Ölümün Eşiğinden Dönen Küçük Bir Kalp /Feyz Araştırma Grubu

Tarih: 2009-03-23

İlköğretim 5. sınıfına devam eden bir kız öğrenci düşünün. Bu öğrencinin ailesi bir anne bir baba ve ortaöğretime devam eden iki abla, bu kızımızdan küçük biri kız biri erkek iki kardeşten oluşmaktadır.

Baba düzenli işi olan biri değildir. Anne de ev hanımı olarak hayatına devam etmektedir. Kendilerine ait olmayan küçük ahşap bir evde yaşamaktadırlar.
Kızımız ilköğretim 5.sınıfa devam eden başarılı bir öğrencidir. Öğretmeni tarafından sevilen, yaratıcı ve başarılı olarak değerlendirilen bir öğrencidir.

Tatil döneminde evde yaşadığı olumsuz bir durum sonrası intihar girişiminde bulunuyor. Bu girişimi ilaç kullanmak suretiyle gerçekleştiriyor. Akşamüzeri olduğu için yatmakta olan çocuğu anne uyandırıp yemeğe hazırlanmasını, biraz sonra babasının geleceğini söylüyor. Fakat çocuk pelte gibi ve kendinde değil. Gözlerini de açmıyor. Annenin uğraşları sonucu çocuk sadece "küçük, küçük" diyebiliyor. O zaman anne, kendisinin kullandığı küçük ilaçları içtiğini tahmin edip apar topar hastaneye kaldırıyor. Hastanede yapılan ilk müdahalenin ardından komşu ildeki Tıp Fakültesine sevkediliyor. Gittikleri bu hastanede üç gün misafir oluyorlar. Burada hasta kızımız, doktor, hemşire ve diğer hastane personeliyle yakınlıklar kuruyor.

Hastane ortamında anne kız konuşuyorlar. Kızımız evde kendisinin sevilmediğini, bundan dolayı ilaç içerek kendi canına kıymak istediğini söylüyor. Annesi de ona kendisini çok sevdiğini, halen yanında olduğunu, ona bir şey olacak diye korktuğunu, çok üzüldüğünü söylüyor.

Bu durum bana haber verildikten sonra çocuğun devam ettiği okula bir ziyarette bulunarak bu kızımızla bir görüşme yaptım. Onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalıştım. Yaptığımız bir çalışmadan sonra aile ortamı hakkında konuştuk. Aile içerisinde yalnız kaldığını gördüm. Ablaları birbirleriyle beraber hareket ederken, anne diğer iki küçük çocukla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Olayın olduğu gün küçük kızımız, ablalarıyla tartışır ve anne de ablalarının haklı olduğunu söyler. Kızımıza göre yapmadığı bir şeyden dolayı suçlanmış olmak onu çok incitmiştir. Zaten kimsenin kendisiyle ilgilenmediğini düşündüğü için, bu durum tuz biber etkisi gösterir. Nihayet gider, annesinin ilaçlarını alır ve içer.

Kendisiyle yaptığımız çalışma üzerinde konuşmaya başladık. Çizdirdiğim resmi anlattırdım. O resimdeki insanların kim olduklarını ve ne yaptıklarını sordum. Onu anlatırken uygun bir yerinde intihar girişiminin nasıl olduğunu, hangi duyguların, hangi olayların etkisiyle böyle bir davranışı gerçekleştirdiğini sordum. Anlatmaya başladı. Ablasıyla tartıştıkları için sinirli olduğunu, annesinin de bu tartışma sonrası kendisini suçladığını söyledi. Bu durumu hazmedemediğini, bu durumun kendisine dokunduğunu, zaten kendisiyle kimsenin ilgilenmediğini, evde yalnız kaldığını, kendisinin itilmiş, terkedilmiş soyutlanmış, sevgiden mahrum bırakılmış olduğunu hissettiğini söyledi.

Benimle konuşurken ağlamaya da başlamıştı. Konuşmaktan vaz-geçebileceğini belirttim. Konuşmak zorunda olmadığını söyledim. O hem ağlamaya devam etti hem konuşmaya…

Neden ağladığını sorduğumda ise; "Ağlıyorum ve konuşarak içimi boşaltıyorum. Konuşmak iyi geliyor. Bunları bu şekilde kimseyle konuşamamıştım. Kimseye anlatamamıştım. Siz dinliyorsunuz. Benim duygularımı da anlıyorsunuz. Bunu da bana verdiğiniz cevaplarda, adını koyamadığım duygularımı ifade etmenizden görüyorum." dedi.

Gerçekten zeki bir kız. Yaptığından hiç memnun olmamış. Pişmanlık içerisinde…

Yine bazı çalışmalarla rahatlamasını sağladıktan sonra aslında aile içerisinde sevildiğini, bunu da özellikle hastanedeyken annesinin hiç yanından ayrılmamasından ve başucunda sürekli ağlamasından anladığını söyledi.

Konuşmanın içerisinde annesinin elinden geldiğince evdeki küçük kardeşlerine ve ablalarına sevgi ve ilgi gösterdiğini belirtirken, kendinden küçük (okul öncesi dönemde bulunan) kardeşlerine mecburen daha fazla zaman ayırdığını fark ettiğini, ablalarının da her ne kadar kendi aralarında oynasalar ve konuşsalar da onunla da ilgilendiklerini ama kendisinin bunu yeterli bulmadığını anladığını söyledi.

Kendinden büyüklerle ve kendinden küçüklerle aralarında ortalama 5 yaş fark olduğu için kendini her iki kardeş grubuna da yakın göremiyor. Çünkü aralarındaki yaş farkı onlarla beraber oynamasına ve sohbet etmesine yeterli ortam ve sıcaklığı sağlayamıyor. Bu durumda kendinden büyük ablalarıyla iktidar mücadele etmek ve kendinden küçük kardeşleriyle ise ilgi mücadelesi etmek zorunda kalmak gerçekten yorucu bir durumdur.

Kızımız annesinin çok yorulduğunu, küçük kardeşlerine bakmak zorunda olduğunu söylerken, babası için ise "kahraman" ifadesini kullanmaktadır. "Çünkü evimizin ekmeğini getiren odur. Bizi koruyan odur" demektedir. Anneye ilişkin duygu ve düşüncesi ise "Anne, sevgi demektir." şeklindedir.

Gelecekte avukat ve arkeolog olmayı düşünmektedir. Bunu kendisine hedef olarak koymuştur.

Evet, sevgili okurlar, bu durum bize neyi düşündürmektedir acaba?

Anne ve babalar, hangi zorluk içerisinde olurlarsa olsunlar, hangi yokluğu ve sıkıntıyı yaşarsa yaşasınlar çocuklarına mutlaka yeterli ve kaliteli zaman ayırmak zorundadırlar. Kaliteli bir zaman geçirmenin ne kadar önemli olduğunu bu küçük kızımız, yapmaktan pişmanlık duyduğu intihar girişimi ile biz anne ve babalara göstermektedir.

Çocuklarımıza sevgi ve ilgimizi doğru ve zamanında mutlaka vermeliyiz. Akşamları evde mutlaka sohbet zamanlarımız olmalı, beraberce oynayabileceğimiz oyunlar olmalı, tam doymayabiliriz, giymeye elbise bulmakta sıkıntı yaşayabiliriz ama sevgi vermekte neden cimri davranalım?
Onlar için her türlü sıkıntıya girerken, hasta olduklarında başucundan ayrılmazken sağlıklı olduklarında bir öpücüğü, bir kucaklaşmayı, bir hal hatır sormayı niçin esirgeyelim?

Onlar bizden ne isteyebilir ki!..

Sevgiden başka ne mutlu edebilir onları bir düşünelim.

Birbirimize bakarken gözlerimiz gülse, yanaktan bir makas alsak, 15-20 dakika onlarla özel olarak ilgilensek, inanın bunun gibi vakaların ortaya çıkması mümkün olmaz.

Üstelik onlara yapacağımız her olumlu en küçük davranışımız ve söy-leyeceğimiz bir çift söz bile aramızdaki sıkıntıları ve buz dağlarını kaldırır. Hepimizin yüzü güleceği için parayla satın alınması mümkün olmayan, en önemlisi de hepimize yetecek düzeyde psikolojik sağlık elde edilecektir. Huzur elde edilecektir. Mutluluk elde edilecektir. Yaşanan sıkıntılar hafif-leyecektir. Enerji ve güç kazanımı ve takviyesi olacaktır.

Kendi elimizle kendimizi ateşe atmaya gerek yok bence.

Siz ne dersiniz?

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

İnanma Özelliğimiz Konforlu ve Güvenli Yaşamamızı Sağlar / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hem dini hayatımızı hem dünyevi hayatımızı, huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak Allah’ın bize bir ikramı, bir lütfu, büyük bir rahmeti olan yaratılıştan gelen in...

Seyyidler Osmanlı’nın Baştacıydı / Dr. Ayhan Işık

Şu anki görevinizden ve kendinizden biraz bahseder misiniz? Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Branşım İslam Mezhepleri Tarihi. Genel ...

Kur’ân’da Lider Toplum İlişkisi / Dr. Mehmet Tekin

Lider toplum ilişkisine geçmeden önce Kur’ân’ın olaylara genel yaklaşımı ve içeriğinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı Kerîm’de genel anlamda inanç, i...