Nefs ve Siyonistin Zulmü

Nefs ve Siyonistin Zulmü

Tarih: 2008-07-10

Şenel İLHAN

Emperyalist güçlerin bizi ve tüm İslâm alemini kendi gibi düşündürüp kendisi yaşatmaya çalıştığı ve bunu da büyük ölçüde başardığı, hem artık tüm müslümanların malumu olduğu gibi, açıkça da görülen şey haline gelmiştir. Yani artık bunlar kesin olarak biliniyor ve müslümanlar bilerek veya bilmeyerek dışta emperyalistlerin ve içte de vücut ülkelerinin Marks'ı, Stalin'i veya Firavun'u olan nefsine uymuş durumda. Üstelik de sanki ruhuna ve İslâm'a uyduğundan emin olarak.

Tamam, yüzyıllardır ekonomik, siyasi, kültürel ve her açıdan sömürüldük. Ne doğru dürüst şahsiyetimiz ne de fikrimiz var, bunu biliyoruz. Çünkü onları sömürdüler, yediler yuttular. Bu tamam da yalnız, bu olaya tek boyutta bakmak değil mi, nefsimiz olmasaydı şeytan bize vesvese verebilir ve bizi parmağında oynatabilir miydi? Şeytanın adeta kardeşi olan nefsimiz ve isteklerini yok etseydik bize şeytanın gücü yeter miydi? Tabii ki yetmezdi, çünkü şeytanın insana sataşabildiği merkez nefstir. Nefs olmazsa şeytan zayıftır ve bu da ayetlerle hadislerle sabittir.

Demek ki şeytan, nefs ve istekleri olmazsa çok zavallı ve biçaredir. O zaman bu manada, şeytan zayıfsa elbette onun uşakları da zayıftır. Şimdi İslam'ı doğru anlayan, helali haramı kavrayan, nefsine düşman insanlar olsaydık, bizi değil iç ve dış emperyalistlerin sömürmesi, sömürenleri avucumuza alıp onlara İslâm'ın güzelliklerinden tattırıp içte hür, dışta hür olmaz mıydık? Velhasılı ümmet olarak, millet olarak en büyük düşmanımız nefsimizdir. Hem kendimize yazık ettik hem de bizi sömürenlere. Neden mi, ahh.. bir bilsek yanlarında komplekse düştüğümüz Avrupalının bize ne kadar muhtaç olduğunu, ahh.. Bir anlasak o garibanların bizsiz yani İslâmsız ne kadar zavallı olduklarım, işte o zaman onlara nefsimize yapmamız gereken muameleyi yapar, hem düşmanlık hem de en büyük dostluğu ederdik.

Nefsle mücadele farzdır, kafirle mücadele de... Nefsle mücadeleden maksat aslında yine nefsimizi kurtarmak ve ona gerçekleri göstermektir. Bu manada ona büyük düşmanlığın altında büyük merhamet ve dostluk vardır.

Şah-ı Nakşıbend Hz. Allah'a giden yol iki adımdır, birinci adım nefsin kafasını ezmek, ikinci adım Allah diyor. Yani burada nefsin kendisini değil menfi isteklerinin yok edilmesi kastedilir. Buna da tasavvufta "fenafillah" makamı denir. Fena ne kaba softaların sandığı gibi nefsin yok olması ne de din muarızlarının sandığı gibi Hint ve Budist Nirvanası'na benzer biçimde yok olmaktır. Her neyse, nefsimiz en büyük düşmanımızdır. Ve ne şeytan, ne Siyonist ne de bir başka ist... onunla boy ölçüşemez ki o nefs olmasaydı şeytanın, siyonistin, komünistin bize zerre kadar zararı dokunamazdı. Biz burda tabiki fiili zararı yani öldürmek vurmak gibi zararı kastetmiyoruz, fikri, kültürel, siyasi vs. zararları kastetdiğimiz de gayet açıktır. Nasıl ki ehli küfürle her türlü cihad yerinde farzsa nefsle cihad da farzdır. Nefsle cihad edip kafir cihadı terketmek haram olduğu gibi, siyonistle, münafıkla, kafirle cihad edip nefsi cihadı terketmekte haramdır. Yani ikisi de farzdır ve ikisini de yapmamız gerekir, birini yapıp ötekini ihmal etmeden. Yoksa bir farfaradır tutturduk Avrupalı, Avrupalı siyonist, mason vs. sanki nefsimizin pisliğini onlara yadsıyormuşuz ve ancak öyle rahatlıya biliyormuşuz gibi. Yani şunu demek istiyoruz, bizi sömürenlerin sömürdüklerini bileceğiz, bu konuda olmamız gerektiği kadar şuurlu ve mücadeleci olacağımız gibi içte de nefsimizin ruhumuzu sömürdüğünü ve bu eylemiylede hem dünyamızın, hem ahiretimizin büyük tehlikede olduğunu bileceğiz. Hem de kedinin ciğeri bildiği gibi değil, insanın bildiği gibi, yani bildiğini de bilerek.

İlmiyle amel etmeyen âlimleri düşününüz. Onlar nefsi ve ona uymamak gerektiğini detaylı bir şekilde bilirler. Camilerde konferanslarda, kitaplarda, gazetelerde anlatırlar, "nefse uymayalım, bizim en büyük, düşmanımızdır" gibi lafta kalan icraatlarıyla konuşurlar, yazarlar, söylerler bu hep böyle süre gelmiştir, ve en çok nefse uyan da yine onlar olmuştur.

Tıpkı dış düşmanlarımız olan emperyalistlerin, Siyonistlerin bizi sömürdüğünü bildiğimiz halde, lafta kalan ümmet olarak, icraatlarımızı, ilmiyle amel etmeyen âlimin icraatlarına benzetsek abes olmaz sanırım. Daha açığı, biliyoruz, herkes biliyor emperyalistleri de, şeytanı da, nefsi de. Ama olması gerektiği gibi icraat, yapılması gerektiği gibi cihad yapıyor mu? Tıpkı fasık âlimlere dönmedik mi? Bilmenin yeterli olmadığını hala anlamadık mı? Emperyalistlerin bize sunduğu mobilyayı kullanıp, verdiği donu giyiyoruz. Onların yaşam biçimlerini muasır medeniyet seviyesine çıkmaktan dem vurarak taklit ediyor, onlar gibi yaşıyor, onlar gibi düşünüyoruz.

Hiç olmazsa biz aydınlar artık anlayalım, çünkü iş aydının anlamasında. Avamın anlamasını beklemek için ne ömrümüz ne de sabrımız var. Neyi mi anlamak, aydın neyi mi anlasın? Bu ruhu can çekişen, kalbi ağlayan müslüman kardeşlerimizi kurtarmak için bizim yani aydın geçinenlerin yapacak hiçbir şeyi yoktur. Allah rızası için artık anlayın ve oyalamayın, ne kendinizi ne kimseyi...


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...