep bulunabilir.

Fakat bizler hiç hesapta yokken, bir pürüz çıkardık çoğu zaman ruhumuzun payitahtında. İncir çekirdeğini doldurmayan şeyler, Allah'ın nazargahını meşgul etti. Aileleri darma duman etti. Sevgi çoğu zaman yaban ellere giderek, aç ve sefil kaldığı için muradımız sevmekten yana değil de, sevilmekten yana oldu maalesef. Sevginin boşluğunu, bize sırıtan menfaatler doldurdu. Gülmeden, güldürmeden tebessüm bekler olduk. Çaba harcamadan, yorulmadan, terlemeden sevgi sözcükleri duymak istedik. Sevmenin her şeye yeteceğini, sevilme kadar sevmenin de harikalığını keşfedemedik. Anamızı, babamızı, evlatlarımızı kardeşlerimizi koşulsuzca severken, iş başkalarına geldimi ‘Ama'lar doldurdu defterimizi. Koşulsuzca sevdiklerimize bile ilan-ı aşk edemedik. Kadınlar, gurur yaptı kocalarından bekledi, iltifat ve övgüleri. Kocalar, sözüm ona şımartmayalım diyerek ya da sığınılmış bahanelerle kalas gibi durmaktan vazgeçmedi. Saygı kazanmak amacıyla, çocuklara dahi mesafeli davranıldı, ‘aman yüz bulmasın ifadeleriyle'…

Sümen altı ettik seni seviyorum cümlesini. Evlilik teklifi bekleyen bir genç kız gibi, hep karşı taraftan gelmesini istedik muhabbet hecelerinin. Kimilerinin duyarsızlığına ve kabalığına diyecek olmadı. Kana ihtiyacı olan bir hastaya elbet bir kan veren bulunur dercesine, beklentiler içinde kaybolup gittiler.

Bir insanı çok sevmesek de, Allah rızası için seviyormuş gibi görünmek en zor şey oldu bizler için. Kapı kapı fakir fukarayı gezmek, dertlerini dinlemek kolay oldu da, sevginin dizi dibine çökmek çok zorlaştı zamanımızda. Çok şey istenmemişti ki bizden. Sevgiyi büyütmek, bir kıvılcım yakmak için yüzlerce numune vardı hâlbuki Resulullah' ın hayatında. Bizlere çok anlamlı ipuçları verildi sevgi namına.

Şöyle buyurdu Efendimiz, sevgiyi kuvvetlendirmek için.

-Bir yerde karşılaştığında ona selam verirsin.
-Oturduğun meclise geldiğinde, ona oturacak yer gösterirsin.
-Ona, en hoşlandığı isimlerle seslenirsin.
‘'İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş sayılmazsınız. ‘'sözleri de bir uyarı niteliğinde oldu ümmet –i Muhammed için.

Hayattayken ihtiyaçlı evladına yardımı esirgeyen bir babanın, öldükten sonra bütün servetini ona bırakması neye yarar ki, çocuğu yıllarca sıkıntı çektikten sonra. Unutamayacağı acılar yaşadıktan sonra. Sevgi ihtiyaçlı olunduğu anda verilir. Geciktirilmez, ertelenmez. Bir filozofun sözleriyle, son pişmanlık tedavülden kalkmış bir para gibi, sonradan kullanıldığında işe yaramıyor ne yazık ki.

Sevgiye dair ne varsa küllerin içine gömmek yerine can verin, özgür bırakın artık. Bu konuda dilleri lal olmuş olanlar, sevgi cümlelerini korkmadan haykırın gitsin…

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları