Sahabedeki Ahlak Anlayışı ve Günümüz Müslümanının Gözünden Kaçanlar

Abdulkadir Yılmaz

Tarih: 2008-06-10

Dünyanın hemen her yanı insanlık adına yürek parçalayıcı bir manzara arz ediyor. Bu manzaranın en üzücü yanı ise şüphesiz ki insanlığı içine çeken kötü ahlak anaforu...

Bu anafordan nasıl çıkılacağından beşeri sistemlerden hiç biri öneri bile getiremezken müslümanların ümitleri ise tekrardan yeşeriyor. Allah (Celle Celalühu) ve sevgili habibinin (SAV) müjdeli haberlerinden hız alarak, aşkla, şevkle insanlığı asr-ı saadetin güzel günlerine getirmeye çalışıyorlar. Çünkü müslümanlar asr-ı saadette pratiğine şahit oldukları saadet günlerinin yabancısı değildir. Şimdi niye olmasın diyorlar. Yeter ki çözüm görülebilsin...

Evet, yeter ki Resul-ü Ekrem efendimizin, etrafındaki insanları destanlaştıran, kahramanlaştıran eğitim metodu tekrardan yakalanabilsin. Bu meyanda özellikle müslüman cemaatlerin söz sahibi kişilerine çok iş düştüğü ortada... Hem kendilerine, hem de cemaat mensuplarına iyi muhasebe yaptırmak durumundalar. Bugün günümüzde kılınan namaz, asr-ı saadet günlerinin namazına, tutulan oruçlar o günlerin oruçlarına benziyor ama sadece şekil olarak, batın olarak ise o ibadetlerden fersah fersah uzaklardayız. Yine bugünde alimlerimiz, fakihlerimiz, hocalarımız var. Allah için söyleyelim, ilimleri ile amel etmede sahabeye ne kadar benziyorlar? Ahlak olarak ashabı yakalamak çabası, onları ne kadar yoruyor.

Genelleme yapmadan konuşuyorum. Bugün riyakar bir alim, cimri, haset bir hoca bulmak mümkünken o kutlu zamanda riyakar, haset, cimri bir sahabeyi asla bulamazdık. Bunlarla alimlerimizi, hocalarımızı veya müslümanlarımızı karalamak düşüncesinden Allah'a sığınırım. Maksadımız, Resulullah'ın eğitimde çok dikkat ettiği fakat bizim gözümüzden kaçırdığımız en hassas noktaya ve Peygamber efendimizin eğitim metodundan kayış neticesi ulaşılan kötü akibete, bu kayışın acı ürünleri olan ahlaksız müslüman örneklerine dikkati çekmek istiyorum. O kadar. Bunun nedenlerine gelince, müslümanların ahlaken bu kadar zayıflamalarında, sahabe zamanından bu zamana kadar geçen sürenin uzun olmasının payı olduğu gibi, zamanımızın çok bozuk olmasının da payı var. Bunlar bizim dışımızda oluşan şeyler. Bunlara karşı bir şey yapamazdık. Bizim sorumluluğumuz altına giren kısım ise eğitimsizliğin bunda payının ne olduğu. Etrafımızdaki müslümanlara bakarak bilgisizliğin payının daha çok olduğunu ve bu hususta bilenlere çok iş düştüğünü görebiliriz.

Mesela, sahabe zamanında, birisi dahi ihmal edilmeyen 54 farz günümüzde gerek uygulanma zorluğu nedeniyle, gerekse ihmal edilmek nedeniyle unutulur oldu. Sadece 32 farz meşhur kaldı. Müslümanlar, çocuklarına 32 farzı ezberletmekle kifayet ediyorlar. Çevrelerince ve kendilerince iyi müslüman bilinen kişilerin birçoğu; yani namazında, niyazında müslümanların büyük bir kesimi 54 farzı duymadan ve uygulamadan ömrü hitama eriyor. Bu şekil 5 vakit namazını kılan müslüman kendini kurtulmuşlardan gördüğü gibi, daha ileri giderek alim kesiliyor. İslâmı gerçek manada anlayabilmek ve yaşayabilmek için tasavvufu çare gören üstün himmetli, akıllı kişilerin yolları üzerine harami gibi oturuyor. Bu tür insanlardan sadır olan "fazla derine dalmak iyi değildir. Üşütürsün" veya "uçacaksın birader" laflarına sanırım günlük yaşantımızda rastlayanların sayısı az değildir. Kendisine bu tür hitapta bulunulanlara müjdeler olsun!..

Evet şuurlu müslümanı bu tür şeyler kendi hesabına üzmez ama bu tür düşünce yapısına sahip insanların çokluğundan, İslâmiyetin saptırılarak nerelere çekilmiş olduğunu gördüğünden, hizmet ve cihadın güçlüğünden dolayı müslümanlar adına üzülmekten de kendini alamaz. İşimiz zor. İslamda günahların yalanla, gıybetle, zina ve içkiyle bitmediğini artık anlamak ve sadece bilgisizliğinin kurbanı olan büyük bir müslüman kesime anlatmak lazım. Müslümanlara cimriliğin, kibirlenmenin, riyakârlığın, ucubun, tevekkülsüzlüğün zinadan, içkiden farkı olmadığını, bunlara gösterdiği titizliği kalp marazlarına da göstermesi lazım olduğunu, birlik ve beraberliğin tesisinin ancak güzel ahlâklı müslümanların sayılarının çokluğu ile kurulabileceği gerçeğini kabul ettirmek lazım.

İmam-ı Gazali (Radıyallahü Anh) İhya'da "Bu zamanda kalp marazları ile uğraşan âlim kalmadı, bunların sohbetini eden alimin yüzüne bakmak ibadettir." buyuruyor. Ümidimiz yüzüne bakması ibadet olan bir nesilin yetişmesinde Rabbimizin izni, Salih kullarının himmetiyle çaba sarfedebilmektir. Evet... 54 farzın içine giren, bilmiyenlerin çok olduğu, bilenlerinde uygulama zorluğu nedeniyle bilmezmiş, görmezmiş gibi olduğu kalp marazlarıyla mücadelede ve bu farzların günlük hayatımıza kazandırılmasında TASAVVUF, en müessir bir çare olarak karşımızda duruyor.

Şimdi, gözardı ettiğimiz farzlarla, meşhur olarak işlediğimiz farzlar arasında ne kadar önem farkı vardır; Âyet ve hadis-i şerifler ışığında mukayesesine çalışalım: Şüphesiz bilindiği gibi imandan sonra en önemli farz namazdır. Bir hadis-i şerifte; "Namaz dinin direğidir. Namazı terkeden dinini yıkmış olur." (1) buyuruluyor. Bir başka hadiste de "Haset edenin dininin üçte ikisi gider" (2) veya "Haset iyi amelleri yok eder." (3) buyurularak hasedin günahının ve zararının namazı terketmekten hiçte az olmadığına dikkat çekiliyor.

İsterseniz şimdi de haram yiyenle riya yapan kimseyi kıyaslayalım. Bir hadis-i şerifte: "Allah-u Teâlâ'nın Beyt-ül Makdes üzerinde bir meleği vardır. Derki; haram yiyenden Allah-u Tealâ razı olmaz. Onun ne farzını ne de sünnetini kabul eder." (4) buyruluyor. Bakıyoruz, haram yiyince ibadetlerimizin hepsi iptal olmuş. Ne kötü bir durum... Peki, riya yapacak olsak halimiz bundan daha mı iyi olur ? Bunun yorumunu, aşağıdaki hadis-i şerifle sayın okurlarımıza bırakalım. "Allah-u Tealâ, içinde bir zerre riya bulunan ameli kabul etmez." (5)

Devam ederek zekat gibi meşhur bir farzla kibirin zararını kıyaslayalım: Zekatını vermeyenler bir hadis-i şerifte şöyle ikraz ediliyorlar. "Altın ve gümüşü olan insanlar, zekatlarını vermezlerse her birinin göğsüne öyle kızgın şiş vurulur ki arkalarından çıkar. Dört ayaklı hayvanı olup ta zekat vermeyene kıyamet günü bu dört ayaklı hayvanları musallat ederler ve baş ve boynuzları ile vurup, ayaklarının altına alırlar. Hepsi üzerinden çiğneyip geçer. Sonu gelince, en önce geçen ikinci döner ve yeniden ayağı altına alır. Tekrar, hepsi üstünden geçerler. Bütün haltın hesabı görülünceye kadar devam eder."(6)

Kibirlenenlere gelince onlar da şöyle ikaz ediliyorlar; "Kıyamet günü kibirli olanları, Allah-u Teâlâ'nın indindeki küçüklükleri ve hakirlikleri bakımından, insanların ayaklan altında kalmış karıncalar gibi yaparlar." (7) veya "Kalbinde hardal tanesi kadar kibir olan cennete giremez" (8)

Evet, bu şekilde kıyaslamalarla zina edenle gıybet edenin, içki içenle cimrilik edeni, yalan söyleyenle amelini beğeneni zarar açısından karşılaştırmaya devam edebiliriz. Ama netice, kendi hesabımıza yıllarca ihmal ettiğimiz farzlarla tanışmak, Hz. Ömer'i ağlatan nifak korkusunu kafalarımızdan ve kalplerimizden ne kadar uzaklaştırmış olduğu hakikati ile karşılaşmak olacaktır. Kendimize gelelim ve asırlarca mutasavvıfların, üzerine titizlikle eğildiği ve o kurumlarda çevresinin arandığı farzları şimdide ancak Peygamber varisi Mürşid, Veli Allah Dostlarının hocalık yaptığı tasavvuf mekteplerinde bulabileceğimizi ve uygulama safhasına sokabileceğimizi idrak edelim.

Vakit geçirmeden tedaviye geçelim.

Kaynaklar
1. İhyau Ulûmi'd-din, İmam Gazali, c. III, s. 254
2. İhyau Ulûmi'd-din. İmam Gazali, c. III, S. 254
3. İhyau Ulûmi'd-din. İmam Gazali, c. II, s. 81
4. Ahmet bin Hanbel - Müsned
5. Buhari ve Müslim
6. İhyau Ulûmi'd-dîn, İmam Gazali, c. III, s. 290
7. İhyau Ulûmi'd-din, İmam Gazali, c. III, s. 289

Abdulkadir YILMAZ


Yazarın Diğer Makaleleri

Yeter Artık Birleşmeliyiz...

Kur’ân ve hadis-i şerifler göstermektedir ki İslam dini kâmil mükemmel bir dindir. Eksiksiz bir şekilde tamamlanmıştır. Bu anlamda uzuvları tamam olan bir insana be...

Hadis-i Şerifleri Şüphe Denizinde Boğmak…

Altın arayanların birkaç gram altın elde etmek için tonlarca dere kumunu elekten geçirdiklerini belgesellerde ve hatta filmlerde çok izlemişizdir. Neticede elde edi...

En Kutlu Sefer “Hac”

Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi, elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâbe’dir. Onda apaçık deliller, Makam-ı İbrahim ...
Tüm Yazıları