Hayatı Kuşatan Hac İbadeti

Şeyda Dal

Tarih: 2009-02-09

Kimi insanlar vardır, ekmek gibi, su gibi, hava gibi ihtiyaç duyulan. Özlettirme taktiği yapmalarına gerek kalmadan, her an özlenen, yanındayken bile hasret kaldığınız. Sorularınıza, sorunlarınıza sizden daha iyi kement atarak, sizi size tanıtan özünüzle buluşturan, sizi size sevdiren.. Dosttur onlar, Allah'ın sevdiği, yeryüzündekilere de sevdirdiği Hak aşığıdır onlar...

Gönül gözüyle görenler için, durum benim anlattığım gibidir. Bakış açısı farklı olanlar, daha doğrusu bozuk olanlar ise bu şekilde göremezler baktıkları insanı, Allah dostlarını. Peygamber efendimizi Abdullah'ın yetimi olarak görüp de iman etmeyenler gibi, mahallelerindeki Mehmet emmi gibi görürler o nur yüzlüleri. Gönül gözüdür, yakin nuruyla bakmaktır insana gerçeği tattıran, gerçeği algılattıran. Bu biçimde algılayanlar, saf duygularının iç itmeleriyle, Hz. Muhammed'le daha konuşmadan ‘'bu yüz yalan söylemez'' diyerek hemen O'na iman edip, İslam dinini seçtiler. Gönül gözünü tam manasıyla açanlar, ihlâsın sırrına erenler, halk içinde Hak'la oldular yaşanılan her anda ve her zamanda.

Yaklaşık otuz kırk gün süren Hacc ibadeti de, kişiye ihlâsı elde etmek, nefis tezkiyesi ve ruhi olgunlaşma için kapsamlı olarak kendini eğitebileceği bir ortam sunuyor. Beden ve malla mücahededen geçilen, sosyal ortamıyla da her an teste tabi tutulan zor ve bir o kadar da güzel geçen anlar... Gözünüzü, dilinizi, kalbinizi her an korumanız gereken, bütün yönleriyle kendinizi koruduğunuzda ancak, rahmetten hakkiyle nasiplenebileceğiniz nurlandırılmış bir belde…

Algılamak dedik. Belki de tam manasıyla algılanıldığında insana çok şey katar Hac. Niyetinizi insanlara yönelik olarak değil de, Allah'a yönelik olarak kurguladığınızda ne faziletli bir ibadettir hac ibadeti, ne güzel bir hazırlıktır hac hazırlığı. Gidenlerin hatırından zor çıkan anlar, akla geldikçe burnunuzun direğini sızlatan bol rahmetli ortamlar; gidemeyenlerin gözündeki yaş, kalbindeki ne kutlu hasrettir Kâbe, Ravza-i Mutahhara…

Geceyi kendisine hayran bırakan siyah elbisesine bürünmüş Kâbe… Zifiri siyahla, nurun gark olduğu baktıkça bakmak istediğiniz büyüleyici bir yapı. Gökte melekleri, yerde insanları kendisine âşık etmiş, pervane etmiş güzel Kâbe… Sanki cennetten o noktaya doğru odaklanmış bir girdap açılmış da oluk oluk rahmet süzülüyor. Sadece zenginlerin değil, sınırlı şartlarını zorlayarak zengin, fakir, orta kesim her dilden, ırktan insanın buluştuğu;'' Allah katında üstünlük ancak takvadadır'' ayetinin sanki dört yönden yankılandığı bir ortamdır burası. Borç harç yaparak gelip, yine Mekke'de otel önünde ufak tefek şeyler satarak yol parasını temin etmek üzere gelmiş amcayı görünce, bu nasıl bir muhabbettir diyerek, hayran kaldığınız âşık kullar… Gözyaşlarına boğulan erkekler, kadınlar… Kimisi şaşkınlığın, sevincin ortasında kalmış şoka uğramış gibi. Herkesin farklı bir hikâyesi var.

Farklı hikâyeler, farklı hayatlarla buluşunca, dalgakıran gibi kibrinize set vurulur, durgunlaşırsınız durulursunuz. Küçük mekânlarda yıllarca kendinizi ululamışsanız, kalabalıklar içinde, iman eden bir kul olmanın tavaf eden milyonların içinde zerre olabilmenin sevincini, şükrünü ve de büyüklüğünü, algılayışınız kapasitesinde kavrayarak, çürük dallardan elinizi çekip tevazu, yumuşaklık gibi sağlam dallara tutunursunuz. Hac ibadeti süresince kuru kuru ibadetleri yerine getirmekle kalmayarak, karşılaşılan her zor anı, her zor insanı kendiniz için imtihan vesilesi olarak görürseniz, sizi çok yönlü olarak değiştirebilecek bir rahmet deryasının içinde bulursunuz kendinizi.. Memleketime dönünce bana hacı diyecekler, insanların, eş dostun saygısını kazanacağım gibi bir düşünceyle temiz bir sayfaya bir şişe mürekkebi dökerseniz baştan kaybedersiniz. ''Ben o güzel ortamdan Allah'ın izniyle nasiplendim, hayatıma yeni bir sayfa açtım'' diyerek kötü ahlakları tekrar körüklemeyip, iyilerle çokça beraber olarak, güzel ahlaklarınızı mümkün olduğunca korumak için mücadele ederseniz bütün ömrünüz hac gibi olur. Haccınız sadece makbul bir hac olarak kalmayarak, manevi güzelliği, bütün ömre yayılan, mebrur, geçerli, kalıcı bir hac olur. Yani haccın kokusu, ruh dünyanızdan son nefese kadar çıkmaz.

Unutmayın ki, bir ay boyunca nefis mücadelesinden geçtiniz, imtihanlara alıştınız. Alnının teriyle para kazanmaya başlayan genç nasıl paranın kıymetini anlar, har vurup harman savurmazsa, siz de maddi manevi birçok zorluklardan geçerek, o temiz beldeye ulaştınız; üstelik parası olup ta gidemeyenlerin içinden seçilerek. Bu sebeple orada kazandıklarınızı har vurup harman savurmayarak, kazandığınız güzelliklerin filizlenmesi, tomurcuklanması, boy göstermesi için gücünüzü zorlamalısınız. Bunun tersi olursa, hacdan geldiğiniz ilk günlerde küçük büyük insanlara el öptüren, saygı duyulan bir hacı abla, teyze ya da amca olarak kalırsınız. Hayatınıza kaldığınız yerden devam ederek, yeterli ahlaki açılımı yapamazsanız, Arafat'ta affedilse de günah sayfalarını tekrar kabartmaya başlayan, birkaç aylık bir hacılık tatmini yaşamış bir kişi olarak yaşantınıza yavan bir şekilde devam edersiniz. Ahlaki olarak fazla bir değişiklik olmadıysa benliğinizde, hac bana bir şey katmadı gibi bir vesveseyle de zihninizi bulandırmayın.

Hacı olmak, milyonlarca kişi içinden seçilerek, o mübarek mekânları ziyaret edebilmek basit bir şey değildir. Bu kutsal yerleri ziyaret, ruhlara anlaşılan manada güzellikler kattığı gibi, belki de birçoğumuzun algılayamadığı çok geniş boyutlarda manevi derinlik kazandırır. Peygamber efendimiz ve o güzide ashabının ayak bastığı, onlardan izler taşıyan yerleri görmek, heyecanlanmak, hiç şüphesiz dini duyguların güçlenmesine vesile olur. On binlerce sahabenin yattığı cennet-ül baki mezarlığını ziyaret etmek, peygamberimizin ayak izlerini göstermemek için ayakkabısını çıkararak tırmandığı Sevr dağını görebilmek, zihinlerden çıkmayacak manevi hazlar, lezzetler sunar insana. Kuran'ın ilk ayetlerinin indiği Cebeli Nur ‘a çıktığınızda, her gün o dağa peygamberimiz için azık getiren fedakârlığın, asaletin, cefakârlığın sembolü Hz. Hatice'nin büyüklüğünü, her adım atışınızda, nefesinizin her kesilişinde daha iyi anlarsınız. Uhud şehitliğini ziyaret ettiğinizde Hz. Hamza, Musap bin Umeyr, Hz.Hanzala (r.a) ‘nın hikâyeleri, şahadetleri bir kez daha dillerde can bulur. Duygularınızı zirve noktasına taşıyarak tarihin sahnelerine yapılan yolculuk… Osmanlıdan izler taşıyan hala dimdik ayakta duran yapılar.

Peygamber Efendimiz(Sallallahü Aleyhi ve Sellem)''Kim sevap kazanmak niyetiyle beni Medine'de ziyaret ederse o benim komşum olur. Kıyamet gününde ona şefaat ederim''buyuruyor. Başka bir hadisi şeriflerinde de ‘'Kim beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, o beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir''buyuruyor. Onu ziyaret etmenin şeref ve fazileti çok yüksek, mescidinde namaz kılmanın manevi kazancı çok büyüktür.

Ashabı kiramın imtihanı zordu. Canlarını, mallarını ortaya koyarak, her anlamda cihat ederek gökteki yıldızlar gibi olmayı başardılar. Bizler asr -ı saadette yaşamasak da Peygamber efendimizin''Sizler benim arkadaşlarımsınız; onlar(beni görmeden bana iman edenler) ise benim kardeşlerimdir.''diyerek bizleri övdüğü sözlerin muhatabı konumundayız. Sadece ashabın hayatını okuyarak ağlayıp sızlamakla, maalesef yüksek bir karakter sahibi olunmuyor. Ashap o zamanda yaşasa da, onlarınkine benzer bir hizmet ve ahlak anlayışı sadece asrı saadette kalmamalı…

Güzellikler, Allah dostlarından beklenerek ‘'Ben evliya mıyım? Canım'' diyerek emri bil maruftan el ayak çekip, konu cömertliğe gelince akrabanıza bile verirken bin kere düşünüyorsanız bu noktada çokça kendinizi hesaba çekmeniz gereklidir.

Bir mümin koordinatlarını, yapabileceği boyutta ve tarzda bir hizmete doğru yönlendirerek, gerekli ahlaki açılımı da yapıp, ibadetlerden de taviz vermezse, işte o zaman Resulullah'ın ‘'kardeşlerimdir'' sözüne layık olur, bu övgüyü tam manasıyla hak eder. Hacca giden insanın da bu mücadelede eline, çok faziletli manevi bir kazanım geçmiştir. Perçinleşen iman gücünüzle, Rahman'a ulaşan tertemiz amellerinizle, kalbinize bir tohum atıldı. Bu tohumu yeşertmek ve korumak sizin elinizde…

Şeyda DAL

YORUM YAZ




Yazarın Diğer Makaleleri

Hasede Sevgiyle Dur Deyin

Haset, insanın sahip olmak istediği, arzu ederek hayalini kurduğu şeylerin başkalarında görülmesiyle hissedilen tahammülsüzlük duygusudur. Tabiatında haset duygusu ...

Peygamber Efendimiz’e (SAV)HASRETİZ

Resulullah’la aynı devirde yaşasaydım… Zaman zaman hepimizin kalbinden bu arzu geçer. Hele ashabın Efendimiz’le olan muhabbet yüklü anlarını okuduğumuzda, duyduğumu...

Temizlikle Gelen Huzur

Temizlik teferruatta kültürlere göre değişiklik arz etse de genel ilkeler açısından bakıldığında bütün milletler için ortak bir olgu, maddi ve manevi yönüyle insanı...
Tüm Yazıları