Güncel Konularda Çeşitli Fetvalar-II

Tarih: 2008-06-10

SORU : İnsanların bazıları derler ki "bu zaman tarikat zamanı değildir, hakikat zamanıdır" siz bu hususta ne dersiniz?

CEVAP: Hakikat yolu tarikattan geçer; şeriat, tarikat, hakikat ve marifet birbirine bağlıdır. Bunları birbirinden ayırmak veya ayrı olarak düşünmek, fikri sapıklık içinde bulunanların düşüncesidir. (Mehmet Emre - Fetvalar s. 35, 1. Cilt)

SORU : Tasavvuftaki mürid ile mürşid arasında yapılan ahdin dini bir dayanağı var mıdır?

CEVAP:Tasavvuf yolunda kemal sahibi olmak dileyen bir mürid, mürşid-i kamil'den kendisine ders vermesini istediğinde, şeyhinin ondan ahid almasının sarahat veya işaret yolu ile dini dayanağı vardır. Şöyle ki: Peygamber (S.A.V.) hudeybiye de ashab-ı Kiram ile "Bey'at-ur Rıdvan" da onlardan ahid almıştır. Cenab-ı Hakk buna işaret buyurarak "Gerçek, sana bey'at edenler ancak Allah'a bey'at etmiş olurlar. Allah'ın eli, onların elleri üstündedir..." (Sûre-i Fetih, 10)

"Karşılıklı muahede yaptığınız vakit Allah'ın ahdini yerine getirin. Sapasağlam yaptığınız yeminleri bozmayın..." buyurmaktadır. (Sûre-i Nahl, 91) Peygamberimizin Buhari'deki bir hadislerinde, erkek sahabelerle olan, bey'atı şöyle açıklan¬ makta: "Hiçbir şeyi Allah'a ortak tutmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendinizden uyduracağınız hiçbir yalanla (kimseye) iftira etmemek, maruf olan hiçbir işte isyan etmemek üzere bana bey'at ediniz." (Sahih-i Buhari, C. 1, s. 10) Kadınlarla olan bey'atı da he- men hemen bu ifadeleri taşımaktadır. "Bir de kocalarınızın malını (sormadan) almayınız" ziya- desi vardır. Utbe bin Abd (Radıyallahü Anh) "Ben, Resulullah (S.A.V.) ile yedi bey'-atte bulundum. Beşi taat, ikiside muhabbet üzerine olmuştur." demektedir. (Hakayık arıi'l-Tasavvuf, s. 56) Bu beyanlar, tasavvuf yolunda mürid ile mürşid arasındaki ahidleşmenin dayanağını teşkil etmektedir. (Mehmet Emre - Fetvalar, C. 2, s. 142)

SORU : Bir kimse, camide, farzı kendi başına kılmak için namaza başladıktan sonra, bu namaz cemaatle kılınmaya başlansa, kendi başına namaz kılan, başladığı namazı bozacak ve imama uyacak, diyorlar, bu doğru mu?

CEVAP: Namaz bozmayı mubah kılan bir sebep veya özür olmaksızın, başlanmış bir namazı bozmak haram ise de sualinizde anlattığınız şekil, eski bir camiyi yenilemek için yıkmak kabilinden bir hareket olmakta ve namazı bozup imama uymak müstehap bulunmaktadır. (Mehmet Emre - Fetvalar, c. 1, s. 634)

SORU : Bazı kimseler gerek dağlardaki "türbe" dedikleri taş yığınlarına, gerekse büyük zatların kabrine ziyarete giderler. Adak olarak horoz keserler, çaput bağlarlar, çocuğu olmayanlar çocuk isterler ve hastalıklarına şifa isterler. Bu hususun dinimizde ki yeri nedir?

CEVAP: Bu gibi adetlerin dinimizle bir ilgisi yoktur. Kabir ziyareti ölüye selam verip onun ruhuna bağışlamak üzere Kur'ân-ı Kerim okumaktan ibarettir. Ölen bir kimseye adak yapmak yoktur. Adaklar Allah namına adanır ve yerine getirilir. Adanan şeyin, ibadetler arasında bir benzeri bulunmalıdır. Tavuk ve horoz kurban etmek, mecusilerin adeti olup İslâmiyet'te yasaklanmıştır. (Büyük islâm İlmihali, c. 7, mad. 3)

SORU : Kaza namazlarını kılarken "ilk önce geçirmiş olduğum şu vaktin veya en sonra geçirmiş olduğum şu vaktin namazına" diye mi niyet edeceğiz?

CEVAP:Her iki niyet şekli de caizdir. Fakat en son kazaya kalmış namazlardan başlamak daha münasiptir. Zira, olgunluk devresinde kazaya bırakmış olmaktadır. Küçük yaşta işlenilen hata ile olgunluk çağında yapılan günahın arasında fark vardır. Bu sebeple günahı çok olan bir işin telafisine çalışmak daha münasip olur. (Mehmel Emre - Fetvalar, c. 1. s. 68)

SORU : Bir kimseye hakim veya herhangi bir şahıs "yemin eder misin?" dese o da yemin ederim dese ve fakat "Vallahi'' ve benzeri bir yemin lafzasını konuşmasa yemin etmiş sayılır mı?

CEVAP:Evet, yemin etmiş sayılır. Yemin etmekte yaygın olan ve çokça kullanılan lafızlar "Vallahi, Billahi, Tallahi" gibi kelimelerdir. Fakat hepsi bunlardan ibaret değildir. 'Yemin ederim, şehadet ederim, and ederim, Allah-u Tealâ ile ahd-u misakım olsun"gibi lafızlar da yemin sayılır. (Mehmet Emre • Fetvalar, c. 1, s. 550)

SORU : Mevlüt okumak nedir? Duyduğuma göre "bid-at-i hasene" diyorlar. Bunun izahını yapar mısınız?

CEVAP: Efendimizin sıfatlarının öğrenilmesi, kemalatının dile getirilmesi gibi ulvi bir düşünce ile okunursa ve bir ticaret metaı haline getirilmezse güzel görülür. Bid'at olan onun pazarlık ve ticaret vasıtası haline getirilmesidir, yoksa sadece okunması değildir. Hem bid'atın hasenesi mi olur? "Her bid'at delalettir" hadisi şerifi karşısında düşünecek olursak sapkınlığa sebep olan bir hususun "hasene" ile sıfatlanması doğru olmaz. (Mehmet Emre - Fetvalar, c. 1, s. 273)

SORU : Bir kimse, canı istediği zaman Hanefi mezhebine, dilediği zaman diğer mezheplerin hükümlerine göre hareket edebilir mi?

CEVAP: Edemez. Taklitte bir imamı tercih etmesi gerekir. (Mehmet Emre, c. 1, s. 140)

SORU : Hanefi mezhebine mensup bir mümin, şafii imamın arkasında namaz kılabilir mi? Kılması caiz ise muktedinin neye dikkat etmesi lazımdır?

CEVAP: Hanefi mezhebine mensup bir şahıs şafii mezhebine veya diğer hak mezheplerden birine mensup bulunanan bir imama uyabilmesi için, hanefi mezhebine göre abdesti bozan bir şeyin o imamdan sadır olduğunu görmemesi gerekir. Bir de şafii mezhebindeki bir imam, sabah namazının ikinci rek'atında rukûden kalkıp da secdeye varmadan önce ayakta bulunurken kunut'u okuduğu sırada hanefi olan şahıs elleri yan tarafa sarkılmış olarak bekler. İmam, dua okumayı bitirip secdeye giderken onun ile birlikte secdeye varır. (Mehmet Emre • Fetvalar, c. 1, s. 215)

SORU : Kadınların tırnaklarına sürdükleri oje gusle mani midir?

CEVAP: Oje, kına gibi sadece deride renk yapan bir madde değil, tırnak üzerinde donan ve tabaka teşkil eden bir solisyondur. Bu madde altına suyun işlemesine engel olduğu için gusle manidir. Bir kimsenin tırnağındaki oje temizlenmeden yapacağı gusül ile cunüplükten kurtulması mümkün değildir. (Mehmet Emre - Fetvalar, c. 1, s. 46)

SORU : Çocuklara veya herhangi bir yere, nazar boncuğu takmak caiz midir?

CEVAP: Nazar boncuğunu takmak kesinlikle haramdır. Cahiliye döneminden devam eden, anlamsız bir âdettir. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyuruyor; "Allah, nazar boncuğunu takan kimsenin işini tamamlamasın." (Ebu Davud, Nesai, Tırmizi) (Halil Gönenç • Fetvalar, c. 2, s. 159)

SORU : Hayızın müddeti konusunda bilgi verir misiniz?

CEVAP: Hayzın en az müddeti, üç gün, üç gecedir. Zahirü'r rivâye böyledir. Tebyîn'de de böyledir. Hayzın en çok müddeti ise on gün, on gecedir. Hulâsa'da da böyledir. Hamile kadın hayız olmaz. Ancak, hayız müddetinde görülen kanlar, hayız kanı sayılır. Hayız müddeti içinde birgün kan görüp, dokuz gün kan görmeyen veya iki gün kan görüpde daha sonraki günlerde temiz olan bir kadın için, İmâm Muhammed (Radıyallahü Anh)'in İmâmı A'zam (Radıyallahü Anh)'dan rivayet ettiği "Hayız temizlikle başlamadığı gibi, temizlikle de bitmez" kavline göre "hayızlıdır" denilemez.

Yani, bir kadının, hayızlı sayılabilmesi için, en az on beş gün kan görmemesi gerekir. İki kan arası on günü geçmez ise, temizlik zamanıda, kan görüldüğü zaman da hayızlıdır. Bu durumda, kanın ilk defa görülüyor olması ile adet olmuş olması arasında, bir fark yoktur. Şayet, iki kan arası, on günü geçerse; bu durumda, henüz ilk adet gören hakkında, bu halin on günü, hayızdır. (Fetavayi Hindiyye, c.1, sh.130)


Son Eklenen Yazılar

Anlamayı Anlamak / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Anlamak nedir, iman nedir? Bir insan nasıl anlar, bilmekle anlamak aynı şeyler midir? Bunlar çok önemli konulardır. İnsan aklıyla bilir ama bilmek anlamak değil...

Din Hasrettir / Dr. Metin Serimer

Din, dünyadır; din, ahirettir. Hangisi ihmal edilse, eksik algıdır, gayrete dokunur. İnsan dünyada adalet ister, en güzelini ahirette bulur. Merhamet ister, en güze...

Hz. Peygamber’in Komutanlığı ve Yetiştirdiği Komutan Sahabiler / Prof. Dr. Ali Bakkal

Asr-ı Saadet dönemi savaşlarını saymak gerekirse Bedir, Uhud ve Hendek Savaşlarının özellikleri nelerdi? Bu savaşların getirdiği tecrübeler vardı hiç şüphesiz. En ö...