Bencil Dünyada Ahlakın Önemliliği

Tarih: 2008-06-10

Yaşlı dünya herhalde insanlığın en bencil dönemine şahit olarak dönüyor. Hemen herkeste bunun farkında ve ortalığıdeğiştirecek sanki sihirli bir el bekliyor. Gelecek ve A'dan Z'ye her şeyi yenileyecek. Eğitimi değiştirecek, teknik bilgi ve görgünün yanısıra fedakarlığı, cömertliği, paylaşmayı da bilen insanlar getiştirecek. Çocukları, gençleri, yaşlıları eğitebilecek sistemler geliştirecek.

Özellikle insanlara evvela, insan olduklarının ve bu dünyada imtihanda olduklarının bilincini kazandıracak. Evet, ver demeden vermesini bilen ahlaklı ve üstün kişiliğe sahip insanları, bol cemiyetlere kavuşturacak birilerini bekliyor. Ah!.. Nerde o eskiler, ahlak kahramanları Ashab ve onları taklitte onlara yetişmiş alimlerimiz. Yedirmeyi içirmeyi, seven misafirperverliği ile dillere destan olmuş eski müslüman dedelerimiz. Şimdi okullarda çocuklara matematik, fizik, kimya öğretiyorlar. Elektronikle insanları elektronikleştiriyorlar. Duygu yok, sevme yok, cömertlik yok, verme yok...

İçinden gelen nefsanî sinyallerin tatmini peşinde koşan bilgisayar robotlar var. Yaşamak için acımasızca öldürenler, biraz menfaat için memleketleri çoluk çocuk demeden ateşe verenler var. Ne yani! Okullarımızda çocuklara ahlak dersleri vermiyor muyuz? Okul şarkılarında ve korolarda birbirlerini sevmelerini tavsiye etmiyor muyuz diyebilir bizim insan uzmanlarımız. "Uyuza kaşınma tavsiyesi", insan nedir bilmeden insanı tedavi ettiğini sanan ilerici aydınlarımız. Sen de bir insansın. Yıllardan beri görmediğin, bilmediğin iç organlarının sana hizmet etmesi sebebiyle hayattasın. Ve daha bilmediğin nice manevi cihazların var. Aynada gördüğün yüzünden ve her zaman tanıdığın bencilliğin, riyakarlığın, samimiyetsizliğinden başka neyini biliyorsun ki insan uzmanı kesildin. Toplumu eğiten kitaplar yazıyorsun. Şarkılarla gençlere sevmeyi aşılıyorsun. Bugün okullarda verilen şey, şahsi menfaatlerini daha iyi elde edebilme becerisinden başka nedir?

Dikkat edelim, toplumumuzda herkes kendi dışında bütün insanları cimrilikle suçlar. Paylaşmayı bilmediğinden dem vurur. Daha nice kötülüklerini saymakla bitiremez. Ama kendi hariçtir. Kendisi şimdiye kadar kime ne vermiştir? Komşusu aç sabahlarken döktüğü ekmek ve yemeği hesabına oturmuş mudur veya aklına olsun gelmiş midir? Lükse ve süse israf ettiği para kadar, parası olmadığı için tahsili yarım kalmış gençlerin olabileceğini düşünmüş müdür? Bugün bu tür muhasebelere girmemiş insanlar devletin ve milletin kurtuluşu hakkında attığı nutuklarla mangalda kül bırakmazlar. Evet, umumi manzara böyle. Arada sırada bulunan güzel ahlaklı insanların güzel davranışları, insanlar arasında kaynak olmasa bölük bölük bölüneceğiz. Etrafımızda bazen rastladığımız güzel ahlak görüntüleri de genellikle araştırılınca kof çıkıyor. Bir yerlere bir zengin aşevi veya bir yurt açıyor, seviniyorsun; altını kaldırıyorsun, şahsi çıkar veya siyasi yatırım çıkıyor. Bir taraftan dünyanın üstündeki ve altındaki zenginlikler hızla tükenirken, bir taraftan da insanların sayısı hızla artıyor. Paylaşmayı bilmeyen insanlarla dolu şu küçücük dünyada, insanlığın hali nice olur, bunu Peygamber Efendimizin şu hadisi şerifinden hayretle ve ibretle dinleyelim; "Cimrilikten sakınınız, zira cimrilik sizden öncekileri davet etti; kanlarını akıttılar. Yine kendi tarafına çekti, haramı helal ettiler. Onları kendi tarafına çekti, sıla-i rahmi, akrabalarla alakayı, kestiler."

Bir başka hadisinde ise; "Aman aman, cimrilikten son derece sakının. Zira, sizden öncekileri cimrilik helak etmiştir. Cimrilik onları kan dökmeye ve haramı helal tanımaya sürüklemiştir." Cimriliğe uyulursa oluşabilecek acı manzaranın tablosu Resul-i Ekrem (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) Efendimizin 1400 yıl önce söylediği sözleri ile gözler önündedir. Bu tabloyu günümüzdeki manzarayla karşılaştırırsak, insanların cimriliklerine ne kadar uymuş oldukları da açıkça ortaya çıkar. Bencillik ve türevleri olan cimriliğin, hasetin, kin ve düşmanlıkların temeldeki müsebbibine ise Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle işaret buyurmaktadır: "Cimrilikle iman bir kalpte bulunmaz". O zaman, ne acı ki etrafımız imansız veya imanı zayıf insanlarla dolu. Maalesef halkının yüzde doksanı müslüman olan Türkiye'nin tablosu bu olduğuna göre, müslüman geçinenlerimiz dahil acilen bir şeyler yapmak zamanı gelmiştir.

Çareye geçmeden önce ibret olması ve bizi muhasebeye sevketmesi için İmam-ı Gazali (r.a.) İhyasından iki hikaye nakledelim; Denildi ki; bir bedevi birini arıyordu, önünde incir olan bir adamın yanına vardı. Adam bedeviyi görünce hemen başörtüsü ile incirleri kapattı. Bedevi oturdu, sohbet esnasında adam bedeviye "kuran okumasını bilir misin" diye sordu. Bedevi "bilirim" dedi ve "Vezzeytuni ve turisinine" diye okumaya başladı. Adam "bunun başında - Vettini (İncire yemin olsun ki) olacaktı onu niye atladın?" diye sorunca, bedevi, "O senin fesinin altında kaldı, onu oradan çıkaramadım", dedi.

Yine denildi ki; Cimrinin biri dostlarından birini evine davet eder. İkindi olur, hala kendisine yemek vermez. Adamın açlıktan aklı gidecek dereceye gelir. Bu esnada ev sahibi, ud çalgısı getirir ve misafirine - "Söyle bakalım hangi sesten hoşlanırsın? Onu çalayım" der.

Misafir de - Tava sesinden hoşlanırım, der. Bu hikayeler bizlere hatıralarımızı, yaptıklarımızı çağrıştırıyorsa işimiz var. Bilelim ki müslümanlık namaz kılıp oruç tutmakla, hacca gidip zekat vermekle bitmiyor. Mürüvvetin icaplarını da yerine getirmek lazım. 54 Farzın cümlesini yapmaya çalışmak ise kaçınılmaz bir gerçek. Kötü ahlakların cümlesinden zina ve içkiden kaçar gibi kaçmak gerektiği şuuruna erişmek, bu anlayışa sahip olmak için bilgi görgü ve yakinimizin artmasına çalışmak lazım. Bu nasıl olacak?

Kendi kritiğimizi yaparak veya kendi kendimize bunu beceremeyeceğimizin farkına vararak, Allah'ın bu iş için yaratmış ve terbiye etmiş olduğu veli kullarını önüne diz çökerek olacak. Onların bu husustaki nasihat ve tavsiyelerine kulak vererek olacak. Başka yol mu var? Bir de bir mürşide gittiği halde ondan istifade edemeyenler de var ki Allah onlardan da etmesin. Yani orada sadece içki, zina gibi günahlarımızı terketmiş olmakla yetinmeyip kötü huylarımızın da izalesinin o kapılarda olduğu bilinci ile hareket etmeliyiz.

Güzel ahlakın teorisinde kalanlardan da olmayalım ki ilmi ile amil olmayanların azap ve pişmanlıkları da büyük olacaktır. Rabbimizin razı olduğu müminlerden olabilmeyi dileyelim. Bizden razı mıdır değil midir'in kritiğini de aşağıdaki hadis-i şerifle ne kadar muhatap olduğumuza bakarak anlayalım. "İki haslet var ki, müminde toplanmaz; bunlar, cimrilik ve kötü huydur" (Tirmizi)

Rabbimiz nefsini tezkiyyeye muvaffak olanlardan etsin.

Amin.

Not: Hadis-i Şerifler İhyâ''ı Ulumuddinden alınmıştır.

Feyz Araştırma Gurubu


Son Eklenen Yazılar

Allah’a Dost Olmak Davasında Sebat Etmek / Şenel İlhan Beyefendi’nin Sohbetinden

Tevekkülün Neticesi Teslimiyettir Tevekkül etmek tüm işlerinde Allah’ı vekil kılmak ona teslim olmaktır. Allah’a (C.C.) teslimsen tevekkülün de var demektir. Al...

Din ve Dindarlığın Benlik Saygısına Etkisi / Doç. Dr. Nurten Kımter

Benlik saygısını etkileyen unsurlar nelerdir? Benlik kavramı birtakım yaşantılar sonucunda oluşur. Benliğimiz doğduğumuz andan itibaren, başımızdan geçen sayısı...

Muhabbetin Kıblesi / Doç. Dr. Adem Ergül

Rabbani terbiyenin en önemli şuur dinamiklerinden biri hiç şüphesiz muhabbet sermayesinin doğru bir şekilde kullanılmasıdır. Kişinin gönlü nereye akarsa oradan gıda...