Ehli Tebliğin ve İslamı Anlatanların Kaderi

Ehli Tebliğin ve İslamı Anlatanların Kaderi

Tarih: 2008-07-10

Şenel İLHAN

Biraz sonra okumak zorunda kalacağınız şeyleri okumanıza sebep olduğum için önce hemen sizden özür dilemek istiyorum. Özrüme sebep olan, istemediğim ama yazmak zorunda kaldığım şeyleri, kalemim titreyerek te olsa yazıyorum. Kalemim titreyerek diyorum, çünkü gerçekten kalemim titriyor. Ama siz okuyucularıma okumaya layık olmadığınız şeyleri hatta gerçekten dedikoduyu andıran şeyleri yazacağım için titriyor. Ama kalemim de titrese, nefsim "yazma" diye de kükrese yine yazacağım. Çünkü biliyorum ki yazmalıyım ve mutlaka okuyucu kardeşlerimi uyarmalıyım. Neden mi? Okuyucumuzu, niyetinin ne olduğunu bilemediğimiz kaba cahilin sözüne kanmaması ve ham softanın da lafı yanına kalmaması için.

O yüzden kıymetli kardeşlerim. Allah (CC) için hakkınızı helal edin ve istemeyerekte olsa okuyun, göreceksiniz. Bakın, bize hak verecek hatta bazılarınız bize dualar edip destekleyeceksiniz, eminim, hemde çok emin.. Her neyse sözü uzatmayalım. Hani ilk sayımızdaki "sunuş" yazımızda şöyle demiştik "Allah'ın (CC) kendini gördüğünü, duyduğunu bile bile utanmadan iftira atan, hakkımızda dedikodular çıkartan, hatta köy köy dolaşanlar çıkacaktır." Şöyle de demiştik; "biz ne övenin övmesine ne de yerenin yermesine aldırmadan yolumuza devam edeceğiz" diye. Öyle de yapacağız, hiç ama hiç şüpheniz olmasın. Ama bakın, bir grup ham softa ve kaba cahil, akılları sıra bizi caydırmak için neler yapmışlar.

Hakikaten bir ellerinde dergimiz, öteki ellerinde iftira listeleriyle köy köy dolaşıp, aman kimlere kimlere, münafıklığımızı, Allah (CC) korusun münkirliğimizi, aman daha nelerimizi, nelerimizi anlatmışlar. Kimi Sivas'ın şu köyüne dere tepe demeden, kahramanca yılmadan ama hiç yılmadan gitmişler, kimi Ankara'nın falanca kahvesine, kimi de İstanbul'un bilmem hangi semtine ve "Almayın, almayın onların dergilerini" diye dolaşmışlar. Hemde gülünç ki ne gülünç, üstelik de bunları cihat ettiklerini sanarak yapmışlar. Hem de sıkılmadan kahramanlarımız nefis ve şeytan adına çok fazla gayretli ve çok fazla işgüzarlık yapmışlar. Hem de vird çekerek, hatme yaparak Allah'ın (CC) onları gördüğünü duyduğunu bile bile, rahatsız bile olmadan, huzursuzluk dahi duymadan yalanlar, iftiralar almışlar.

O yüzden ki dergimizin ilk sayısında çok fazla hem de haketmediğimiz zorluklarla karşılaştık. Kim bilir belki daha da beter, çok daha beter zorluklarla karşılaşacağız. Bu ehl i tebliğin veya islam'ı anlatanın kaderi galiba. Hatta galibası fazla, kaderi çünkü tarihi, islam tarihini okuyanlar görecektir ki, böyle, ham softalar neler çektirmişler Gazalilere, Muhyiddin-i Arabilere daha kimlere. Biz kimiz ki? Haydi onları anladık, veli idiler. Allah (CC) dostlarıydı, büyük insanlardı. Ya biz? Bizimle, neden uğraşıyorlar, onu anlayamıyoruz. Galiba saflar bizi de evliya sanıyor. Haset ya bu..

Ne yapsınlar, ellerinde değil, dayanamıyorlar. Her neyse, bizi veli sanıyorlar böyle yapıyorlar da ya veli olsak ne yaparlar siz düşünün. Ama hemen şunu demeden de geçemeyeceğim. Allah'a şükür dergimiz çok sevildi, ummadığımız biçimde teşvik ve tebrik aldık inanın, yalnız, İzmit'ten komik bir eleştiri aldık o kadar. Bu, dergimizin hatasız olduğunu söylediğimiz manasına alınmamalı, öyle değil, elbette hatalarımız vardır, ama İslam'daki hoşgörü bu tür şeyleredir. Allah (Celle Celalühu) hepinizin, hepimizin yar ve yardımcısı olsun. Bir daha sizden özür dileyerek ve hakkınızı helal etmenizi umarak, kendilerini "sofi" sanan ama inşaallah yazımızla, kim bilir pişman olacak olan FEYZ muarızlarına seslenmek istiyorum.

Kardeşler!.. Siz şeytani neşriyatları okumuyor musunuz? Her muzır neşriyatı okurken evliyalardan, hocalardan izin mi alıyorsunuz? Sonra bizim izin almamız gereken yerlerden izin almadığımızı nereden biliyor ve izin aldığımız halde böyle yaygaralar koparan size, izin almadan dergiyi çıkarıp güvenebileceğimizi mi sanıyorsunuz. Biz, tanıdığımız bildiğimiz tüm değerli hocalarımızın bizzat huzurlarında veya telefonla, hem fikirlerini hem izinlerini aldık. Buna da şahit kendileridir. İster inanın isler inanmayın. Allah da şahit, kulları da. Ne yapmak istiyorsunuz, "dergimiz çıkmış" diye alıp bağrımıza basmak varken, ham softa ve kaba yobazlaşıp milyonlarca ihlaslı, temiz müslüman kardeşlerimizin dört gözle beklediği ve "artık bizim de sesimiz çıkıyor" diye bağırlarına bastıkları Feyz'e, Feyz'imize tekme atıyor, sırt çeviriyorsunuz. Bu eylemini sürdürenlerin büyük vebal altında olduğunu bilmiyor musunuz? Feyz de kapanırsa arlık hiç kimsenin bir daha dergi çıkarmaya cesaret edemeyeceğini, en azından ancak yıllar sonra denenebileceğini bilmiyor musunuz?

Vallahi sizin varlığınız kötü örnektir, Sadat-ı Kiram sizden hoşnut mudur şimdi? Hoşnuttur diyorsanız, sizin sadatınız kim? Şah-ı Nakşibend silsilesi olamaz, olsa olsa sadatınız da üstadınız da sizsiniz, yani kendiniz, nefsiniz. Şu her ağzınıza geleni söyleyebilir, herkese istediğiniz gibi atar tutarmıyız sanıyorsunuz kendinizi? Hayır!.. Artık yok..

Biz Feyz'i kafanızı değiştirmek, dilinizi büzüştürmek için çıkarttık. İlk sayımızı ve sunuşumuzu hatırlayın, bunları yapacağınızı zaten biliyorduk ve sizden korkmuyorduk. Yeminle söylüyorum sizin devriniz bitti, bitti kaba yobazlar. Artık kültürlü, bilgili, aydın bir tasavvufi gençlik var. Bunu Feyz dergisine yağan yüzlerce mektup susmayan telefonlarla anladık. Bittiniz, bittiniz... Belli bizi de bitirirsiniz, vallahi önemli değil.

Çünkü öyle kültürlü ve bilgili bir gençliğimiz var ki daha ne feyzler çıkarırlar bilseniz, ahh bir bilseniz. Kötü örnek oluyorsunuz, kötü. Tasavvufun yanlış bilinmesine sebep oluyor, binlerce temiz müslümana da kötü örnek olup onları tasavvuf düşmanı yapan da siz oluyorsunuz, evet siz Abdülkadir Geylani'yi, Yunusu, Rabia'yı hint ve yunan mistikleri gibi tanıttıran yine sizsiniz. Zaten münafık ve basiretsizlerin, tasavvufu Hint ve yunan mistisizmine benzettikleri bu zamanda, tavırlarınızla o Allah düşmanlarına delil oluyor, güç oluyorsunuz. Bu da kesin cahilliğinizdendir. Allah'a şükür sesiniz çok, sayınız az kestik mi sesinizi, tüm ümmeti Muhammed veli arayacak, tasavvuf diyecekler, ama sizden korkuyorlar. 15.Asır kıyafetleriniz bir kucak sakalınızla sünnet bile olmayan garip görüntünüz, alim edalı ukalalığınızla sadece sofilere mi herkese çektirdiniz herkese. Ya gidin ya da bırakın, aramıza katılanlar size benzemesin ya da artık münafığı kafiri bırakıp müslümanla uğraşmayın, bizimle de uğraşmayın. Hem ayıp hem günah hem anlamsız, hem de açık söyleyeyim bize gücünüz yetmez Neden mi? Allah varda ondan!.. Allah var ve biz O'na inanıyoruz, sizin gibi Allah kavramına değil, O'nun varlığına inanıyoruz. Bu O'nun gördüğüne, duyduğuna, kudretine vs. inanmak demektir. Ne o, siz de mi inanıyorsunuz yoksa Allah'ın gördüğüne, duyduğuna? Tabi.. Tabi.. İnanıyorsunuz ama bu nasıl imansa ben anlamıyorum, siz anlıyor musunuz?

Görmüyor musunuz "Allah" diyen, demeyene nazaran ne kadar az, bir kaç hizmet eden var tasavvuf kapısında. Onu da ezerseniz, susturursanız ne olacak, bilmiyor musunuz? Biz masum değiliz, hata ederiz, günah işler, tövbe ederiz. İslamda ve dört mezhepte ancak peygamberlerin masum olduğunu duymadınız mı? Bizlerde peygamberler gibi ismet sıfatı görmek istemek, bilerekse küfür, bilmeyerekse ahmaklıktır, üstelik söylediklerinizin hepsinin yalan olduğunu da biliyor ve açıkça iftira ediyorsunuz.

Size sesleniyorum sahte dervişler!

Allah'tan (CC) korkun. O var ve sizi de bizi de görür, duyar ve Rabbimiz bir hadis-i kudside bakın ne buyuruyor: "Ey kullarım ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da haram kıldım, o halde birbirinize zulmetmeyin" (337). Bir başka hadisi kudside de; "İzzet ve celalime andolsun ki dünyada da ahırette de zalimden intikam alacağım ve andolsunki yardım etmeye gücü yettiği halde mazlumu görüpte yardım etmeyen kimseden de intikam alacağım" (341).

Şimdi elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Bizi tanımıyorsunuz bile, çoğunuz hiç görmediniz, üstelik hakkımızdaki delilleriniz hep -miş'li, mış'lı" şeyler ve gözünüzle gördünüz ne de emin birinin "-mışını" duydunuz. "Allah'tan (CC) korkun ve size bir fasık haber getirirse araştırmadan inanmayın, sonra bilmeden bir millete fenalık edersiniz de yaptığınıza pişman olursunuz" (342) ayetini de unutmayın. Bir fasık ve fitne, bir tutam "mışlarla" zırvalamaya kalkarsa dinlemeyin, engel olun. Engel olmazsanız ona yardım etmiş olursunuz. Bakınız bir hadis-i şerifte Resulullah (SAV) ne buyuruyor; "Kim zalime yardımda bulunursa Allah (CC) o zalimi ona musallat eder" (343). Bir başka hadiste "Kim yardımda bulunmak için bir zalimle zalim olduğunu bildiği halde yürürse, islamiyetten çıkmış olur' (344).

İnşallah artık anlamışsınızdır ve Allah'tan (CC) O'nun veli kullarından başka yardımcısı destekçisi olmayan bize, Feyz mensuplarına sataşmayın. "Hayır, hayır taktık kafayı size, sizinle uğraşacağız" derseniz, derim ki siz bilirsiniz elinizden geleni yapın ama şu hadisi kudsiyi de hatırlayın; "Kendisine benden başka yardımcısı bulunmayan kimseye zulmedene gazabım şiddetlenmiştir" (339).

İşte Ey nasıl hitap edeceklerimden emin olamadıklarım. Aklınızı başınıza alın. Bir avuç ama sadece bir avuç olan siz, siz softalar, milyonlarca temiz tasavvuf erbabı veya tasavvuf erbabı olmayan müslüman kardeşlerimize, varlığınızla kötü örnek olarak, fanatik, tutucu, gerici ve yobaz tanıtmaya ve onlara ve tüm müslümanlara zulmetmeye hakkınız yok. Temizlenin ve anlayın. Hem kendinizi hem tüm müslümanları yakmayın...

Anlayana bu kadarı yeter de artar, anlamayan da ancak kendini cehenneme, atar.

Allah'a (CC) emanet olunuz.

KAYNAKLAR :

337 - Sahihi Müslim, Tirmizi, İbn-i Mace: Ebu Zer (RA)'den.
339 - Taberani Fis Sagir ve'l-Avsat: Hz. Ali (RA)'dan
341 - Ebu Şeyh Muhammed bin Yahya
342 - Hucurat: 6


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...