Nikah ve Nikah Tazelemek

Tarih: 2008-06-10

Dergimizin 1. Sayısında Elfaz-ı Küfürkonusunun öneminden özellikle, üstüne basarak bahsettik. Elhamdülillah, bu çok önemli konunun okuyucularımız tarafından ciddiye alındığını, bize ulaşan mektuplardan anladık. Bu arada aynı konu üzerinde eleştiriler aldığımız da oldu. Onları da bu meselede istediğimiz dikkati toplayabilmeyi başardığımızın belgesi olarak değerlendirmekteyiz. Bazı okuyucularımız da; "tamam, elfaz-ı küfür söyleyenin iman ve nikah tazelemesi lazım, imanımızı tazeledik; nikah tazelemeye gelince, camilerde geleneksel olarak cuma akşamları istiğfarla birlikte topluca kıyılan nikahlarla, küfür söz söyleyerek nikah akdi bozulan kişilerin nikahları tazeleniyor, şer'an bu yeterli değil" diyorsunuz. "Peki, o zaman nasıl nikah tazeleyeceğiz?" diyorlar. Şunu bilmek lazım ki bozulan nikahı tazelemek, nikah akdini baştan olduğu gibi yenilemek demektir. Nikahın ilkinde iki şahit bulunduğuna göre tazelemesinde de iki şahit olmalıdır ki nikah kıyılması sahih olsun. Bu konunun zor olduğu ve aşırı meşguliyet gerektirdiği sanılmasın. Hocasız ve törensiz basit ve sade bir şekilde, şehadeti makbul iki kardeşimizin huzurunda, camide veya evde hatta bir sohbet yerinde nikahımızı tazeliyerek hanımımızla zina etmek tehlikesinden emin, evlilik yaşantımızı sürdürebiliriz. Şimdi, nikahın rüknünden, şartından, nikahta vekaletten ve nasıl kıyıldığından bahsedelim. Nikahın rüknü; icap ve kabuldür. Yani taraflardan birinin "nefsimi yahut müvekkilemi veyahut müvekkilemi veyahut kızımı, sana zevce ettim" deyip diğerinin de "ben de zevce eyledim yahut nefsim veya müvekkilim veyahut oğlum için kabul ettim." demesi gibi. İcap ve kabul kelimesi bulunmaksızın nikah olmaz. İcap ve kabul sırasında mehrin söylenmesi, nikahın rüknü yahut sıhhat şartı değildir. Bu durumda akdin sıhhatine mehri misil tereccüp eder (gerekir). Mahalle imamının akdettim demesine de hacet yoktur.

Nikahın şartı: Evlenecek erkek ve kadının şer'i bir maniden hali olmak ve yek diğerinin icab ve kabulünü işitir olmak ve akit anında onların icab ve kabule dair sözlerinin işitici hür ve mükellef iki müslüman şahitin veya bir müslüman erkek ile iki müslüman kadın bulunmaktır. Allah-u Teâlâ'nın ve Resul'ünün veya meleklerin şehadetiyle nikah olmaz. Nikah akdinin cuma günü olması ve mecsid içinde icra edilmesi menduptur. İki bayram arasında da nikah ve zifaf kerahatsiz caizdir.

Nikahta vekalet: Evlenecek hür, bulûğa ermiş erkek ile kızın nikahlarının akdi şahitler huzurunda kendilerinin hazır bulunmaları ile icra edilebileceği gibi, vekaletle de icra edilebilir ki birinin bizzat kendi ve diğerinin vekili yahut ikisinin de vekili akdi yapabilir. Bir kimse iki tarafın da vekili veya velisi olarak yahut bir taraftan asil ve diğer taraftan veli, yahut bir taraftan veli bir taraftan vekil, yahut hem vekil hem de asil bulunarak nikahın iki tarafını da deruhte edebilir. Bir kimse nefsine zevce etmek için vekili olduğu kadını kendisine akd etmeye kendi tarafından asil ve zevce tarafından vekil bulunabilir. Vekil şart olan kalı ve temyizdir. Bulûğ, hürriyet, erkeklik şart değildir. Vekil velev ki baliğ olmamış, köle veya kadın olsun; onun şahitler huzurunda olan ibaresi ile nikah geçerli olur. Kişinin kendi fiiline şehadeti makbul olmadığından, vekil hem âkid hem şahit olamaz ise de vekalet verenin huzurunda mükellef vekil dahi hazır bulunursa bir şahit bulunması kafidir. Bulûğa ermiş hür bir kızın huzurunda, veli dahi böyledir. Veli ile birlikte bir şahit bulunması kifayet eder.

Şer'i Nikah ve Duası:

Nikah yapan kimse, evlenecek kızın ya da kadının vekilinin ve şahitlerinin; erkeğin, vekilinin ve şahitlerinin, kız ve oğlanın babalarının isimlerini yazar. Hazır bulunanlarla beraber istiğfar edip kız veya kadının vekiline bakarak "Allah-ü Tealâ'nın emri. Peygamber efendimizin sünneti, İmam-ı Azam'ın içtihadı ile ve hazır bulunanların şehadeti ile vekili bulunduğun filan kızı filanın, aralarındaki mehr-i müeccel ve muaccele üzerine filan oğlu filana helallığa, zevceliğe vekaletin hasebiyle verdin mi?" der. O da: "vekaletim hasebiyle verdim" der. Sonra erkeğin vekiline döner yukardaki okuduğunu aynen okur; "vekili bulunduğun erkeğe filan kızı filanı helallığa, zevceliğe vekaletin hasebiyle aldın mı?" der. O da "vekaletim hasebiyle aldım" der. Ve bunu kızın ve oğlanın vekiline yukardaki gibi tekrar ederek (verdin mi?, aldın mı?) sözünü üçer defa tekrar ettirir. Sonra duayı okuyarak fatiha ile bitirir.

Bu ilk kıyılan nikah olduğu için zamandan kaçılmaz, farz, vacip, sünnet ve menduplarına riayet edilerek yapılabilir. Ama maalesef nikah tazelemeler belki haftada bir veya gerektikçe daha sık bir şekilde yapılması zorunluluğundan nefse ağır gelir. Bu durumda bütün şartlarına riayet edilmesine zamanımız kifayet etmeyebilir. Yapılacak en kolay iş en azından nikahın şartlarına riayet edilerek nikah tazelemektir ki bu hususta şöyle bir misalle mü'min kardeşlerimize yardımcı olalım: Hanımımızın ağzından veya bizim ağzımızdan elfaz-ı küfür mü sadır oldu veya böyle bir şüphe içine mi düştük, hemen hanımımızın yanına giderek "ben bugün nikah tazelemek istiyorum, nikah tazelemek için bana vekaletini verir misin?" deriz, o da "verdim" deyince hem vekil hem de asil olarak iki müslümanın yanına gideriz.

"Ben nikahımı tazeleyeceğim" "sizler de şahit olun" deriz ve yukarıdaki nikah duasını şu şekilde okuruz: "Allah'ın emri. Peygamber efendimizin sünneti, İmam-ı Azam'ın içtihadı ile hazır bulunan şahitlerin huzurunda evvelki mehr-i muaccel ve müeccele ile falan kızı filanı (hanımımızın babasını ve hanımımızın adını zikrederek) onun tarafından vekaleten kendi tarafımdan asaleten zevceliğe aldım kabul ettim (üç kere) "sizler de Allah (Celle Celalühu) için şahit misiniz?" diye şahitlere bunu işittiririz. Şahitler de "bizler de şahidiz" deyince nikah en kısadan kıyılmış tazelenmiş olur. Gerekirse başındaki ve sonundaki dualar okunarak nikahımızın sünnet veya mendup olan kısımlarına da riayet edilir. Daha çok hayra ve sevaba kavuşulmuş olur.

Şimdi bu kadar kolay bir iş için, nikahı tehlikeye atmanın manasızlığı ortadadır. Allah'tan daha çok korkalım çünkü cennet Allah'tan korkanların, nefsinin hevasına uymayanların yurdudur, unutmayalım.

Not: Bu mevzuda Hanefi fıkhı gözetilmiştir.

Cemal Servi


Son Eklenen Yazılar

Arapça Bilmek Kur’ân’ı Yorumlamak İçin Yeterli mi? / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Kur’ân’daki hüküm bildiren muhkem ayetleri, Rasulullah ile ehlullah aynı şekilde anlayamaz, arada mutlaka derin farklar olacaktır. Ehlullahın anlaması ile de normal...

İslam’da Eğitimin Amacı Allah’ın Razı Olduğu İnsanlar Yetiştirmektir / Prof. Dr. Şakir Gözütok

Amaç açısından din ve eğitim ilişkisini değerlendirir misiniz? Normal şartlarda eğitim bilimi, eğitimin amaçlarını belirlemez, ahlâk ilmi belirler. Çünkü ortaya...

Ekonomi-Politik Açıdan Zekat / Melih Turan

Kavram ve ıstılah olarak zekât nedir? Günümüzde fakirlikle mücadele, ekonomik imkânların yaygınlaştırılması, insanca yaşamak konuları üzerinde çokça duruluyor. Zekâ...