Yazarımız Nail BAŞESKİ'nin Konuşmaları

Yazarımız Nail BAŞESKİ'nin Konuşmaları

Tarih: 2009-04-27

Dergimizin Köşe yazarlarından olan Nail Başeski Kutlu Doğum Etkinliğinde ki gecenin konuklarındandı. Katılımcılara seslenenBaşeski, Peygamber Efendimizin çektiği Fikir çilesine atıfta bulunarak bunun ne anlama geldiğinin derinlemesine açıklamasını Şenel İlhan Beyefendi ile tanışmamış olsaydım anlayamazdım diyerek konuya giriş yapmıştır.

Sonrasında ise; Peygamberimizin ahlakından örnekler verdiği konuşmasında Peygamberi ahlaka sahip özellikleri olan Dergimizin Sahibi ve Başyazarının hayatından benzer örnerler vererek bize ışık tutmuştur. Bu konuların geniş geniş anlatıldığı; "Şenel İLHAN'ın Hayatı ve Mücadelesi" isimli kitaba atıfta bulunan Başeski, kurulan standdan kitabın temin edilebileceğini söyledi. Ve konuşmalarını şu şekilde sürdürdü:

"Çok değerli hocalarım... Çok kıymetli misafirler. Gecemize Hoş geldiniz.

Konuşmama başlarken hepinizi en derin saygı ve muhabbetimle selamlıyorum.

Bizlere verdiği sayısız nimet sağlık ve afiyet için ve en önemlisi İslam nimeti için Yüce Rabbimize sonsuz derecede hamdolsun.

Alemlere Rahmet olarak gönderilen, Resullerin baş tacı, son Peygamber Efendimiz (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) e ve onun kıymetli aline ve ashabına ise Allah'ın (Celle Celalühu) sonsuz ilmi sayısınca, salat ve selam olsun.

Âlemlere Rahmet olarak gönderilen, son nebi, son Peygamber'in Hz. Muhammed (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) in doğum kutlamaları gibi güzel ve anlamlı bir şey için toplanmış bulunuyoruz.

Bu gece her şeyimizden aziz bildiğimiz ve çok sevdiğimiz ve aslında hiçbir zaman da unutmadığımız efendimiz as hatırasını bir kere daha yad edeceğiz.Allah cc bu gecenin hatırına bizlere merhamet etsin onun şefaatine mahzar eylesin.

Ben bu gece ki konuşmamı daha çok bir hadis ve üç ayetin açılımı üzerine yapacağım.

Ümit ediyorum ki bu konuşmadan sonra efendimize olan sevgi v e hayranlığınız bir kat daha artacak. Zira O'nun s.a çok fazla bilmediğimiz veya sanki gözden biraz kaçmış olan bir cephesiyle tanışacağız.

Hadisi şerif şu: -"Bana yapılan azap hiçbir peygambere yapılmadı."

Ayetler: (Tevbe-128) ; Andolsun size içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki,sizin sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir. O size çok düşkün müminlere çok şefkatli çok merhametlidir.

(Şuara -3): "Resulum nerdeyse onlar iman etmeyecekler diye kendine kıyacaksın."

(Kehf.-6); "Kur'an'a inanmayacaklar (ve bu yüzden helak olacaklar) diye neredeyse kendine kıyacaksın."

Şimdi önce hadise gelelim. "Bana yapılan azap hiçbir nebiye yapılmadı."

İtiraf ederim bu hadisi duyunca buna inanmakta zorlanmıştım. Çünkü mesela Nuh a.s ın hayatı bin seneye yakındı ve ümmetinden çok çekmişti. Hatta beddua etmek zorunda kalmıştı. Yunus Peygamber'e a.s.33 sene kimse iman etmemişti.öfkeyle kavmini terk etmek zorunda kalmıştı.sonra balığın karnında acılı günler yaşamıştı. Eyup Peygamber'e a.s.yıllarca en ağır hastalıklara maruz kalmıştı. Hazreti Peygamber a.s bunlardan nasıl daha fazla çekmiş olabilirdi.
Size yöneltsem bu sorularımı ,siz içinden çıkabilir misiz.bilmiyorum.

Evet İtiraf edeyim kendi başıma bu işten ben çıkamamıştım. Ama dergimizin sahibi olan ve Seyyid olduğu için ve büyüğümüz olduğu için Seyyidimiz olarak hitap ettiğimiz. Şenel İlhan Beyefendi ile tanışana kadar. Merak edip nasıl oldu diyeceksiniz. Onunla tanışmam olaya farklı bir cepheden bakmamı sağladı da ondan Sonra bu hadisin sırrı çözüldü. Şöyle ki Seyidimiz diyor du ki : "-Ben hep başkalarının menfaatini, iyiliğini kendi iyiliğime tercih edecek şekilde yaratılmışım." Yani bana göre önce kendimin değil ,yakın çevremin ,arkadaşlarımın , hatta bütün Müslümanların dertleri var. Bana bu sözüne şahitlik eder misiniz , deseniz derim ki ; hem de yeminle şahitlik ederim.. Hatta bu mecliste bulunan ve O'nu yakinen tanıyanlarda buna şahitlik edecekledir. Değerli misafirlerimize bu anlamda ki haklılığımı ispat sadedinde onu hayatını okumalarını tavsiye ederim. Mesela o kitaptan en masum olduğu dönemlere ait bir çocukluk hatırası şöyle: İlk okuldayım.arkadaşımdan bir kalem istedim. Benim zaten bir kalemim var diye vermedi. Ben buna o zaman çok şaşırmıştım. Bir kalemim var,iki tane olsa belki birini verirdim.demek istedi.Ama ben böyle duygulara çok yabancıydım.

Yine o kitaptan bir hatıra: Bir kış mevsiminde; Seyyidimin evlerinin bahçesinde kışlık odunları vardır ve evlerinin duvarlarına yakın bir şekilde istif edilmiştir. Seyyidim, bir gece odunların bir kısmının kapının önünden çalınmış olduğunu fark eder. Mübarek ; "Şu karda kışta odun çalan biri, mutlaka istemeye utanan ihtiyaçlı bir kimsedir. Bari odunları daha rahat alınacak bir yere koyayım da gelsin alsın" diyerek, odunları evin duvarından bahçe duvarının kenarına naklederler.

Yine fedakarlık örneği bir hatıra: Askerde nöbet sırasında küçük bir köpeğe, onlarca başı boş köpek saldırmış aralarına almışlardı.O manzara karşısında canımı unutarak köpeklerin arasına daldım.Elimdeki taşlarla o köpekleri kovaladım ve küçük köpeği kurtardım.Nöbette iki arkadaştık diğeri korkusundan kulübeden çıkamadı bile.Sonra ben karşıya yerime geçince küçük köpek bana bakarak uzun uzun uluyarak havladı.Teşekkür ediyordu sanki. Allah'ın zordaki her hangi bir mahlukunu kurtarmak için kendini unutması onun için normaldi. Evet hayatının her anı merhamet ve şefkatin boyutlarını ifade anlamında bu ve buna benzer olaylarla doludur.

Küçük Oğlu Şenel hastalanmıştı. Onun hastalığı nedeniyle çok acı çektiğini,acı krizlerine girdiğini ,neredeyse acıdan ölecek hale geldiğini söylemişti.. Bu duyguları bütün yakınları için geçerliydi.Şaşırmıştım.İnsanlar yakınlarının acısıyla acı çekebilirler ama bu denli olanı benim anlamakta zorlandığım ve şahit olmadığım bir durumdu.

Yine hepimizin sıklıkla dinlediğimiz sohbetleri: "Ben Abdurrahmanım. (Rahman Allahın ismi ve kafir, mü'min her kese acıyan demek.) Seyidimizde ben onun kuluyum, Onun verdiği merhametle bende; Günahkarlara çok acıyorum. İman bunalımı içindeki insanlara çok acıyorum. Sorunlu gençlere çok acıyorum. Arkadaşlarıma çok acıyor seviyor ve onların hem bu dünyada hem ahirette güzel yerlerde olmalarını çok istiyorum. Kafirlere çok acıyorum. Onların hidayetini çok arzuluyorum. Acımadan öte geceler boyu dua edip ağlıyorum." diyordu.

Hah İşte dedim Resulullahın ahlakı da böyledi. Hem dualarını hem neredeyse bütün hayatını ümmetine tahsis etmişti. O sebeple azabı da ümmeti kaynaklıydı… Kendi dertleriyle,başına gelen belalar ve sıkıntılar la değil ümmetine gelen sıkıntılar nedeniyle acı çekmekteydi. O sebeple acıları katlanılmaz.
Şimdi şu üç ayet bu tespitimizin kanıtı olacak.

Tevbe-128: Elmalılıdan aynen tefsirini okuyorum.

Yemin olsun ki, size hakikaten bir resul geldi. Öyle bir resul ki sizden biri, kendi içinizden.Sizin sıkılmanız ona ağır gelir, gücüne gider. Yani, azap görmeniz şöyle dursun, bir takım zahmete, sıkıntıya uğramanız bile onu üzer, son derece rahatsız eder. Bütün dertlerinizi ve kederlerinizi yüreğinde duyar, acınızı hisseder. Üzerinize düşkündür, size karşı pek hırslıdır.. Üzerinize toz kondurmak istemediği gibi, sizi mutluluğun zirvesine eriştirmek, selamete çıkarmak, cennete ve rıdvana kavuşturmak için bütün hırsıyla ve var gücüyle uğraşır.

Üstelik onun merhameti yalnızca Kureyş'e, Arab'a, şu veya bu kavme değil, hangi kavimden olursa olsun bütün müminleredir ki, o raûftur. yani gayet ince bir şefkati ve derin bir merhameti vardır. Rahîmdir. Fıtraten, doğuştan, yaratılıştan, Allah tarafından pek ziyade merhametlidir. Günahkârlara bile acır. Ey insanlar, İşte bütün bunlardan dolayı ,Kur'ân'da söz konusu olan mükellefiyetler, emirler, yasaklar, ikazlar ve itaplar, ağırınıza gitmemeli, gönlünüzü incitmemelidir.

Bütün bunlar müminlere gayet büyük bir sevgi ve şefkatin tecellileridir. Onun için hiç vakit geçirmeden bunlara iman edip, gereğince amel etmelisiniz. Görülüyor ki, burada Rasulullah'a Allah'ın güzel isimlerinden Rauf ve rahîm isimleri verilmiştir. Hasen ibn'l-Fadl demiştir ki Allah Teâlâ, hiçbir peygambere, güzel isimlerinden iki isim birden vermedi, ancak bizim peygamberimiz hakkında "Rauf ve rahîm" buyurdu.

Şuara-3; Resulum neredeyse onlar iman etmiyorlar diye kendine kıyacaksın. Kehf-6 ; Kur'an'a inanmayacaklar ve bu yüzden helak olacaklar diye neredeyse kendine kıyacaksın.

Evet Hazreti Peygamberin niye çok acı çektiğini şimdi anladım. Sebebi diğer peygamberlere göre daha şefkatli ve merhametli oluşu. Yani şöyle bir örnek verelim.

Adem a.s dan Hz. Peygamber (a.s) kadar bütün peygamberleri bir salonda toplayıp onlara Filistin deki dramı izletelim.Eminim hepsi çok üzülür,acı krizlerine girer, ağlamaktan perişan olurlardı. Ama kalpteki acıları gösteren bir cihaz olsa efendimizin acısı hepsinden fazla olurdu. Dolayısıyla efendimizin acıları bizde kaynaklanıyordu. Yani bizi çok sevdiği için,bize çok acıdığı için çok acı çekiyordu. Hele ümmetinin imansızları ve büyük günahkarları ona çok daha fazla acı veriyordu. Elinde değil öyle yaratılmıştı.Yukarda ki ayetlerde bunu söylüyor. Ümmetine karşı bir anne şefkatine sahipti. Empati yaparsak yavrularımızın eline diken batmasına razı olmayız ama bize hançerler saplansın kabul ederiz. İşte bütün insanları öz evladı gibi gören ve onların derdiyle dertli bir peygamber. O sebeple her ne kadar yüzünden tebessümü eksik etmese de içinde hep keder denizleri dalgalanırdı.. Ağlayan bir çocuk duysa hemen içi cız eder namazı kısaltırdı. Bir yetim görse hemen kendi yetimliği göz önüne gelir yetimin babası olurdu. Bir hasta ziyaretinde neredeyse kendi de hasta olurdu.

Hz. Aişe Validemiz anlatıyor: Sa'd b. Ubâde hastalanmıştı. Allah Resûlü, bu vefâlı dostunu ziyarete gitti, yanında bazı sahabiler de vardı. Sa'd b. Ubade'nin hazîn hali öylesine rikkatine dokundu ki hıçkırıklarını tutamadı ve ağladı. Onun ağlaması, orada bulunanları da ağlattı. Yakınlarının ölümü halinde çok duygulanırdı.

Osman b. Maz'un vefat edince Allah Resûlü ona da koşarak gitti. O, Allah Resûlü'nün kendisine kardeş yaptığı şanlı bir sahabiydi. Cenazesinin üzerine o kadar ağladı, o kadar gözyaşı döktü ki, sanki cenaze Allah Resûlü'nün gözyaşıyla yıkanmış gibi oldu. O'nun şefkati hayvanları da içine alıyordu. Bir gün bir kadının bir kedi yüzünden nasıl cehenneme girdiğini; yine ahlâksız bir kadının bir köpeğe su içirmesiyle nasıl cennete "buyur" edildiğini anlattı, Ashablarına…

Bir muhârebeden dönülüyordu. Dinlenme vaktinde, sahabeden bazıları bir kuş yuvası görmüş ve yuvadaki yavruları alıp sevmeye başlamışlardı. Tam o sırada anne kuş geldi ve yavrularını onların elinde görünce, orada çırpınıp dönmeye başladı. Allah Resûlü bu durumu görünce fevkalâde celallendi ve hemen yavruların yuvaya konulmasını emir buyurdu. İbn Abbas anlatıyor: "Allah Resûlü'yle bir yere gidiyorduk. Birisi, kesmek üzere bir koyunu bağlamış, koyunun gözü önünde bıçağını biliyordu. Allah Resûlü bu şahsa: "Onu defalarca mı öldürmek istiyorsun?"buyurdu.

Abdullah b. Cafer (ra) anlatıyor: "Allah Resûlü, yanında birkaç sahâbiyle bir bahçeye girdi. Bahçenin köşesinde zayıf mı zayıf bir deve vardı. Deve Allah Resûlü'nü görünce sicim gibi gözyaşı dökmeye başladı. İki Cihan Serveri hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı, sonra devenin sahibini çağırtarak, deveye iyi bakması hususunda onu gayet sert îkaz etti." Yani o şefkat manzaraları onun gözünden kaçmazdı. Onun acılarını azaltmak istiyorsak onun acı kaynağı olan ümmetine acımalı, Şefkat , merhamet etmeliyiz.Hem kendimizi, hem çevremizdeki insanları günahlardan korumalıyız. Özellikle en büyük acı kaynağı "İman Mahrumu" ümmetine yardım etmeliyiz.

Haz. Peygamberin şefkat ve merhametin zirvesinde olduğunu gösteren şu meşhur hadisle konuşmamı bitirmek istiyorum.Mahşer gününün dehşetinden bütün peygamberler ümmetlerini unutup Nefsi derdine düşecekler.Ama peygamberimiz orada o en dehşetli mahşer manzarası karşısında da kendini unutup ümmetim diyecek …

On'a layık ümmet olmak dileğiyle…

Hepinize teşekkür ederim. Allaha emanet olun.


Son Eklenen Yazılar

İnanma Özelliğimiz Konforlu ve Güvenli Yaşamamızı Sağlar / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hem dini hayatımızı hem dünyevi hayatımızı, huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak Allah’ın bize bir ikramı, bir lütfu, büyük bir rahmeti olan yaratılıştan gelen in...

Seyyidler Osmanlı’nın Baştacıydı / Dr. Ayhan Işık

Şu anki görevinizden ve kendinizden biraz bahseder misiniz? Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Branşım İslam Mezhepleri Tarihi. Genel ...

Kur’ân’da Lider Toplum İlişkisi / Dr. Mehmet Tekin

Lider toplum ilişkisine geçmeden önce Kur’ân’ın olaylara genel yaklaşımı ve içeriğinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı Kerîm’de genel anlamda inanç, i...