Seyyid Muhammet Emin Geylani ile Mülakat;Ortadoğu İçin Osmanlı Neyi İfade Ediyor?

Tarih: 2009-03-23

TRABLUSŞAM Tesir Eğitim Kurumlarının Kurucusu Seyyid Muhammet Emin Geylani ile Mülakat:

Feyz: Efendim, okulunuzun ismi "Tesir Eğitim Kurumları." Belli ki, eğitime çok önem veriyorsunuz. Eğitim çalışmalarınız nasıl gidiyor, sonuçlarından bahseder misiniz?


Bildiğiniz gibi Kuran-ı Kerim'de Allah'u Teala şöyle buyuruyor: "Onlar Allah'ın, kalplerindekini bildiği kimselerdir; onlara aldırma, kendilerine öğüt ver ve onlara, kendileri hakkında tesirli söz söyle."(Nisâ Suresi/63)

Önemli olan hakkı söylemek ve Hakk'ın emirlerini insanlara anlatmaktır. Şayet böyle olursa söz tesirli olur. Bu konuda İslam'ı anlatan insanların sözünün tesirli olması için, Peygamber Efendimiz bize bazı şartlar koşuyor: "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin. Uyuşun, ihtilafa düşmeyin, insanlara yumuşak davranın, şiddet göstermeyin." (Müslim, 3263)

Hadiste şu hükümleri açıkça görmekteyiz. İnsan, Allah'ın (Celle Celalühü) fazlından, sevâbının büyüklüğünden, ihsanının bolluğundan, rahmetinin genişliğinden bahsederek hep müjdeleyici olmalı. Arapça'da tebşîr (müjdeleme), sevindiren bir haber getirilmesidir Öyle ise "Sevindirin" emriyle, öncelikle Allah'ın ibâdetleri kabul edeceğini, ibâdetlere mukabil sevab vereceğini, günahlardan tevbe etmeye yardım edeceğini bildirmek gerekiyor. Bu tenbihlerin irşadda bulunanlara da rehber olması gerekir. Dînimizin üst üste hep emir ve nehiylerini bütün teferruâtıyla söyleyerek, İslâm'ı tatbik edilemez, yaşanamaz gösterip nefret ettirmek yerine, öncelikle mühim olan bilgilerden, zarûri olanlardan başlayıp birer birer söyleyerek, Allah'ın mağfiretini, cennetin güzelliklerini, nimetlerini hatırlatarak tebliğde bulunup, dîni sevdirmek gerekir. İslâm'a yeni girenlere, ibâdete alıştırılacak çocuklara hep bu minval üzere gitmek, yavaş yavaş az az alıştırarak yol almak, güler yüz, tatlı söz ve mülâyemetle muamele etmek, sertlikten, kırıcılıktan kaçınmak gerekir.

Hadis-i şerifte efendimiz: "Ancak takva ile salih bir toplum yetiştirebilirsiniz" buyuruyor.

Feyz: Bu eğitim kurumunuzda hangi ilimler okutuluyor?

Üzerinde durduğumuz en önemli konu ilimdir. Kuran-ı Kerim'de bu konuda çok ayetler vardır. Allah'tan hakiki şekilde korkanlar alimlerdir. Bu eğitim kurumları bir çok bölümlerden oluşmaktadır. Kuran tefsir, fıkıh ve hadis gibi bölümlerimiz var. Ehil hocalarımız var. İkiyüz öğrenciye hizmet vermekteyiz. Burada Osmanlıdan beri ecdadımız ilimle iştigal etmişlerdir. Yani köklü bir eğitim kurumudur. Otuzbin kişilik büyük bir ailemiz var elhamdülillah. Seyyid Abdulkadir Geylani Hz.'nin neslinden ve Ehl-i Beytteniz. Şu anda burasının bir İslam Üniversitesi olması için çalışmalarımız devam etmektedir. Yasal müracaatlarımızı başlattık…

Tesir Eğitim kurumumuzda kütüphanemiz var. Burada araştırmacılar için hazırlanmış bölümlerimiz var. Dini kitapların yanında bilimsel araştırmalar için kitaplar ve bilgisayar odaları mevcut. Okulumuzda düzenli olarak konferanslar düzenliyoruz. Seçtiğimiz konular arasında başta "insanlar arasındaki düşmanlığı" bertaraf etmek gayesi ile bu önemli konunun üzerinde duruyoruz. Hadis-i şerifte efendimiz: "Ancak takva ile salih bir toplum yetiştirebilirsiniz" buyuruyor. Biz de bu konulara dikkat çekiyoruz.

Hadisi şerifte Efendimiz "Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir."

Feyz: Ne gibi çalışmalarda bulunuyorsunuz?

İnsanların çok nasihate ihtiyacı var. Bu zamanda çok çalışmak gerekiyor. Bu hususların yanında, iyiliği tavsiye eden kimse, güzel ahlak sahibi olmalıdır. Güzel ahlak sahibi olmayan kendini ıslaha çalışmalıdır. İnsanlar, kendilerine iyilik edenleri sever. Biz de üzerimize düşen vazifeyi ifa etmek için Allah'ın dinini anlatıyoruz. Özellikle Müslümanların üzerideki olumsuz baskıları kaldırmak, yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için bölgemizdeki bütün grupları çağırıyoruz.

Özellikle yaz aylarında küçük çocukların eğitimine önem veriyoruz. Bir çok sosyal aktiviteler düzenliyoruz. Nehir kıyısında çocuklar için piknik ve kamp yapıyoruz. Bu çalışmalarımız çocuklar üzerinde tesirli oluyor. Çeşitli sosyal faaliyetler çerçevesinde çadırlar kurarak çocukların moral motivasyonu için programlar yapıyoruz. Burada çocuklar birbirleri ile kaynaşıyorlar. Gruplara ayırdık. Her bir grup belirli zaman içinde geliyorlar ve belirlenen gün içersinde kalabiliyor.

Bu yaz kurslarımızın yanında halka yönelik yardım kurumumuz da var. Bizim şu anda beraber çalıştığımız Birleşik Arap Emirlikleri Kızılayı ile yardımlaşma çalışmamız var ve Türkiye de böyle bir çalışma yapabilir. Hadisi şerifte Efendimiz "Hayra sebep olana, bunu yapanın ecri kadar sevap verilir." (Müslim)

Malum bölgede çok sayıda fakir insanlar var. Bu insanların ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyoruz. Aşevimiz var. Dul kalmış kadınlarımızın iş sahibi olmaları için onlara bazı çalışmalar yapıyoruz. Kendi geçimlerini temin edebilecekleri mesela dikiş dikmeleri için makine temini gibi önemli bir projemiz var inşallah gerçekleştiririz. Müslümanlar hiçbir zaman hayırdan doymazlar. Bundan dolayı çalışmalıyız. Bölgemizde ihtiyaç olan hicri takvimi her sene özenle hazırlıyoruz. Takvimin önemi, yapraklarının arkasına günlük istifade edebilecekleri hadis yazmaktayız. On iki ay boyunca önemli konuları ve yapılması gereken ibadetleri yazıyoruz.

Benim dedelerim Osmanlı kadıları idi. Bulunduğumuz bölgenin de emîri idik. Yüzyıllarca bu vazifeyi yaptılar. Yani biz de Osmanlı devletinin idarecileri idik.

Feyz: İslam dünyasının birbirini tanıması çok önemli. Ne kadar güzel hizmetleriniz var. Müslümanların tanışmaları ve kaynaşmaları için neler söylersiniz?

Ortadoğu yaklaşık dörtyüz sene Osmanlı Devleti idaresi altında yaşadı. Benim dedelerim Osmanlı kadıları idi. Bulunduğumuz bölgenin de emîri idik. Yüzyıllarca bu vazifeyi yaptılar. Yani biz de Osmanlı devletinin idarecileri idik. O zaman bu ırkçılık belası yoktu. Osmanlı Ortadoğu'dan çekildi. Türkiye devletinin kurulması için savaş verdik, büyük yardımlarda bulunduk. Benim dedem elinde silahla İngilizleri durdurdu. Onlara yol vermedi. "Araplar Osmanlıyı arkadan vurdu" fitnelerine kulak vermeyin. Hiç insan kendi devletini yıkmak için çalışır mı? Ortadoğu'nun Osmanlılara hasreti var. "Osmanlılar gitti bir daha gelmez, Müslümanlar bir daha birleşemezler" diye bir şey yok. Fakat burada Müslümanların dikkat etmesi gereken bazı meseleler var. Dış mihrakların araya koyduğu nifak tohumlarına dikkat etmek gerekiyor. İkincisine gelince nifağın nereden geldiğini bulmalılar, bu mızraklar bu oklar nereden geliyor, bunu tespit etmeliler. Bunu tespit ettikten sonra, bu konuda bilgi sahibi olunca, mesele büyük oranda halledilmiş oluyor. Yolumuz uzun ve yapacak çok şeyimiz var. O tarihte yeni yeni devletler kuruldu ve müslümanlar büyük acılar çektiler. Türklerde Araplarda aynı acı dolu kaderi paylaştılar. Şu geldiğimiz durumda "Biz niçin birbirimizle olan bağlarımızı kopardık?" İki toplumun birbirine küsmesinden kim menfaat sağladı. Buna hiç gerek yoktu. Çünkü bakıyorsun Trablusşam'da Türk asıllı âlimler ve yöneticiler hâla var. Türkiye'de Arap asıllı âlimler hâla var. Bu iki millet birbirine o kadar yakın ki…

Ortadoğu'daki bütün bu olumsuz oluşumlara rağmen, ön yargıların kırılması için çaba sarf etmek gerekiyor. Türkler ve Araplar, et ile kemik misali, birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün olmayan iki unsurdur. Bu tarihi gerçeği sadece Türklerin veya Arapların değil, bütün dünyanın benimsediği bir görüştür. Coğrafi olarak aynı bölgede yaşamanın ötesinde, aynı inancı ve aynı kaderi paylaşan Türkler ve Araplar arasındaki ilişkiler, ne yazık ki, birçok çeşitli nedenlerden dolayı istediğimiz düzeyde değildir. Türkiye, başta Araplar olmak üzere İslam ülkeleriyle siyasi, ekonomik ve kültürel işbirliği kurarak büyük bir güç oluşturabilir. Bu güç, eskide olduğu gibi dünyanın barış ve huzuruna önemli katkılarda bulunabilir.

Ben birçok devletleri gezerek oradaki ilim adamları ile bu konuda görüşmeler yaptım. İngiltere, Güney Afrika ve Kuveyt'te toplantılar yaptık. İngiltere de Marif el Hüseyin, aslı Keşmirli olan Alaaddin Sıddıki ve Seyyid Muhammed Hasani ile görüştüm. Kuveyt'e ise geniş bir toplantı yaptık bu toplantıda tanınmış simalardan Seyyid Yusuf Rufai, Sultani camisinin sorumlusu Geylani seyyidlerinden Seyyid Muhammed Kadiri vardı.

Artık zaman yakın bekliyoruz...

Feyz: Bu toplantılarda üzerinde durduğunuz konular nelerdir? Müslümanların birliği ve beraberliği; özellikle İslam birliği konusunda ne gibi düşünceleriniz var?

Bu konuda bazı toplantılar yaptık fikir alışverişinde bulunduk. Bu konuda İslam dünyasına baktığımızda bütün alametler gösteriyorki; zaman ahirzaman ve biz, Peygamber Efendimizin hadislerinin bu asra delalet ettiği ve müjdelediği hususunda hemfikir olduk. Artık zaman yakın, bekliyoruz. Hepimizin temennileri bu istikamettedir. Hz. Mehdi, ahir zamanda dünyaya gelecektir. Bir Müslüman olarak, İslam'ın hakimiyetini görmenin özlemi içindeyiz. Önemli olan bu gaye için gayret göstermek, çalışmaktır. Mehdi (a.s.)'nin geleceği hususunda birçok hadis vardır, üstelik de geleceği bazı delillerle işaret edilmiştir. Her asırda bir müctehid gelir. "Acaba bu asırda bir müceddit mi gelecek?" yoksa "Hz. Mehdi mi gelecek?" diye konuşmalarda bulunduk. Uzun uzun konuştuk delilleri ile beraber masaya yatırdık. Burada iki konu var söylediğim gibi iki konu var asrın mehdisi mi gelecek yoksa ahir zaman mehdisi mi gelecek?

Belirtilerine baktık, nasıl yağmur yağmadan önde bulutlar gelir, kar gelmeden önce kar bulutları gelirse, aynen onun gibi; bizlerin bu konuda Kuveyt'te, İngiltere'de ve Beyrut'ta yaptığımız toplantılarda çıkardığı sonuç, bu zamanın ahirzaman olduğu ve "ahirzaman Mehdisi'nin" geleceğine kanaatidir. Osmanlı'nın bu güzelliklerini görmek için geldim.

Feyz: İstanbul'a ilk defa mı geliyorsunuz?

Ben çok gelmek istiyordum. Bir gideyim acaba Osmanlının ahvadı nasıldır, bir göreyim dedim. Benim buraya gelmem için bir çok sebep var. Ben buraya, Osmanlı Devleti gibi adaletli ve dünyaya medeniyet yaymış bir milletin çocuklarını görmek için geldim. Acaba onları bulabilir miyim ümidi ile geldim. Devam ediyor mu bu güzellikler ve onların eserlerini görmek için geldim. Allah bana nasip etti, şükürler olsun geldim. Osmanlı'nın bu güzelliklerini görmek için geldim ve Türkiye'ye gelince güzel insanları gördüm. Bana Türk vatandaşlığı verilse de, keşke devamlı gelip gidebilsem diye düşünüyorum.

Adana'ya biraz da geç vakit gelmiştim. Beni orada Türk kardeşlerim karşıladı. Adana da biraz daha kalmamı istediler. Bana karşı da çok ihram ve tanzimde bulundular gerçekten. Ben çok mahcup oldum. Niçin biz bu kadar ayrı kaldık. Gerçekten bu acı bir olay. Benim buraya ikinci gelişim. İstanbul'a geldiğimde Seyyid Fadıl Geylani beni misafir etti. İstanbul gerçekten çok güzel bir belde. Osmanlı devletinin başşehri olarak İslam'a hizmet etmiş bir yer. Eyüp Sultan Hz.'ni ziyaret ettim. Oradaki kalabalığa hayran oldum. Tabi ki Fatih Sultan Mehmet camisini ve kabrini ziyaret etmek beni duygulandırdı. İstanbul'un müzelerini gezdim. muazzam bir kültür hazinesi çok güzel yerler. İstanbul'u gezerken dikkat ettim. Toplumun içinde Osmanlı kültürünü almış güzel insanlar gördüm. Ehli Beyt'e saygı ve hürmet ediyorlardı… Ben temenni ettim ki, keşke ben de burada yaşasaydım…

Osmanlı şehri olan Trablusşam'a bekliyorum.

İnşallah bir daha gelip İslam alimleri ile tanışmak ve onlarla görüşmek; tekrar gelmek isterim. Lübnan'daki Müslümanların kaynaşması için bir çalışma yapmalıyız. Buradaki yetkililerin de bu konuya duyarlı olacağı konusunda hüsn-ü zannım var. Ben de sizi eski bir Osmanlı şehri olan Trablusşam'a bekliyorum…

YORUM YAZ




Son Eklenen Yazılar

İzzet-i Nefs Duygusu Günahlara Karşı En İyi Kalkandır / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

İzzet-i nefs duygusunun öneminden her zaman bahsediyoruz. Bunun anlaşılmasına çok önem veriyoruz. Gerçekten bu duygu o kadar önemli ki, bir kişi, manen çok üst düze...

Müslümanların Astronomi Tarihine Katkıları / Prof. Dr. Ali Bakkal

İslam Astronomi Tarihinde bir milat belirlemeye kalksak nereden başlamak gerekir? Teşvik edici unsurlar nelerdi? Ayet, hadis, fıkıh anlamında nasıl teşvikler vardır...

Sağlıklı Bir Kişilik İnşası İçin Benlik Saygısının Önemi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Kişilik, kimlik, karakter, mizaç, benlik kavramları biraz birbiriyle iç içe ama farklı kavramlar… Hepsi de varlığın insandaki yansımaları… Bu konuda neler söylenebi...