Getirisiz Düşüncelerin Senden Alıp Götürdükleri

Şeyda Dal

Tarih: 2009-02-12

Ey bedenini dünyadan, ruhunu emirler âleminden alan, farklılığı, şaşırtıcılığı, mayasına gizlenmiş sırlar ve imtihanlar yolcusu… Emanet yükünü bir çırpıda kabullenmiş, o hızla da unutuvermiş gafletin sarhoşu… Ey kendini uyandıran annesine sırtını dönerek uykusuna devam eden, şımarık edalı… Ne zaman hangi duyguya yöneleceğini kestiremeyen duygular yumağı… Geldiği yeri unutup, dünyaya çivilenmiş sâfi…

Nasılsın? Kendinle aran nasıl? Nefsâni duygulara mı, fıtratına ihanet etmemiş duygular ve düşüncelere mi misafir oluyorsun? Arabulucun Şeytan mı bugünlerde? Nefsinle aranı bulan… Körler sağırlar birbirlerini ağırlıyorlar mı? Hayatındaki çıbanbaşı gibi duran şeyleri, birer birer yok etmek için harekete geçebildin mi?

Ne o! Yoksa hala, takıldığın şeylerle mi uğraşıyorsun? Uçurtmayı elinden bırakmayan çocuk gibi, sımsıkı tutunuyor musun mazindeki, seni kıran, seni üzmelerine izin verdiğin şeylere? Bırak rüzgârın seyrine, o yırtık pırtık uçurtmayı! Görmüyor musun daha güçlenmemiş kolların. Güçlü pazular bile yorulur onu saatlerce, günlerce, yıllarca tutmaktan. Seni kendine doğru çektiğini görmüyor musun?

Can evinden mi vurdular, talan mı ettiler evini yurdunu ki, içine sinmiş kara bulutlar? Gözlerinden dışarı doğru taşıyor. Elini kolunu kaldırırken, yürürken, gözünü kırparken, konuşurken seni esir aldığı nasıl da belli bu kara dumanların. Üzüldüğün şeylerin, uğraştığın boş emellerin isi, kokusu sinmiş evine barkına, üstüne başına.

Alıcı kuşlar mı dolaşıyor bugünlerde başında, çok renkli değil mi hayatın? Kendi renklerine sahip çıkmayarak, gökkuşağının peşine mi düştün? Sahibi olduğun şeyleri bir türlü sevemedin mi? Yaşamın çok renkli olmaktansa, üç ana renkten oluşsa, kalıcı ve temiz olsa daha iyi değil mi? Herşeyin var da ‘Allah bana yeter ‘sözlerin mi yok, ‘Allah bana en iyi vekildir' cümlesini suya mı yazdın ki en büyük dayanağını az hatırlar oldun?

Ey masumiyeti yüzünden, hassasiyeti dilinden süzülen! Haksızlığa uğradığını mı düşünüyorsun zaman zaman. Derdin ne? Eşinle, arkadaşınla, akrabanla falanca zaman, filanca gün hak etmediğini düşündüğün sözlerin, yaşanmasını istemediğin zamanların pençesinde misin? Hala konusu açıldıkça aynı heyecanla, o günün sıcaklığıyla mı anlatıyorsun olup bitenleri? Yıllarca iyilik yaptığından tekme mi yedin, kapını yıllarca vefa ve iyilik maskesi takanlar mı çaldı? Sen de durup durup gündeme taşıyarak, başkalarının yanında prim mi yapmaya çalışıyorsun? Biraz rahatlamak için giriştiğin bu basitlikler, nefret duygularını körüklediği gibi, üçüncü şahısların da kalbine kin tohumları atıyor hâlbuki. Büyüttün içinde uğraştığın olayları, insanları… Onlar büyüdükçe, içinden bir ses yeter artık diyordu. Onlar büyüdükçe içindeki güzellikler isyan ediyordu, değer mi hiç diyordu. Fakir edebiyatı yapma be kardeşlik! Hiç yakışıyor mu sana, bana, ona bu ezik roller, her şeyi travma haline dönüştürmek? Hani sen çok zeki ve akıllı bir insandın, ahlaklı bir insan olduğunu da düşünüyordun ayrıca. Eee. Karşına çıkanları çok ahlaklı bulmuyorsan, sana gelecek tepkileri onların ahlaki güzellikleri ölçüsünde bekle. Sana yönelen anlayışları da onların akıl ve zekâlarının kapasitesinde bekle. Ona göre değer biç. Bunları yaparken de kibrin, ucubun sınırlarını zorlama. Merhameti, tevazuluğu elden bırakma. Hiçbirimiz sütten çıkmış ak kaşık değiliz. Benliğine kulak ver. Ne güzel söylemiş şair ‘'Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı''diyerek.

Gedik sözler, kesilmiş sesler seni anlatamadı mı, tercüman olamadı mı yarana? Eksik zamanların adamı mı oldun? Bazen, başkalarının hayatını mı yaşadığını düşünüyorsun? Seni hak ettiğin yere getirmediler mi? Nasıl ki onlar sana, her konuda on üzerinden yıldızlı on verseler, sen o şahısların seni abartmalarıyla, övgüleriyle bir yere gelemeyeceksen, yermeleriyle de diplere inemezsin. Kendine başkalarının aynasıyla değil, kendi aynanla bak. Eğrisiyle, doğrusuyla benliğini seversen, seni sen olduğun için seversen, aynan da kendinde düzelecektir. İşte o zaman, mücadele etmene gerek kalmadan saygın ve sevilen bir kişi olursun. Çünkü özünle sulh ilan etmişsindir. Fakir olup da vakarına hayret ettiğimiz kişiler gibi… Fakir ama vakarlı, nimetlerine, değerlerine dört elle sarılan gibi olursun. Çok âlim, çok güzel, çok ahlaklı, çok… Her neyse hiçbir şeyin üst seviyede olmasa da, gözlerinde ışığa gıpta ile bakılan olursun.

Ağladın mı, sızlandın mı günlerce? Belki o ağlayışların, sızlanmaların ufak tefek rütüşler yaptı, estetikler yaptı ruhuna. Değmezmiş bile deme. Değmezmiş diyecek kadar bile önemseme, yaşanılan pürüzleri. Sana atılan lafa, seni tam olarak anlamadıklarını düşündüğün her ana rest çekebilirsen, insanlara değil olaylara tepeden bakabilirsen, üzüldüğün her an, senin sermayen olacaktır. İncindiğin her anı, temcit pilavı gibi gündeme taşıyarak hem kendinin hem de seni sevenlerin boynunu bükmezsen, kırıldığın her an ezilen ve dövülen bir keçe gibi güçlenebilirsin. Resulullah Efendimiz şöyle buyuruyor. "Mümin ölünceye kadar rüzgar onu sağa sola sallar. Kafir ise kımıldamadan durup aniden yıkılan çam ağacı gibidir. "

Hey sen! Adresini mi kaybetti isteklerin, pusulan mı bozuldu ki yönünü bulamıyorsun, boş emeller peşindesin? Gerçek tatlar, lezzetler dururken, bir damla aromatik kokularla mı avunuyorsun? Gerçeğin yanında korsanı kadar bile olamayacak, sahte güzellikler peşinde misin? Hiç bir şeyin taklidini almayan, bunu kendisi için bir eksiklik, zül sayan sen! Cennetin katrilyonda biri bile olamayacak sahteler sahtesi, oyuncaklar oyuncağı, taklitler taklidi dünyaya mı daldın. Gardırobun da evinde reklâm kuşağı gibi. Üstüne üstlük emirlere sırt çevirerek… "Ben de Allah'a inanıyorum, ben de Peygambere inanıyorum, ben de Müslüman çocuğuyum'' diyerek... "Kimsenin hakkını yemiyorum, rüşvet yemiyorum, ülkeyi hortumlayan, Müslüman'ım diyenlere bakın" sözleriyle nasıl da üste çıkıyorsun. Sen neymişsin be abi. Eli öpülesi?!

Burnundaki kusur sebebiyle, düzgün nefes alamadığı halde, ben iyi nefes alıyorum diyen insan gibisin. Hiç tatmamışsın ki doya doya nefes almayı, ciğerlerini iyice oksijenle doldurmayı. Doğru nefes aldığını zannediyor ve bunu inatla iddia ediyorsun. Bir tatsan doğru nefes almayı, cildin, hücrelerin, organların bayram edecek. Bir tatsan namazı, orucu, zikrullahı, nurla bütün bedenin, ruhun bayram edecek. Güneşe çevirsen yüzünü, aldığın vitaminlerle çarpık bacakların düzelecek. Unutma, bu yolda çarpık bacaklarla yürüyemezsin.

Ey ümitle, korku arasında gidip gelen! Fazla ümitvar olunca, Fırat'ın taşkın sularına kapılacak, korkuya gebe kalırsa, Dicle'nin sularında kaybolacak kutsi ruh! Sen ikisinin arasında kal, Maveraünnehri terk etme. Saklı bahçelerde zevk-i sefa et, ağaçlar gölgesinde gölgelen. O bahçe ki kış gününde yaz meyveleri, yaz gününde kış meyveleri sunacak sana. Özünde saklamış Sultan, o iksiri, bulmak aşk şarabından içmek senin elinde.

Korkulu rüya görmektense, uyumamak daha hayırlıdır denilir. Korkulu bir gelecekle karşılaşmak istemiyorsan, bu dünyada her an uyanık olman lazım. Başkalarına değil her an yanında olan seni seven, seni gören, seni her ayrıntınla anlayan Rahman'a motive yaşa, O'na odaklan… Korkuların, kaygıların Rahman'ın sevgisini, rızasını kaybetmemek düşüncesinden kaynaklansın. En pes ettiğin anlarda O'na dayan. O'nun kudretinin sıcaklığını yanında hisset. O'ndan bir parça olduğu için sev her şeyi, herkesi. Sen O'na odaklanırsan, Allah merkezli bakarsan yaşanılanlara, işte o zaman istikamet üzeresindir. İşte o zaman, sevilen ve sayılan bir kişi olursun. İşte o gün, çok sevilip sevilmediğini irdeleyip durmazsın bile. Basit bir sarsıntıyla sendelemezsin.

"Ekinler harman vaktine dek hepsi bir çeşit görünür ama harman zamanı, yarısı halis iç kesilir yarısı saman" diyor Mevlana hz.leri. Harman zamanı geldiğinde, halis iç kesilenlerden olmak istiyorsan çok da böbürlenme. Çok bilen çok aldanır. Çoluğunla çocuğunla, soyunla sopunla, malınla mülkünle mi övünüyorsun yoksa? Rabbinin sana emanet olarak verdiği şeylerle mi gururlanıyorsun. Kendini ahlakına, amellerine yıllardır isyan etmemiş kalbine, secdeden ayrılmamış alnına sor ve kendine hak ettiğin notu ver. Bunu yaparken de, başkalarını küçümseme. Sel gibi esip gürleyenden olursan, birkaç günlük saltanatın olur. Kum gibi, toprak gibi olursan, ağırbaşlı vakarlı ve mütevazı… Üstünden seller geçse de, kalıcı olan sen olursun. Sel gider de kum kalmaz mı?

Hani ölüm akla gelir de insan hemen unutuvermek ister, hemen kapatıvermek ister o mevzuyu; sanki hiç ölmeyecekmiş gibi. Ayakkabımızın bağından daha yakın olan ölümü unuttukça, ömrümüze ömür katılır sanki. Unuttukça, ya da az hatırlandıkça insanı rahatlatacak bir hastalık, bir kusur, bir günah, ya da yalan gibi… Çok hatırlandıkça insana kemâlât katacak ölümü, unuttuklarımızın en başına ekleriz. Ölüm bir kusur, bir eksiklik ve yok oluş değil; varlığın rollerini oynadığımız dünyadan, bütün sorunlardan ve kusurlardan sıyrılarak özgürlüğe, sonsuzluğa dalış, BİR olanı görmemize engel olan, önümüze perdeler çeken bedenden sıyrılıştır. İman edip salih ameller işleyenler için, bir düğün günüdür ölüm. Aklıma hep şöyle gelir. Kendi ölümümüzü değil de -Allah muhafaza- en sevdiklerimizi kaybettiğimizi bir düşünsek, düşünmek de denilmez, aklımızın ucuna, köşesine getirmek bile ağzımızın tadını bozmaya yetiyor. Daha birkaç gün önce ya da birkaç saat önce tartıştığımız, kırıcı sözler, imalı bakışlar sarf ettiğimiz birisinden ya da birilerinden yana vicdanımız rahatsız olmayacak mı? "Hay dilimi eşek arısı soksaydı…" Ya da söylemediğimiz güzel, yapıcı cümleler için, nefsimize "dur" demediğimiz için kendimizi defalarca kınamayacak mıyız, ne dersiniz? İnsan derin derin düşününce anlıyor ki, adam olmak için kendi ölümümüzü değil sevdiklerimizin hatta pek sevmediklerimizin ölümünü düşünmek bile yetiyor. Eksik kalmış cümleleri, gülüşleri tamamlasaydım keşke…

Eğer zaman zaman yılgınlığın, bıkkınlığın esiri oluyorsan duvarlar üstüne üstüne geliyorsa ‘'ALLAH VAR''diyerek indir balyoz gibi bütün saçmalıkların, boş şeylerin üstüne hayatın gerçeğini. Eğer hayata meydan okuyorsan, ukala bir şekilde… Her an kendi benlik davanı güdüyorsan, savaşırcasına birilerini ezip geçiyorsan, şunu bil ki; ölüme de meydan okuyamazsın…

Hayat ne garip! Jübileni bile yapamadan, vedalaşamadan sevdiklerinle, tanıdıklarınla, ansızın gidiveriş. Daha oyunlara, aldanışlara, göz boyayanlara doyamadan, kanıksamışken fânî lezzetleri ansızın perdelerin kapanışı…

Şeyda DAL


Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları