İstemeseydi Sevdirmezdi (Ali Yılmaz)

Tarih: 2008-09-11

"Adana'nın kozan İlçesinde doğdum. Ailem ortanın biraz üzerinde zengince bir aile idi. Küçüklüğümde anneannemle beraber geçen günlerimi hatırlıyorum. Ailem de büyüklerine bakan ve onlarla ilgilenen bir aileydi. Bu beraberlik gereği henüz ilkokula başlamadan, köyde dedemlerin yanında kalan, hayatından memnun, şirin bir afacandım. Köy hayatı içinde oyunlar oynayarak günlerini geçiren ve dedesinin yanında kalan enerjik bir çocuktum. Hayatta en çok sevdiğim insan dedemdi, ve ben onunla beraber oldukça mutluydum. Dedem de en çok beni severdi ya da ben öyle hissediyordum.

Köyden ayrılıp ailemin yanında Kozan'a yerleştiğimde, ilkokula da başlamıştım. İlkokul hayatında alıngan bir çocuk olup çıkmıştım. Ufak tefek meseleler yüzünden huysuzlanıyor, arkadaşlarımla uyumsuz bir hale geliyordum. Alıngan oluşum bu konuda önemli bir etkendi. Çünkü biricik dedemden ayrılmış ve daha az şımarabileceğim kendi aile ortamıma girmiştim. Ne arkadaşlarım ne de ailem, bana dedem kadar doyurucu gelmiyordu. Belki de dedemi o yüzden çok sevmiştim.

Ortaokul yıllarında ise biraz daha içine kapalı, bunu dışarıya belli etmeyen, fakat içinde yaşayan ve hisseden bir öğrenciydim. İlk yıllarım oldukça düşük notlarla geçmişti. Çünkü bu arada beni, hayatım boyunca etkileyecek, iç dünyamı darmadağın etmeye yetecekte artacak üzücü bir olay oldu: Dedem vefat etmişti... O an hissettiğim acıları şimdi de hissettiğimi söylesem yalan olmaz sanırım. Vefatından önce tedavi amacıyla Adana'da kaldırıldığı hastanede durumunun kötüleştiği bir sırada beni sayıklamış ve yanına istemişti. Donuk ve şaşkın bakışlarla yaklaştığım hasta yatağında beni öpmüş ve sevmişti. En çok sevdiğim insanı bu son görüşüm olmuştu. Vefatında gizli gizli ağlamıştım. Yani kısacası ortaokul yıllarım, dedemin vefatıyla başlayan bir sevgi boşluğu içinde geçti. Bu durum bende içi kapanmayı artırıcı bir hal aldı.

Derken kompleksli ve kendi içinde alıngan bir insan olmuştum. Kendime eziyet ediyordum. "Küçük yaşta neydi bu çektiğim iç sıkıntı Ya Rabbi" Dış görünüşümle efendi, ağırbaşlı görünmeme rağmen içinde çalkantılı bir dünyanın insanıydım. Lise yıllarımda yaklaşık aynı duygularla geçti. Yetişme şeklim, aile ortamımın pek problemli olmaması ve ihtiyaçları karşılanan, lisenin son yıllarına gelmiş bir genç olmama rağmen, her nasılsa içimde yaşadığım kompleksten hâlâ kurtulamamıştım. Ama geçen yıllar beni biraz daha olgunlaştırmıştı. Yaşadığım olaylarda en büyük etken sevgi boşluğuydu ve bu durum beni, tatminsizliğe ve boşluğa itmişti. Şu an anlıyorum o anki sevgi boşluğunun derinliğini... Bir gün eve gelince aynen şöyle hissettim: "Kimse yok, hiç kimse yok ve ben küçücük, aciz bir insanım. Bir de Allah var" Kendi kendime düşündüm. "Her şey boş, Allah (Celle Celalühu) çok büyük, varlığıyla her şeyi kuşatmış." ve "Ya Rabbi, kurtar beni boşluktan" diye serzenişte bulundum. Kendi kendime ağladım, ağladım... Bu garip bir haldi...

Yine o günlerdeydi, evet o günlerdeydi. İç alemimde yaşadığım hassasiyete bir de "aşık olmak" eklendi. Artık ben de mutlu olabilirdim, çünkü gerçekten seviyordum ve bu içimdeki sevgi boşluğuna bir cevaptı. Doyuyordum. Adeta susuzluğum diniyordu ve bende kana kana tatmin oluyordum. Meğerse ne duygusalmışım ben. Sevmek ve hissetmek ne güzel şey! Herkesin bir nebze de olsa bu konuda doymaya ihtiyacı var sanırım. Ya Rabbim, içimize sevgi ve muhabbet duygusunu verdiğin için sana şükürler olsun..

Düşündüm ki, Allah (Celle Celalühu) sevmemizi istemeseydi, sevgi duygusunu da içimize vermezdi. Derken Üniversite imtihanı geldi çattı kapımıza. Tabii ki bu duygusal ortam içinde iyi bir hazırlık yapamamıştım ve sonuçta Tokat Ziraat Fakültesini kazandım. Tereddüt, vesvese, duraklama, hiçbir şey hissetmedim. Sadece beni kendisine çeken esrarengiz bir güçtü O. İçimden ağlayasım geliyordu ve ağladım. Yıllardır beni saran sıkıntılar adeta birer birer defoluyordu. Hissediyordum, ilaç oydu.

Üniversitenin ilk senesine başlarken artık benim için de hayatımda yeni bir sayfa açılıyordu. Bu sayfanın hatalardan arınmış temiz bir sayfa olmasını istiyordum. Çünkü geçmiş, benim için duygusal çalkantılarla doluydu ve kendimi hâlâ bulamamış, sağlam bir zemine oturtamamıştım. Sevmiş, doyamamış, inanmış-yaşayamamış ve bu nedenle kendi içimde çelişkilere düşerek, duygularına set vurulmuş bir genç insandım. Biliyordum ki karla kaplı yollar bahara gidiyordu ve bu duygu ve düşünceler birgünbeni hakiki manada İslâmı yaşamaya götürecekti. Çünkü benim fıtratım ancak böyle duyabilirdi, İslâm da fıtrat diniydi.

Fakat İslâmı hakiki manada yaşamak için onu tanımak ve bilmek gerekiyordu. Ve ben bu konuda çok cahildim. Nereden ve nasıl öğrenecektim? İşte günlerim bir taraftan öğrencilik hayatımı yürütürken, bir taraftanda kafamdaki sorulara cevap aramakla geçiyordu. Arayışı olan bir insandım ve samimiydimde. Biliyordum ki yakalayacağım güzellik basit bir gerçek olmayacaktı. Ve sıradan insanların idraklerine sığmayan bir güzellik olacaktı. Çünkü herkesten daha fazla acı çektiğime inanıyordum ve dolayısıyla yakaladığım gerçekte, bu acıyı dengeleyecek kadar sağlam bir gerçek olmalıydı.

Çünkü akıllıydım, vesveseleri, şüpheleri, problemleri olan ve zor inanan, aynı zamanda araştıran bir insandım. Bütün bu sorulara cevap verecek birilerini aradım durdum. Karşılaştığım tipler ise benim sorularıma cevap vermekten öte, kendi sınırlı görüşlerini kabul ettirmeye çalışan tiplerdi. Söyledikleri doğru muydu bilmiyorum ama doyurucu değildi. Bu arayışlarım sırasında değişik mezheb ve meşreplerde insanlarla tanıştım. Pek çoğu grup taassubuyla hareket ediyor ve basit tepki ve düşünceleri taşıyordu. Oysa İslâm tekti ve Resulullah'ın şahsında en güzel şekilde temsil ediliyordu. Bunlar ise grup ve hizbi temsil ediyordular. Bana söyledikleri şeyler ilk etapta akıl engeline takılıyordu, kalbim huzursuzdu. Oysa mutlaka İslâm: Allah'ın (Celle Celalühu) ve Resulünün emrettiği şekilde yani özüne uygun, felsefî yorumlarla karışmamış, akıl kösteğiyle sınırlanmamış ve gerçek anlamda hikmet dolu olmalıydı. İşte ben bu hikmet yolunu hangi aklımla bulacaktım? Çünkü biliyordum ki, aklın meçhulden payı vardı. Daima "ya şöyleyse?"der ve beni huzursuz ederdi. İnandım ki sadece akılla iman olmaz ve sadece akılla doğru bulunmaz. Anladım ki, bu Allah'ın (Celle Celalühu) takdiridir. En azından biliyordum ki Mevlâm benim gibi arayana, mutlaka ama mutlaka yolunu bütün sadeliğiyle açacaktı, hem aklım hem de kalbim doyacaktı…

"Kur'ân-ı gerçek manada yaşayan insanların manevî olarak elde ettikleri makam, ancak Allah vergisi olabilirdi. Ve Allah (Celle Celalühu) nasib etmezse o insanı kendisine dost etmezdi." Düşüncesiyle Allah dostu insanları aramaya karar verdim. Biliyordum ki Rabbim "Bana bir adım yaklaşana, ben on adım yaklaşırım" diyordu ve biliyordum ki, Rabbim beni görüyor ve biliyordu.

Öyleyse birgün beni kendi dostlarıyla karşılaştıracaktı. Bir gün bir dergi kapağında onu gördüm. İçime ılık ılık bir şeylerin aktığını hissettim, içim huzurla doldu ve bir garip hal aldım. Evet, yerimde duramıyordum, çırpınıyordum, gitmek, görmek ve konuşmak istiyordum. Heyecanlıydım. Ümit ve korku içindeydim. Acaba konuşabilecek, onu görebilecek miydim? Kalbim çarpıyordu. Neydi? Kimdi beni bu kadar heyacanlandıran? Tereddüt, vesvese, duraklama, hiçbir şey hissetmedim. Sadece beni kendisine çeken esrarengiz bir güçtü O. İçimden ağlayasım geliyordu ve ağladım. Yıllardır beni saran sıkıntılar adeta birer birer defoluyordu. Hissediyordum, ilaç oydu. Kalbimin sesini dinledim ve gittim, gördüm, bulduğumu anladım. İçimdeki bütün fırtınalar dinmişti.

Sessiz, sakin teslim oldum...
Ali Yılmaz (Ziraat Mühendisi)


Son Eklenen Yazılar

İnanma Özelliğimiz Konforlu ve Güvenli Yaşamamızı Sağlar / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Hem dini hayatımızı hem dünyevi hayatımızı, huzurlu bir şekilde yaşamak istiyorsak Allah’ın bize bir ikramı, bir lütfu, büyük bir rahmeti olan yaratılıştan gelen in...

Seyyidler Osmanlı’nın Baştacıydı / Dr. Ayhan Işık

Şu anki görevinizden ve kendinizden biraz bahseder misiniz? Karabük Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde öğretim üyesiyim. Branşım İslam Mezhepleri Tarihi. Genel ...

Kur’ân’da Lider Toplum İlişkisi / Dr. Mehmet Tekin

Lider toplum ilişkisine geçmeden önce Kur’ân’ın olaylara genel yaklaşımı ve içeriğinden kısaca söz etmek yerinde olacaktır. Kur’ân’ı Kerîm’de genel anlamda inanç, i...